Hakka suresi
1- Hak..
2- Hakkı[n gerçeği] nedir?
3- Hakkı[n gerçeğinin] ne olduğunu ön görmeni ne sağladı?
4- Semud'un [milleti] ve Ad'ın [milleti], (o) çarpanı yalanladı.
5- Ardından, Semud'un [milletine] gelince: taşkınlık ile¹ helak edildiler.
¹: "Taşkınlık sebebiyle helak edildiler" şeklinde de meal edilebilir. "bi=ب" harfi cerr'i iki anlama da müsaittir.
6- Ad'ın [milletine] gelince: azgın, Sarsar [dondurucu/uğultulu] bir Rüzgar ile helak edildiler.
7- Onlara karşı bir silip yok edici olarak¹ yedi gece ve sekiz gün onu [o azgın rüzgarı] hizmete verdi. Artık, (bu) milleti sanki hurma ağacının bomboş haldeki kökleri gibi [yere] yıkılmış² bir şekilde görürsün.
¹: "hasm=حسم" bir şeyin eserinin/izinin kaldırılmasıdır. (müfredat : حسم)
²: "sara=صرع" bir şeyin yere düşürülmesidir. (Mekayısi-l lugat: صرع)
8- Artık, onlara ait bir kalıntı görüyor musun?
9- Firavun, kendisinden önce kim varsa ve altı üstüne getirilmiş[kent]ler, hatalar [meydana] getirdiler.
10- Ardından, RAB'lerinin Elçisi'ne isyan ettiler. Derken, onları (azabı) yükselen bir yakalama (ceza) olarak yakaladı.
11- Gerçekten biz, 'su' taştığı zaman, akıp gidenin (geminin) içinde sizi taşıdık.
12- Size onu bir öğüt yapalım ve kavrayan bir kulak onu kavrasın diye [bunu yaptık].
13-15- Artık, bir tek üfleyiş olarak Sur'un içine üflendiği, yer ve dağlar taşınıp, ardından ikisi de tek bir dağılış olarak dağılıp toz oldukları zaman, o gün (o) vuku [olay] vuku buldu [gerçekleşti].
16- Gök, bölündü.¹ Artık, o gün, [gök] bir çözülücüdür/dağılıcıdır.
¹: bkz: Büyük yırtılma teorisi.
17- Melek[ler]¹, [Göğün] kenarlarındadır. Artık, o gün onların tepesinde RAB'binin Arş'ını [yönetimini] sekiz [melek] taşır.
¹: Cins ismi olarak "melekler" anlamındadır. (Fahreddin Razi)
18- O gün, sunulursunuz ve sizden hiçbir gizlenici gizlenemez.
19-20- Artık, kitabı yemininden/sağından verilmiş kimseye gelince: O "Alın okuyun kitabımı. Gerçekten ben, kendi hesabım [ile] karşılaşıcı olduğumu düşünmüştüm." der.
21-22- Artık o, razı olan bir yaşamın içinde, yani yüce bir cennetin içindedir.
23- Onun [cennetin] toplanacak meyveleri, yakındır/sarkmıştır.
24- "Boş günlerdeki geçmişiniz sebebiyle yeyin ve için!" [denilir].
25-27- Artık, kitabı solundan verilmiş kimseye gelince: o "Keşke kitabım verilmemiş olsaydı. Hesabımın ne olduğunu hiç bilmemiştim. Keşke o (ölüm)¹ tamamlayıcı olsaydı." der.
¹: Zamir, "mevt=موت" yani "ölüm"'e işaret etmektedir. (Zamahşeri:keşşaf)
28-29- "Malım bana yeterli gelmedi. Yetkim-kuvvetim benden yok olup kayboldu." [der]
30-32- "Tutun onu da bağlayın! Sonra da kızgın Ateşin [azabını] ona çektirin. Sonra, ölçüsü yetmiş arşın olan zincirin içine onu katın."
33-36- "Gerçekten o, en büyük Allah'a inanmıyordu. Yoksula yedirmeye teşvik etmiyordu. O halde, bugün işte burada ona sıcak bir dost yoktur. Herhangi bir yemek de yoktur. Ancak, irinden [bir parça yiyecek] vardır."
37- "Onu, ancak hatalı eylemi seçenler¹ yer."
¹: "hata=خطا" kelimesi, irade dışı olan, kasıtsız yapılan eylem anlamıyla sınırlı değildir. Kimi zaman, bile bile yanlış şeyi yapmaya da "hata" denir. (müfredat : خطا) mesela Yusuf 91. Ayette, Yusuf'un kardeşleri Yusuf'a yaptıkları kötülüğü itiraf ederken "hata edenler idik" dedikleri anlatılır. Hâlbuki, Yusuf'a o kötülüğü yaparken kasten bile bile bu kötülüğü yapmışlardı.
38-40- Artık, gördüğünüz ne varsa ve görmediğiniz ne varsa delildir ki: gerçekten o, çok değerli bir Elçinin bildirisidir.¹
¹: "Resul=رسول" mesajı ileten anlamındadır. Mesajı iletenin söylediği, mesajı gönderenin söylediği olduğuna göre bu ayetteki "söz" yani "kavl=قول" kelimesini doğal olarak "bildiri" olarak anlamak gerekecektir. Ayrıca, "kavl=قول" kelimesinin "bildir" manasında olduğuna dair örnek ayetler Zümer 10. Ayetin dipnotunda yazılıdır.
41- O, herhangi bir Şairin sözü değildir. Ne az inanıyorsunuz.
42- Herhangi bir kahin'in sözü değildir. Ne az düşünüp öğüt alıyorsunuz..
43- Kısım kısım indirilişi Alemlerin [tüm varlıkların] RAB'bi[tarafın]dandır.
44-47- Şayet, bazı sözleri bizim üzerimizden söylemeye [uydurmaya] başlamış olsaydı, mutlaka ondan yemini [kuvveti] yakalardık. Sonra, ondan can damarını mutlaka keserdik de sizden hiç biri, bu konuda onu engelleyenler (koruyanlar) olmazdınız.
48- Gerçekten o, korunup sakınanlar için mutlaka bir öğüttür.
49- Gerçekten biz, sizden yalanlayanlar olduğunu mutlaka biliyoruz.
50- Gerçekten o, kafirlere [gerçeği örtenlere] karşı mutlaka bir pişmanlıktır.
51- Gerçekten o, yakın-kesin olan gerçektir.
52- O halde, en büyük RAB'binin ismiyle tenzih et.
24 Kasım 2019 Pazar
68- Kalem suresi (Hubeyb öndeş meali)
Kalem suresi
1-2- Nun. (o) kalem ve satır satır yazdıkları delildir ki:¹ RAB'binin nimeti sayesinde sen kesinlikle cinlenmiş/delirmiş değilsin.
¹: ""Kalem ve satır satır yazdıkları", peygamberin "delirmiş" olmadığına nasıl delili olabilir?" sorusu akla gelebilir.
O dönemde edebiyatın zirvede olduğu bir zamanda peygamberin üstün bir edebiyatta bir sözler söylemesi, 23 yılda söylediği hiçbir ayetin arasında çelişki olmaması, gelecekten haber vermesi ve okuma yazma bilmediği halde eski kutsal yazılarda bulunan ama kendisinin hiç ulaşmadığı bilgileri vermesi, onun delirmiş olmadığının delilidir. "kalemin satır satır yazdıkları" ayetler de bu olayı delil alarak onun delirmiş olmadığına kanıt getirmiştir.
Bu delilin bizim açımızdan kanıt olan tarafı ise şudur:
Kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir sözü olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması peygamberin delirmiş olmadığının ve Allah'tan gelen bilgiyle bize aktardığının delilidir.
3- Gerçekten, senin için kesintisiz bir ödül mutlaka vardır.
4- Gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
5-6- Yakında göreceksin ve onlar da görecektir: hanginiz fitnelenmiştir?
7- Gerçek şu ki, RAB'bin, yol bulanları daha iyi bilen iken, kendisinin yolundan kaybolanları da kesinlikle daha iyi bilendir.
8- O halde, yalanlayanlara gönülden itaat etme.
9- Sen yağcılık yapsan da kendileri de yağcılık yapsalar [diye] çok arzu ettiler.
10-14- Her çokça yemin eden, düşük seviyede, çokça çekiştiren, karalama ile çokça ara bozuculuk yapan, hayra çokça engel olan, saldırgan, kasıtlı suç işleyen, eli çok sıkı [cimri] olan, bundan sonra da kötülükle damgalanmış¹ [kimseye], mal ve çocuklar sahibi olmuş diye itaat etme.
¹: "zenim=زنيم" kelimesi kötülükle damgalanmış anlamındadır. (zad'ul mesir) bu kelimenin "soyu belli olmayan, kulağı kesik" gibi anlamlara geldiği de söylenmiştir.
15- Ayetlerimiz [işaretlerimiz] kendisine okunup teşvik edildiğinde "öncülerin-öncekilerin satırlarıdır [uydurmasıdır]" dedi.
16- Onu, hortum üzerine işaretleyeceğiz [rezil edeceğiz].¹
¹: bu ifade rezil etme ve utanç verme anlamında kullanılır. (Beydavi, müfredat :خرط)
17-18- Gerçekten biz, onları sınadık. Tıpkı, cennetin [bahçenin] dostlarını sınadığımız gibi, hani onlar, sabaha girerken mutlaka ama mutlaka onu [bahçenin ürünlerini] toplayacaklarına [dair] yemin etmişlerdi. İstisna etmiyorlardı [fakirlerin hakkını ayırmıyorlardı/başka bir ihtimal vermiyorlardı]¹.
¹: "inşallah" yani "Allah (olmasını) tercih ederse" dememişlerdi, anlamındadır. "fakirlerin hakkını ayırmıyorlardı" anlamında olduğu da söylenmiştir. (zad'ul mesir, zamahşeri:keşşaf) Her iki anlam da kur'an'ın diğer ayetleriyle bağdaşır. Aralarında tercih yapmak gerekmez.
19- Derken, RAB'binden bir kuşatma, onlar uyurken onu [o bahçeyi] kuşattı.
20- Böylece, [bahçe] tamamen toplanmış/kararmış¹ gibi bir halde sabahladı.
21-22- Sabaha girerken, "Eğer, toplayıcı idiyseniz, erkenden ekininizi [toplamaya] kalkın." diye seslendiler.
23-24- Ardından Kısık sesle "Bugün, herhangi bir yoksul, karşınızda ona sakın [bahçeye] girmesin" diye konuşarak yola koyuldular.
25- Bir amaç üzerine (yoksullara engel olma niyetiyle)¹ imkanları olarak erkenden çıktılar.
¹: (Zad'ul mesir, Fahreddin Razi)
26-27- Ardından, onu [o bahçeyi] gördüklerinde "Gerçekten biz, şaşırdık/yolu kaybettik... Aksine! Biz mahrum edildik" dediler.
28- Onların en ortancası "Size hiç ''tenzih etmeniz gerekmez miydi?'' demedim mi?" dedi.
29- Onlar "RAB'bimiz! Seni tenzih ederiz, gerçekten biz, zalimler olduk." dediler.
30- Ardından, birbirlerini kınayarak birbirlerine yöneldiler.
31-32 - "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, taşkınlık yapanlar olduk. RAB'bimizin, ondan [bahçeden] daha hayırlısı [ile] bizim için değiştirmesi umulur. Gerçekten biz, sadece RAB'bimize rağbet etmekteyiz [onu istemekteyiz]" dediler.
33- İşte, azap bunun gibidir. Ahiretin [sonun] azabı, elbette daha büyüktür. Şayet, biliyor olsalardı...
34- Gerçekten, korunup sakınanlara RAB'lerinin katında, Naim'in cennetleri vardır.
35- Artık, Müslümanları [teslim/barışçı olanları], Suçlular gibi mi sayarız?
36- Sizin için ne var? Nasıl hüküm ediyorsunuz?
37- Yoksa, size ait, kendisinde ders çalıştığınız bir kitap mı var?
38- Onda [o kitapta] Beğenip tercih ettiğiniz ne varsa kesinlikle o gerçekten sizin miymiş?¹
¹: bir kıraat'te soru hemzesi ile (أ) ayete başlanmıştır. (Halebi: duru-l mes'un) çeviri buna göre yapıldı. Bir başka açıklamaya göre, "enne =أن" şeklindedir, "lema=لما" ifadesindeki "lam=ل" sebebiyle "inne=إن" şeklinde okunmuştur. (kurtubi, Müşkül i'rab-ul kur'an) buna göre, önceki ayete bağlı olarak "...içinde ''beğenip seçtiğiniz ne varsa kesinlikle sizindir'' diye kendisinde ders yaptığınız size ait bir kitap mı var?" anlamındadır.
39- Yoksa, "Hüküm ettiğiniz [şeyler] kesinlikle sizindir" diye¹ bize karşı kıyamet gününe kadar varacak olan size ait yeminler mi var?
¹: "lema=لما" ifadesindeki "lam =ل" sebebiyle "inne=إن" olmuştur. Aslında "enne=أن" şeklindedir. (zad'ul mesir) çeviri buna göre yapıldı.
40- Sor onlara "Bunlara hanginiz kefil?"
41-43- Yoksa, kendilerine ait ortaklar mı var? Eğer dürüst idilerse, bir bacaktan açılacağı [işlerin kızışacağı¹] ve onların secdeye davet edilecekleri gün² ortaklarını getirsinler. [Davet edilirler] ardından, bakışları boynu bükük/çaresiz bir haldeyken, utanç kendilerini kuşatır bir haldeyken [secdeye] güç yetiremezler. Hâlbuki onlar sağlıklı haldeyken, secdeye davet edilmişlerdi.
¹: Bu ifade, işlerin kızışması, sorunların büyümesi, gerçeğin ortaya çıkması anlamında kullanılır. (Beydavi, müfredat: ساق)
²: 42. Ayetteki "gün" kelimesi 41. Ayetteki "getirsinler" fiili ile mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un)
44- Artık, beni bırak ve bu sözü/olayı yalanlayan kimseleri de [bırak]. Bilmedikleri yerden kendilerini derece derece [tuzağa] çekeceğiz.¹
¹: Zamahşerinin ve Razinin açıklamasına binaen bu anlam verildi. (bkz: ilgili ayet tefsiri)
45- Onlar için süre veriyorum. Gerçekten, benim planım sağlamdır.
46- Yoksa, onlardan bir ödül istiyorsun da onlar bir para kaybından dolayı ağır [borç altında] mı bırakılmışlar?
47- Yoksa, Gayb [gizlilik] kendilerinin katında bulunuyor da kendileri mi yazıyorlarmış?
48- RAB'binin hükmü için sabır et. Büyük balığın dostu (Yunus peygamber)¹ gibi olma. Bir vakit: öfkeye boğulmuş bir haldeyken seslenmişti.
49- Şayet, kendisinin RAB'binden bir nimet kendisine inmemiş/ulaşmamış olsaydı, gerçekten yerilmiş olarak çıplak alana değersizce atılmıştı...
50- Derken, RAB'bi onu özel olarak seçti, ardından onu düzgün-iyi kişilerden kıldı.
51- Gerçeği örtmüş olanlar, hatırlatmayı işittikleri zaman, gerçekten de neredeyse seni bakışlarıyla kaydıracaklardı/devireceklerdi.¹ "Gerçekten o, bir cinlenmiştir/delirmiştir" diyorlar.
52- O, ancak alemlere [tüm varlıklara] bir hatırlatmadır.
1-2- Nun. (o) kalem ve satır satır yazdıkları delildir ki:¹ RAB'binin nimeti sayesinde sen kesinlikle cinlenmiş/delirmiş değilsin.
¹: ""Kalem ve satır satır yazdıkları", peygamberin "delirmiş" olmadığına nasıl delili olabilir?" sorusu akla gelebilir.
O dönemde edebiyatın zirvede olduğu bir zamanda peygamberin üstün bir edebiyatta bir sözler söylemesi, 23 yılda söylediği hiçbir ayetin arasında çelişki olmaması, gelecekten haber vermesi ve okuma yazma bilmediği halde eski kutsal yazılarda bulunan ama kendisinin hiç ulaşmadığı bilgileri vermesi, onun delirmiş olmadığının delilidir. "kalemin satır satır yazdıkları" ayetler de bu olayı delil alarak onun delirmiş olmadığına kanıt getirmiştir.
Bu delilin bizim açımızdan kanıt olan tarafı ise şudur:
Kur'an'ın 1400 yıl öncesinden kozmoloji doğa ve yaratılış hakkında o kadar çok konuşup bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen günümüz bilimine zıt herhangi bir sözü olmayan aksine isabetli ve bağdaşabilen ayetleri olan bir kitap olması peygamberin delirmiş olmadığının ve Allah'tan gelen bilgiyle bize aktardığının delilidir.
3- Gerçekten, senin için kesintisiz bir ödül mutlaka vardır.
4- Gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin.
5-6- Yakında göreceksin ve onlar da görecektir: hanginiz fitnelenmiştir?
7- Gerçek şu ki, RAB'bin, yol bulanları daha iyi bilen iken, kendisinin yolundan kaybolanları da kesinlikle daha iyi bilendir.
8- O halde, yalanlayanlara gönülden itaat etme.
9- Sen yağcılık yapsan da kendileri de yağcılık yapsalar [diye] çok arzu ettiler.
10-14- Her çokça yemin eden, düşük seviyede, çokça çekiştiren, karalama ile çokça ara bozuculuk yapan, hayra çokça engel olan, saldırgan, kasıtlı suç işleyen, eli çok sıkı [cimri] olan, bundan sonra da kötülükle damgalanmış¹ [kimseye], mal ve çocuklar sahibi olmuş diye itaat etme.
¹: "zenim=زنيم" kelimesi kötülükle damgalanmış anlamındadır. (zad'ul mesir) bu kelimenin "soyu belli olmayan, kulağı kesik" gibi anlamlara geldiği de söylenmiştir.
15- Ayetlerimiz [işaretlerimiz] kendisine okunup teşvik edildiğinde "öncülerin-öncekilerin satırlarıdır [uydurmasıdır]" dedi.
16- Onu, hortum üzerine işaretleyeceğiz [rezil edeceğiz].¹
¹: bu ifade rezil etme ve utanç verme anlamında kullanılır. (Beydavi, müfredat :خرط)
17-18- Gerçekten biz, onları sınadık. Tıpkı, cennetin [bahçenin] dostlarını sınadığımız gibi, hani onlar, sabaha girerken mutlaka ama mutlaka onu [bahçenin ürünlerini] toplayacaklarına [dair] yemin etmişlerdi. İstisna etmiyorlardı [fakirlerin hakkını ayırmıyorlardı/başka bir ihtimal vermiyorlardı]¹.
¹: "inşallah" yani "Allah (olmasını) tercih ederse" dememişlerdi, anlamındadır. "fakirlerin hakkını ayırmıyorlardı" anlamında olduğu da söylenmiştir. (zad'ul mesir, zamahşeri:keşşaf) Her iki anlam da kur'an'ın diğer ayetleriyle bağdaşır. Aralarında tercih yapmak gerekmez.
19- Derken, RAB'binden bir kuşatma, onlar uyurken onu [o bahçeyi] kuşattı.
20- Böylece, [bahçe] tamamen toplanmış/kararmış¹ gibi bir halde sabahladı.
21-22- Sabaha girerken, "Eğer, toplayıcı idiyseniz, erkenden ekininizi [toplamaya] kalkın." diye seslendiler.
23-24- Ardından Kısık sesle "Bugün, herhangi bir yoksul, karşınızda ona sakın [bahçeye] girmesin" diye konuşarak yola koyuldular.
25- Bir amaç üzerine (yoksullara engel olma niyetiyle)¹ imkanları olarak erkenden çıktılar.
¹: (Zad'ul mesir, Fahreddin Razi)
26-27- Ardından, onu [o bahçeyi] gördüklerinde "Gerçekten biz, şaşırdık/yolu kaybettik... Aksine! Biz mahrum edildik" dediler.
28- Onların en ortancası "Size hiç ''tenzih etmeniz gerekmez miydi?'' demedim mi?" dedi.
29- Onlar "RAB'bimiz! Seni tenzih ederiz, gerçekten biz, zalimler olduk." dediler.
30- Ardından, birbirlerini kınayarak birbirlerine yöneldiler.
31-32 - "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz, taşkınlık yapanlar olduk. RAB'bimizin, ondan [bahçeden] daha hayırlısı [ile] bizim için değiştirmesi umulur. Gerçekten biz, sadece RAB'bimize rağbet etmekteyiz [onu istemekteyiz]" dediler.
33- İşte, azap bunun gibidir. Ahiretin [sonun] azabı, elbette daha büyüktür. Şayet, biliyor olsalardı...
34- Gerçekten, korunup sakınanlara RAB'lerinin katında, Naim'in cennetleri vardır.
35- Artık, Müslümanları [teslim/barışçı olanları], Suçlular gibi mi sayarız?
36- Sizin için ne var? Nasıl hüküm ediyorsunuz?
37- Yoksa, size ait, kendisinde ders çalıştığınız bir kitap mı var?
38- Onda [o kitapta] Beğenip tercih ettiğiniz ne varsa kesinlikle o gerçekten sizin miymiş?¹
¹: bir kıraat'te soru hemzesi ile (أ) ayete başlanmıştır. (Halebi: duru-l mes'un) çeviri buna göre yapıldı. Bir başka açıklamaya göre, "enne =أن" şeklindedir, "lema=لما" ifadesindeki "lam=ل" sebebiyle "inne=إن" şeklinde okunmuştur. (kurtubi, Müşkül i'rab-ul kur'an) buna göre, önceki ayete bağlı olarak "...içinde ''beğenip seçtiğiniz ne varsa kesinlikle sizindir'' diye kendisinde ders yaptığınız size ait bir kitap mı var?" anlamındadır.
39- Yoksa, "Hüküm ettiğiniz [şeyler] kesinlikle sizindir" diye¹ bize karşı kıyamet gününe kadar varacak olan size ait yeminler mi var?
¹: "lema=لما" ifadesindeki "lam =ل" sebebiyle "inne=إن" olmuştur. Aslında "enne=أن" şeklindedir. (zad'ul mesir) çeviri buna göre yapıldı.
40- Sor onlara "Bunlara hanginiz kefil?"
41-43- Yoksa, kendilerine ait ortaklar mı var? Eğer dürüst idilerse, bir bacaktan açılacağı [işlerin kızışacağı¹] ve onların secdeye davet edilecekleri gün² ortaklarını getirsinler. [Davet edilirler] ardından, bakışları boynu bükük/çaresiz bir haldeyken, utanç kendilerini kuşatır bir haldeyken [secdeye] güç yetiremezler. Hâlbuki onlar sağlıklı haldeyken, secdeye davet edilmişlerdi.
¹: Bu ifade, işlerin kızışması, sorunların büyümesi, gerçeğin ortaya çıkması anlamında kullanılır. (Beydavi, müfredat: ساق)
²: 42. Ayetteki "gün" kelimesi 41. Ayetteki "getirsinler" fiili ile mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un)
44- Artık, beni bırak ve bu sözü/olayı yalanlayan kimseleri de [bırak]. Bilmedikleri yerden kendilerini derece derece [tuzağa] çekeceğiz.¹
¹: Zamahşerinin ve Razinin açıklamasına binaen bu anlam verildi. (bkz: ilgili ayet tefsiri)
45- Onlar için süre veriyorum. Gerçekten, benim planım sağlamdır.
46- Yoksa, onlardan bir ödül istiyorsun da onlar bir para kaybından dolayı ağır [borç altında] mı bırakılmışlar?
47- Yoksa, Gayb [gizlilik] kendilerinin katında bulunuyor da kendileri mi yazıyorlarmış?
48- RAB'binin hükmü için sabır et. Büyük balığın dostu (Yunus peygamber)¹ gibi olma. Bir vakit: öfkeye boğulmuş bir haldeyken seslenmişti.
49- Şayet, kendisinin RAB'binden bir nimet kendisine inmemiş/ulaşmamış olsaydı, gerçekten yerilmiş olarak çıplak alana değersizce atılmıştı...
50- Derken, RAB'bi onu özel olarak seçti, ardından onu düzgün-iyi kişilerden kıldı.
51- Gerçeği örtmüş olanlar, hatırlatmayı işittikleri zaman, gerçekten de neredeyse seni bakışlarıyla kaydıracaklardı/devireceklerdi.¹ "Gerçekten o, bir cinlenmiştir/delirmiştir" diyorlar.
52- O, ancak alemlere [tüm varlıklara] bir hatırlatmadır.
23 Kasım 2019 Cumartesi
67- Mülk suresi (Hubeyb öndeş meali)
Mülk suresi.
1- Yönetim, kendisinin elinde [gücünde] bulunan ne kutludur! Hemde o, her şeye imkanı olandır.
2- [O], "Eylem bakımından hanginiz daha güzelsiniz?" [diye] sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. Hemde o, devamlı üstündür, çok bağışlayandır.
3- [O], tabaka/uyumlu halde yedi (birçok) göğü yarattı. Rahman'ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk/aykırılık¹ göremezsin.² Artık, bakmaya dön, hiçbir yarık görüyor musun?
¹: "tefavut=تفاوت" vasıflarda aykırılıktır. (müfredat: فوت)
²: Sakat doğum vb. olaylar, ayete aykırı değildir. Dikkat edilirse "Rahman'ın yarattığı şeylerde..." [في ما خلق الرحمان] denilmemiştir, doğrudan Rahman'ın yaratma sisteminde bir uyumsuzluk olmadığı söylenmektedir. Evrendeki yaratılışta herhangi bir uyumsuzluk yoktur, her şey belirlenmiş bir şekilde (determinizm) çalışmaktadır. Bu durum ayeti doğruluyor. Sakat doğum, hastalık vb. ise, "yaratılış" itibariyle gerçekleşen bir şey değildir, tamamen insanların doğadaki düzeni bozması sebebiyle gerçekleşmektedir. Biyolog Dr. Aidin Salih, "gerçek tıp" adlı kitabında da, yaratılıştan kaynaklı bir sorun olmayıp, insanların bu düzeni kendilerinin bozduğunu belirtmektedir.
4- Sonra, bakmaya iki kere dön ki, bakış (göz) yorgun/aciz bir halde çaresizce sana geri dönsün.
5- Elbetteki, en yakın-aşağı göğü, ışıklarla¹ süslü gösterdik² ve onu³, şeytanlar için bir uzaklaştırma/taşlama yaptık. Onlar [şeytanlar] için, alevin azabını hazırladık.
¹: "mesabih=مصابيح", "Misbah=مصباح" kelimesinin çoğuludur. "Misbah=مصباح" ise "lamba" anlamındadır. (müfredat : صبح, Lane's lexicon: مصباح) bu kelimenin istiare yoluyla "yıldız" anlamında olduğu söylense de, Nur 35. Ayette "yıldız" manasında olan "kevkeb=كوكب" kelimesiyle birlikte bahsedilmesi, bu kelimenin yıldız anlamında olmadığını gösteriyor. Bu ışıklar, Cin 9. Ayette, cinleri kovaladığı söylenen veya Rahman 35 ayetlerinde göğe çıkanlara gelecek olan ateş topu olabilir. Meteor da olabilir. Yıldız kayması dediğimiz olay da kuyruklu yıldızlardan kopan parçalar atmosfere girerek yanmaya başlar. Atmosferde sanki yıldız kaymış gibi bir görüntü verir. Asırlar önce yaşayan bir insan doğal olarak kayan şeylerin yıldızlar olduğunu zanneder.
Ancak kur'an özellikle yıldızlar manasında olan "kevakib=كواكب" veya "nucum=نجوم" kelimesini değil, "lambalar" manasında olan "mesabih =مصابيح" kelimesini kullanmıştır. İşte Ayette anlatılan ışıklar da bunlar olmalıdır.
²: Ayette, "yarattı yerleştirdi, yaptı" manasında olan "halaka=خلق" veya "ceale=جعل" fiili kullanılmamış; "süsledi" manasında olan "zeyyene=زين" fiili kullanılmıştır. Bu fiilin kullanılması, yıldızların en yakın gökte bulunduğunu değil, en yakın gökte öyle bir görüntü verdiğini gösteriyor. Örneğin enam 43. Ayette "şeytan onlara bulunmakta oldukları eylemleri süslü olarak gösterdi" denir. "süslü olarak gösterdi" manasında yine "zeyyene =زين" fiili kullanılmıştır. Halbuki yaptıkları şey güzel değil, şeytan onlara bu eylemi süsledi yani güzel gibi gösterdi. Bir benzeri olarak bakara 212. Ayette "dünya hayatı kafirlere süslendi" denir. "süslendi" manasında "zuyyine =زين" fiili kullanılmıştır.
Yine "güzel gösterildi, aslen güzel olmadığı halde onlara öyle gösterildi" manasındadır.
Eğer kur'an, yıldızların en yakın gökte olduğunu söylüyor olsaydı, Nuh 15-16 ayetlerinde Güneş ve Ay'ın gökte (uzayda) bulunduğunu göstermek için "ceale=جعل" fiilini kullandığı gibi, bu ayette de "ceale=جعل" fiilini kullanırdı.
³: "Onu" zamiri göğe de işaret edebilir. (Halebi: Duru-l mes'un) çünkü "ha=ها" zamiri dişi isme işaret eder, gök de dişi bir isimdir. Sanki "Göğü, şeytanlara bir uzaklaştırma yaptık" denilmiş gibidir.
"Onu" zamiri, ışıklara da işaret edebilir (Halebi: Duru-l mes'un,) tekil de olsa, "her şuursuz çoğul, tek bir dişi hükmündedir" kaidesi gereğince ışıklara işaret edebilir.
Bu ayette şeytanlar ile kastın müneccimler olduğu da söylenmiştir. (Beydavi)
6- Gerçeği örtmüş olanlara RAB'lerinde cehennemin azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir!
7- Onun[cehennemin] içine atıldıkları zaman, o [cehennem] kaynarken, ona ait derin bir nefes alışı işittiler.
8- [Cehennem] kızgınlıktan [dolayı] neredeyse parçalanıp dağılacak. Her ne zaman bir bölük onun içine atılsa, onun [cehennemin] hazinedarları/bekçileri onlara "Size, bir uyarıcı hiç gelmedi mi?" [diye] sorar.
9- Onlar "Tabiki bize bir uyarıcı gelmişti, ardından yalanlamıştık ve "Allah, hiçbir şeyden kısım kısım indirmedi. Siz, ancak apaçık bir kayboluşun içindesiniz!" demiştik." dediler.
10- Bir de "Eğer, işitiyor olsaydık veya akıl ediyor olsaydık, alevin dostlarının içinde (arasında) olmazdık." dediler.
11- Böylece, cezayı gerektiren işlerini itiraf ettiler. Artık, yıpranış alevin dostları içindir.
12- Gerçekten, Gayb'da [yalnızken] (bile) RAB'lerine saygılı olanlar [evet!] onlar için bir bağışlanma ve çok büyük bir ödül vardır.
13- Sözünüzü saklayın veya apaçık gösterin [fark etmez] gerçekten o, göğüslerin sahibini devamlı bilendir.
14- Yaratan kimse, bilmez mi? Hâlbuki o, latif'tir, devamlı haberdardır.
15- O, Yeri [dünyayı] sizin için zelil [hizmetinize baş eğmiş] hale getirendir. Artık, onun [yerin] omuzlarında [üzerinde] yürüyün ve onun [Allah'ın] rızkından yiyin. Dağılış/yeniden diriliş, onun [emrinedir].
16- Gökteki kimsenin¹, sizi yere geçirmesinden yana emin [güvende] misiniz? Ardından bir bakarsınız ki [yer] yalpalanıyor.
¹: Allah'ın zamandan mekandan ve maddeden münezzeh olduğunu kabul ediyorsak, "men fi-s sema=من في السماء", yani "gökteki kimsenin" ifadesiyle kasıt edilen melek olduğunu söyleyebiliriz. Ya da "gökteki kimsenin emrinden/azabından emin mi oldunuz?" şeklinde anlayabiliriz. (Fahreddin Razi)
17- Yoksa, gökteki kimsenin taş fırlatan bir fırtınayı üzerinize göndermesinden yana emin [güvende] misiniz? O halde, uyarıcım nasılmış? Bileceksiniz.
18- Elbetteki, kendilerinden öncekiler de yalanlamıştı. Artık, beni tanımamak nasıl olmuş?
19- Saflar halinde ve [kanatlarını] kapatan kuşlara hiç bakıp düşünmediler mi? Onları [o kuşları] ancak Rahman tutuyor. Gerçekten o, her şeyi görendir.
20- Yoksa, Rahman'dan beride size yardım edecek olan bu ordunuz kimdir? Kafirler [gerçeği örtenler] ancak bir aldanışın içindedir.
21- Yahut, [Rahman] rızkını tutarsa, sizi rızıklandıracak olan bu kişi kimdir? Aksine! Onlar, baş kaldırma ve nefret konusunda inat ettiler.
22- O halde, kendi yüzü üzerine [yere] kapanmış halde yürüyen mi daha doğru yoldadır? Yoksa düzgün bir şekilde, sapasağlam bir doğru yol üzerinde yürüyen mi?
23- "O, sizi inşaa eden ve size işitme, bakışlar ve gönüller yapandır. Ne az teşekkür ediyorsunuz!" de.
24- "O, sizi yerde [dünyada] savuran/ortaya çıkarandır. Sadece onun [emrine] doğru bir araya getirilirsiniz." de.
25- "Eğer, dürüst idiyseniz, bu söz verilen ne zaman?" diyorlar.
26- "Bilgi, sadece Allah'ın katındadır. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım." de.
27- Artık, onu itibar halinde¹ gördükleri zaman, gerçeği örtmüş olanların yüzleri kötüleşti ve "Bu, size (ait olduğunu) iddia etmekte olduğunuzdur." denildi.
¹: bu ifade "kâfirler, inançlıların itibarını görünce" şeklinde de yorumlanmıştır. (müfredat : زلف)
28- "Bana haber verin: Allah beni ve benimle birlikteki kimseleri helak etse veya bize rahmet etse, artık kâfirleri [gerçeği örtenleri] can yakıcı azaptan geçirecek kimdir?" de.
29- "O, Rahman'dır, ona inandık ve sadece ona güvenip dayandık (tevekkül ettik). Artık kim apaçık bir kayboluşun içindeymiş bileceksiniz." de.
30- "Bana haber verin: suyunuz, içine çökmüş bir halde sabahlarsa [hale gelirse], artık kaynak olan bir suyu size getirecek kimdir?" de.
1- Yönetim, kendisinin elinde [gücünde] bulunan ne kutludur! Hemde o, her şeye imkanı olandır.
2- [O], "Eylem bakımından hanginiz daha güzelsiniz?" [diye] sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. Hemde o, devamlı üstündür, çok bağışlayandır.
3- [O], tabaka/uyumlu halde yedi (birçok) göğü yarattı. Rahman'ın yaratmasında hiçbir uyumsuzluk/aykırılık¹ göremezsin.² Artık, bakmaya dön, hiçbir yarık görüyor musun?
¹: "tefavut=تفاوت" vasıflarda aykırılıktır. (müfredat: فوت)
²: Sakat doğum vb. olaylar, ayete aykırı değildir. Dikkat edilirse "Rahman'ın yarattığı şeylerde..." [في ما خلق الرحمان] denilmemiştir, doğrudan Rahman'ın yaratma sisteminde bir uyumsuzluk olmadığı söylenmektedir. Evrendeki yaratılışta herhangi bir uyumsuzluk yoktur, her şey belirlenmiş bir şekilde (determinizm) çalışmaktadır. Bu durum ayeti doğruluyor. Sakat doğum, hastalık vb. ise, "yaratılış" itibariyle gerçekleşen bir şey değildir, tamamen insanların doğadaki düzeni bozması sebebiyle gerçekleşmektedir. Biyolog Dr. Aidin Salih, "gerçek tıp" adlı kitabında da, yaratılıştan kaynaklı bir sorun olmayıp, insanların bu düzeni kendilerinin bozduğunu belirtmektedir.
4- Sonra, bakmaya iki kere dön ki, bakış (göz) yorgun/aciz bir halde çaresizce sana geri dönsün.
5- Elbetteki, en yakın-aşağı göğü, ışıklarla¹ süslü gösterdik² ve onu³, şeytanlar için bir uzaklaştırma/taşlama yaptık. Onlar [şeytanlar] için, alevin azabını hazırladık.
¹: "mesabih=مصابيح", "Misbah=مصباح" kelimesinin çoğuludur. "Misbah=مصباح" ise "lamba" anlamındadır. (müfredat : صبح, Lane's lexicon: مصباح) bu kelimenin istiare yoluyla "yıldız" anlamında olduğu söylense de, Nur 35. Ayette "yıldız" manasında olan "kevkeb=كوكب" kelimesiyle birlikte bahsedilmesi, bu kelimenin yıldız anlamında olmadığını gösteriyor. Bu ışıklar, Cin 9. Ayette, cinleri kovaladığı söylenen veya Rahman 35 ayetlerinde göğe çıkanlara gelecek olan ateş topu olabilir. Meteor da olabilir. Yıldız kayması dediğimiz olay da kuyruklu yıldızlardan kopan parçalar atmosfere girerek yanmaya başlar. Atmosferde sanki yıldız kaymış gibi bir görüntü verir. Asırlar önce yaşayan bir insan doğal olarak kayan şeylerin yıldızlar olduğunu zanneder.
Ancak kur'an özellikle yıldızlar manasında olan "kevakib=كواكب" veya "nucum=نجوم" kelimesini değil, "lambalar" manasında olan "mesabih =مصابيح" kelimesini kullanmıştır. İşte Ayette anlatılan ışıklar da bunlar olmalıdır.
²: Ayette, "yarattı yerleştirdi, yaptı" manasında olan "halaka=خلق" veya "ceale=جعل" fiili kullanılmamış; "süsledi" manasında olan "zeyyene=زين" fiili kullanılmıştır. Bu fiilin kullanılması, yıldızların en yakın gökte bulunduğunu değil, en yakın gökte öyle bir görüntü verdiğini gösteriyor. Örneğin enam 43. Ayette "şeytan onlara bulunmakta oldukları eylemleri süslü olarak gösterdi" denir. "süslü olarak gösterdi" manasında yine "zeyyene =زين" fiili kullanılmıştır. Halbuki yaptıkları şey güzel değil, şeytan onlara bu eylemi süsledi yani güzel gibi gösterdi. Bir benzeri olarak bakara 212. Ayette "dünya hayatı kafirlere süslendi" denir. "süslendi" manasında "zuyyine =زين" fiili kullanılmıştır.
Yine "güzel gösterildi, aslen güzel olmadığı halde onlara öyle gösterildi" manasındadır.
Eğer kur'an, yıldızların en yakın gökte olduğunu söylüyor olsaydı, Nuh 15-16 ayetlerinde Güneş ve Ay'ın gökte (uzayda) bulunduğunu göstermek için "ceale=جعل" fiilini kullandığı gibi, bu ayette de "ceale=جعل" fiilini kullanırdı.
³: "Onu" zamiri göğe de işaret edebilir. (Halebi: Duru-l mes'un) çünkü "ha=ها" zamiri dişi isme işaret eder, gök de dişi bir isimdir. Sanki "Göğü, şeytanlara bir uzaklaştırma yaptık" denilmiş gibidir.
"Onu" zamiri, ışıklara da işaret edebilir (Halebi: Duru-l mes'un,) tekil de olsa, "her şuursuz çoğul, tek bir dişi hükmündedir" kaidesi gereğince ışıklara işaret edebilir.
Bu ayette şeytanlar ile kastın müneccimler olduğu da söylenmiştir. (Beydavi)
6- Gerçeği örtmüş olanlara RAB'lerinde cehennemin azabı vardır. Ne kötü dönüş yeridir!
7- Onun[cehennemin] içine atıldıkları zaman, o [cehennem] kaynarken, ona ait derin bir nefes alışı işittiler.
8- [Cehennem] kızgınlıktan [dolayı] neredeyse parçalanıp dağılacak. Her ne zaman bir bölük onun içine atılsa, onun [cehennemin] hazinedarları/bekçileri onlara "Size, bir uyarıcı hiç gelmedi mi?" [diye] sorar.
9- Onlar "Tabiki bize bir uyarıcı gelmişti, ardından yalanlamıştık ve "Allah, hiçbir şeyden kısım kısım indirmedi. Siz, ancak apaçık bir kayboluşun içindesiniz!" demiştik." dediler.
10- Bir de "Eğer, işitiyor olsaydık veya akıl ediyor olsaydık, alevin dostlarının içinde (arasında) olmazdık." dediler.
11- Böylece, cezayı gerektiren işlerini itiraf ettiler. Artık, yıpranış alevin dostları içindir.
12- Gerçekten, Gayb'da [yalnızken] (bile) RAB'lerine saygılı olanlar [evet!] onlar için bir bağışlanma ve çok büyük bir ödül vardır.
13- Sözünüzü saklayın veya apaçık gösterin [fark etmez] gerçekten o, göğüslerin sahibini devamlı bilendir.
14- Yaratan kimse, bilmez mi? Hâlbuki o, latif'tir, devamlı haberdardır.
15- O, Yeri [dünyayı] sizin için zelil [hizmetinize baş eğmiş] hale getirendir. Artık, onun [yerin] omuzlarında [üzerinde] yürüyün ve onun [Allah'ın] rızkından yiyin. Dağılış/yeniden diriliş, onun [emrinedir].
16- Gökteki kimsenin¹, sizi yere geçirmesinden yana emin [güvende] misiniz? Ardından bir bakarsınız ki [yer] yalpalanıyor.
¹: Allah'ın zamandan mekandan ve maddeden münezzeh olduğunu kabul ediyorsak, "men fi-s sema=من في السماء", yani "gökteki kimsenin" ifadesiyle kasıt edilen melek olduğunu söyleyebiliriz. Ya da "gökteki kimsenin emrinden/azabından emin mi oldunuz?" şeklinde anlayabiliriz. (Fahreddin Razi)
17- Yoksa, gökteki kimsenin taş fırlatan bir fırtınayı üzerinize göndermesinden yana emin [güvende] misiniz? O halde, uyarıcım nasılmış? Bileceksiniz.
18- Elbetteki, kendilerinden öncekiler de yalanlamıştı. Artık, beni tanımamak nasıl olmuş?
19- Saflar halinde ve [kanatlarını] kapatan kuşlara hiç bakıp düşünmediler mi? Onları [o kuşları] ancak Rahman tutuyor. Gerçekten o, her şeyi görendir.
20- Yoksa, Rahman'dan beride size yardım edecek olan bu ordunuz kimdir? Kafirler [gerçeği örtenler] ancak bir aldanışın içindedir.
21- Yahut, [Rahman] rızkını tutarsa, sizi rızıklandıracak olan bu kişi kimdir? Aksine! Onlar, baş kaldırma ve nefret konusunda inat ettiler.
22- O halde, kendi yüzü üzerine [yere] kapanmış halde yürüyen mi daha doğru yoldadır? Yoksa düzgün bir şekilde, sapasağlam bir doğru yol üzerinde yürüyen mi?
23- "O, sizi inşaa eden ve size işitme, bakışlar ve gönüller yapandır. Ne az teşekkür ediyorsunuz!" de.
24- "O, sizi yerde [dünyada] savuran/ortaya çıkarandır. Sadece onun [emrine] doğru bir araya getirilirsiniz." de.
25- "Eğer, dürüst idiyseniz, bu söz verilen ne zaman?" diyorlar.
26- "Bilgi, sadece Allah'ın katındadır. Ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım." de.
27- Artık, onu itibar halinde¹ gördükleri zaman, gerçeği örtmüş olanların yüzleri kötüleşti ve "Bu, size (ait olduğunu) iddia etmekte olduğunuzdur." denildi.
¹: bu ifade "kâfirler, inançlıların itibarını görünce" şeklinde de yorumlanmıştır. (müfredat : زلف)
28- "Bana haber verin: Allah beni ve benimle birlikteki kimseleri helak etse veya bize rahmet etse, artık kâfirleri [gerçeği örtenleri] can yakıcı azaptan geçirecek kimdir?" de.
29- "O, Rahman'dır, ona inandık ve sadece ona güvenip dayandık (tevekkül ettik). Artık kim apaçık bir kayboluşun içindeymiş bileceksiniz." de.
30- "Bana haber verin: suyunuz, içine çökmüş bir halde sabahlarsa [hale gelirse], artık kaynak olan bir suyu size getirecek kimdir?" de.
22 Kasım 2019 Cuma
66- Tahrim suresi (Hubeyb öndeş meali)
Tahrim suresi.
1- Ey Nebi! Allah'ın sana helal ettiğini, eşlerinin razı oluşlarını arayarak niçin haram ediyorsun?¹ Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.
¹: Maide 87. Ayetteki mesajın aynısıdır.
2- Allah, yeminlerinizi çözme [yöntemini] sizin için belirledi¹. Allah, sizin sahibinizdir. O, devamlı bilendir, hakimdir/hikmetlidir.
¹: "farada=فرض" fiili, "ale =على" harfi cerr'i ile "Şart koştu" anlamında kullanılır. (örneğin: Kasas 85,) ancak "li=ل" harfi cerr'i ile "Şart koşmak" anlamında değil; "belirlemek" anlamında kullanılır. (örneğin: bakara 237) İlgili ayette "Allah, yeminlerinizi çözme yönetimini [kefaret gibi] size açıkladı," şeklinde açıklanmıştır. (Tenvir-ul mikbas, müfredat: حل)
3- Hani Nebi, eşlerinden bir kısmına bir olayı/sözü¹ sır vermişti. Ardından, [eşlerinden biri] onu bildirince ve Allah bunu, ona [Nebi'ye] bildirince (Nebi) onun bir kısmını tanıttı ve bir kısmından vazgeçti. Ardından, [Nebi] bunu, ona [eşine] bildirince, [eşi] "Bunu sana bildiren kimdir?" dedi. [Nebi] "Devamlı bilen, devamlı haberdar olan bana bildirdi" dedi.
¹: Bu olay hakkında pek çok şey söylenmiştir. Bunlardan biri de, peygamber'den sonra hz. Ebu Bekir ve hz. Ali'nin halife oluşudur. (kurtubi, beydavi) anlaşıldığı kadarıyla peygamber bu veya başka bir gerçeği eşlerinden bir kısmına haber vermiş ve eşlerinden biri ifşa etmiştir.
4- Eğer, ikiniz Allah'a tevbe ederseniz [bilin ki] ikinizin kalpleri eğilmiştir. Eğer, ona [Nebi'ye] karşı sırt sırta verirseniz [destekleşirseniz], artık [bilin ki] gerçekten Allah, onun sahibidir. Cebrail, inançlıların düzgün-iyi olanı ve bundan sonra melekler, onun devamlı destekçisidir.
5- Eğer, sizden boşanırsa, [Allah'ın] sizden daha hayırlı olan müslüman [teslim olan], inançlı, [Allah'a] itaatkar,¹ tevbe eden, [Allah'a] kul olan, seyahat eden/kendini tutan², dul kadınları bir de bekar kadınları onun için [sizin yerinize] değiştirmesi umulur.³
¹: "ka'nit=قانت" kelimesi, "Allah'a itaatkar" anlamında kullanılır. (Ahzab 35)
²: "seyahat edenler" manasında olan (السائحون) kelimesi "kulak, göz ve dil organlarını günahtan koruma" manasında bir "oruç" olarak açıklanmıştır. (müfredat : سيح) "normal oruç, hicret, bilgi için seyahat etme," gibi pek çok manada da anlaşılmıştır. (Zamahşeri: keşşaf & kurtubi tevbe 112)
6- Ey inanmış olanlar! Kendi canınızı ve ailenizi/halkınızı, yakıtı insanlar ve taşlar olan, üzerinde Allah'ın kendilerine emir ettiğine baş kaldırmayan ve kendilerine ne emir olunuyorsa onu yapan güçlü sert melekler bulunan bir ateşten koruyup sakındırın.
7- Ey gerçeği örtmüş olanlar! Bugün, özür sunmayın. Sadece, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi karşılık olarak bulursunuz.
8- Ey inanmış olanlar! Allah'a, Nasuh bir tevbe olarak tevbe edin. Allah'ın, Nebi'yi ve onunla birlikte inanmış olanları mahçup etmeyeceği günde sizden çirkinliklerinizi [kötülüklerinizi] tamamen örtüp kaybetmesi ve alt taraflarından ırmaklar akan cennetlere girdirmesi beklenir. [o gün] onlar "RAB'bimiz! Aydınlığımızı (Nurmuzu) bizim için tamamla ve bizim için [günahlarımızı] bağışla. Gerçekten sen, her şeye imkanı olansın." derlerken, onların aydınlıkları önlerinde ve yeminlerinde/sağlarında koşar.
9- Ey Nebi! (o) kafirlere [gerçeği örtenlere] ve Münafıklara [ikiyüzlülere] karşı savunma yap (Cihad et)¹ ve onlara karşı sert ol. Onların barınağı cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir.
¹: Cihad, müdafaa/savunmada tüm gücünü kullanmaktır. (müfredat : جهد) Demekki, kendilerine karşı sert davranılması emir edilenler, saldıranlardır. Diğer ayetler de bunu doğruluyor. (Bkz: Bakara 190-194, 256, Nisa 75, hac 39-40, maide 32, İsra 33,)
10- Allah, gerçeği örtmüş olanlara bir misal olarak Nuh'un hanımını ve Lut'un hanımını örneklendirdi. O iki kadın, kullarımızdan düzgün-iyi olan iki kulumuzun (nikahı) altında idiler. Ardından, o iki kadın, o ikisine ihanet etti. O ikisi, Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] hiçbir açıdan o iki kadına yeterli gelmediler. "Siz iki kadın, (ateşe) girenlerle birlikte ateşe girin." denildi.
11- Allah, inanmış olanlara Firavunun hanımını bir misal olarak örneklendirdi. Hani "RAB'bim! Bana katında, cennetin içinde bir ev bina et, beni Firavundan ve onun eyleminden kurtar. Beni, zalimler milletinden kurtar" demişti.
12- Kendi ırzını korumuş olan, İmran'ın kızı o kadın Meryem'i [de misal olarak örneklendirdi] Onun içine¹, kendi ruhumuz'dan üfledik. RAB'binin kelimelerini ve kitaplarını doğruladı. [Allah'a] itaatkar idi.
¹: "fiha=فيها" şeklinde de okunmuştur. (zamahşeri:keşşaf)
1- Ey Nebi! Allah'ın sana helal ettiğini, eşlerinin razı oluşlarını arayarak niçin haram ediyorsun?¹ Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.
¹: Maide 87. Ayetteki mesajın aynısıdır.
2- Allah, yeminlerinizi çözme [yöntemini] sizin için belirledi¹. Allah, sizin sahibinizdir. O, devamlı bilendir, hakimdir/hikmetlidir.
¹: "farada=فرض" fiili, "ale =على" harfi cerr'i ile "Şart koştu" anlamında kullanılır. (örneğin: Kasas 85,) ancak "li=ل" harfi cerr'i ile "Şart koşmak" anlamında değil; "belirlemek" anlamında kullanılır. (örneğin: bakara 237) İlgili ayette "Allah, yeminlerinizi çözme yönetimini [kefaret gibi] size açıkladı," şeklinde açıklanmıştır. (Tenvir-ul mikbas, müfredat: حل)
3- Hani Nebi, eşlerinden bir kısmına bir olayı/sözü¹ sır vermişti. Ardından, [eşlerinden biri] onu bildirince ve Allah bunu, ona [Nebi'ye] bildirince (Nebi) onun bir kısmını tanıttı ve bir kısmından vazgeçti. Ardından, [Nebi] bunu, ona [eşine] bildirince, [eşi] "Bunu sana bildiren kimdir?" dedi. [Nebi] "Devamlı bilen, devamlı haberdar olan bana bildirdi" dedi.
¹: Bu olay hakkında pek çok şey söylenmiştir. Bunlardan biri de, peygamber'den sonra hz. Ebu Bekir ve hz. Ali'nin halife oluşudur. (kurtubi, beydavi) anlaşıldığı kadarıyla peygamber bu veya başka bir gerçeği eşlerinden bir kısmına haber vermiş ve eşlerinden biri ifşa etmiştir.
4- Eğer, ikiniz Allah'a tevbe ederseniz [bilin ki] ikinizin kalpleri eğilmiştir. Eğer, ona [Nebi'ye] karşı sırt sırta verirseniz [destekleşirseniz], artık [bilin ki] gerçekten Allah, onun sahibidir. Cebrail, inançlıların düzgün-iyi olanı ve bundan sonra melekler, onun devamlı destekçisidir.
5- Eğer, sizden boşanırsa, [Allah'ın] sizden daha hayırlı olan müslüman [teslim olan], inançlı, [Allah'a] itaatkar,¹ tevbe eden, [Allah'a] kul olan, seyahat eden/kendini tutan², dul kadınları bir de bekar kadınları onun için [sizin yerinize] değiştirmesi umulur.³
¹: "ka'nit=قانت" kelimesi, "Allah'a itaatkar" anlamında kullanılır. (Ahzab 35)
²: "seyahat edenler" manasında olan (السائحون) kelimesi "kulak, göz ve dil organlarını günahtan koruma" manasında bir "oruç" olarak açıklanmıştır. (müfredat : سيح) "normal oruç, hicret, bilgi için seyahat etme," gibi pek çok manada da anlaşılmıştır. (Zamahşeri: keşşaf & kurtubi tevbe 112)
6- Ey inanmış olanlar! Kendi canınızı ve ailenizi/halkınızı, yakıtı insanlar ve taşlar olan, üzerinde Allah'ın kendilerine emir ettiğine baş kaldırmayan ve kendilerine ne emir olunuyorsa onu yapan güçlü sert melekler bulunan bir ateşten koruyup sakındırın.
7- Ey gerçeği örtmüş olanlar! Bugün, özür sunmayın. Sadece, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi karşılık olarak bulursunuz.
8- Ey inanmış olanlar! Allah'a, Nasuh bir tevbe olarak tevbe edin. Allah'ın, Nebi'yi ve onunla birlikte inanmış olanları mahçup etmeyeceği günde sizden çirkinliklerinizi [kötülüklerinizi] tamamen örtüp kaybetmesi ve alt taraflarından ırmaklar akan cennetlere girdirmesi beklenir. [o gün] onlar "RAB'bimiz! Aydınlığımızı (Nurmuzu) bizim için tamamla ve bizim için [günahlarımızı] bağışla. Gerçekten sen, her şeye imkanı olansın." derlerken, onların aydınlıkları önlerinde ve yeminlerinde/sağlarında koşar.
9- Ey Nebi! (o) kafirlere [gerçeği örtenlere] ve Münafıklara [ikiyüzlülere] karşı savunma yap (Cihad et)¹ ve onlara karşı sert ol. Onların barınağı cehennemdir. Ne kötü dönüş yeridir.
¹: Cihad, müdafaa/savunmada tüm gücünü kullanmaktır. (müfredat : جهد) Demekki, kendilerine karşı sert davranılması emir edilenler, saldıranlardır. Diğer ayetler de bunu doğruluyor. (Bkz: Bakara 190-194, 256, Nisa 75, hac 39-40, maide 32, İsra 33,)
10- Allah, gerçeği örtmüş olanlara bir misal olarak Nuh'un hanımını ve Lut'un hanımını örneklendirdi. O iki kadın, kullarımızdan düzgün-iyi olan iki kulumuzun (nikahı) altında idiler. Ardından, o iki kadın, o ikisine ihanet etti. O ikisi, Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] hiçbir açıdan o iki kadına yeterli gelmediler. "Siz iki kadın, (ateşe) girenlerle birlikte ateşe girin." denildi.
11- Allah, inanmış olanlara Firavunun hanımını bir misal olarak örneklendirdi. Hani "RAB'bim! Bana katında, cennetin içinde bir ev bina et, beni Firavundan ve onun eyleminden kurtar. Beni, zalimler milletinden kurtar" demişti.
12- Kendi ırzını korumuş olan, İmran'ın kızı o kadın Meryem'i [de misal olarak örneklendirdi] Onun içine¹, kendi ruhumuz'dan üfledik. RAB'binin kelimelerini ve kitaplarını doğruladı. [Allah'a] itaatkar idi.
¹: "fiha=فيها" şeklinde de okunmuştur. (zamahşeri:keşşaf)
65- Talak suresi (Hubeyb öndeş meali)
Talak suresi
1- Ey Nebi¹! Kadınlardan boşanmaya [karar verdiğiniz]² zaman, iddet vakitlerinde³ onlardan boşanın ve iddeti hesap edin. RAB'biniz Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Onları [kadınları], kendi evlerinden çıkarmayın ve onlar çıkmasınlar. Ancak, apaçık bir çirkin eylem [meydana] getirmeleri hariç... İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim, Allah'ın sınırlarını aşmakta ise, [bilsin ki] kendi canına zulüm etmiştir. Ön göremezsin, Allah'ın bundan sonra bir iş/emir oluşturması beklenir.
¹: "Ey Nebi!" diye peygamberi muhatap aldığı halde devamında çoğul olarak "boşanın," demesi, peygambere verilen emirlerin, tüm Müslümanlara yönelik olduğuna bir kanıttır.
²: Bu ifade, tıpkı maide 6. Ayette "namaza kalktığınız zaman" ifadesi gibidir. Yani ayette "namazı kılmaya niyet ettiğiniz" anlamındadır. İlgili ayette aynı şekilde "boşanmaya niyet ettiğiniz zaman" anlamındadır. (beydavi, zad'ul mesir)
³: "lam=ل" harfi vakit anlamında kullanılmıştır. (Beydavi, zad'ul mesir)
2-3- Onların süre sonuna ulaştığınız zaman, tanınana göre [güzellikle] onları [kadınları, nikahta] tutun veya tanınana göre [güzellikle] onlarla birbirinizden ayrılın. Sizden, adalet sahibi olan iki [kişiyi] şahit ettirin ve şahitliği Allah için gereğince uygulayın. İşte bunlar, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmakta olan kimsenin kendisiyle öğüt olunduğudur. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) korunup sakınırsa, [Allah] ona bir çıkış meydana getirir ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim, Allah'a güvenip dayanırsa (tevekkül ederse), o [Allah] ona [o kimseye] yeter. Gerçekten Allah'ın emri [yerine] ulaşandır. Allah, her şey için bir belirleniş/ölçü meydana getirmiştir.
4- Kadınlarınızdan, Ay halinden ümit kesmiş o kadınlar[a gelince] eğer şüphelendiyseniz, onların iddeti üç Ay'dır. Hiç ay hali görmemiş (amanoreli)¹ kadınların ki [de aynı şekilde üç Ay'dır].² Yük sahibi [hamile] kadınlar[a gelince] onların süre sonları yüklerini bırakmalarıdır [doğurmalarıdır]. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) sakınırsa, [Allah] ona [o kimseye] kendi emrinden olarak bir kolaylık meydana getirir.
¹: Bu ifadeyi çocuk evliliğine delil olarak getirenler olsa da çocuk evliliği, diğer ayetlere aykırıdır.
1- Nisa 6. Ayette, ulaşılması gereken bir evlilik çağı olduğu, bu çağa ulaşmayan ve kendisinde olgunluk görünmeyen çocuklara malları verilmeyeceği anlatılıyor. Nisa 24-25 ve maide 5 ayetlerine göre evlilikte kadına mehir verilmesi zorunlu olduğuna ve küçük çocuklar mal alamayacağına göre çocuk evliliğine onay yoktur. Ancak, evlilik çağına ve olgunluk çağına (Nisa 6) ulaştığı zaman evliliğe izin veriliyor.
2- Nur 33. Ayette, evlilik için kadının zorlanmasının yasak olduğu anlatılır. Küçük bir çocuğun evliliğe nasıl rızası olabilir?
Ayetteki "hiç ay hali görmemiş" ifadesiyle kasıt amenoreli kadınlardır. Yaşı 20 olduğu halde hiç ay hali yaşamayan kadınlar vardır. Nisa 6. Ayetten kıyasla, evlilik ve olgunluk çağına ulaşmış olup da evliliğe rağmen hiç adet görmemiş kadınların iddet süresinden bahsedilmektedir. Diğer ayetler sebebiyle, çocuk evliliğine yol çıkmaz.
Hz. Aişe'nin evlilik yaşını delil getirenlerin delili ise yeterli değildir. Çünkü bu evlilik (yaşı ne olursa olsun) mekke döneminde olmuştur, ama çocuk evliliğine engel olan Nisa 6. Ayet Medine döneminde olmuştur.
Eğer bu ayette kasıt edilenler, iddia edildiği gibi küçük çocuklar ise, -üstteki delilleri yok sayarsak- şöyle açıklayabiliriz:
Nisa 22-23 ayetlerinde bir takım kadınlarla (anneler, teyzeler, kız kardeşler, üvey anneler vb.) evlilik yasaklanmıştır. Ancak ayette "geçmişte olanlar müstesna" ifadesi geçmektedir. Yani "geçmişte böyle bir şey yaptıysanız o yuvayı bozmayın, ama bundan sonra yapmayın" demektedir. Konumuz olan Ayette de, islamdan önce küçük yaşta evlilik yapmış kızlardan bahsetmektedir. İslam bu kızlarla evliliği yasaklamış (Nisa 6) ama var olan yuvayı da bozmamak için bu kızlar hakkında hüküm vermiş olabilir. Bu durumda ayetin yine "çocuk evliliğine" delil olacak bir tarafı olmaz, sadece geçmişte olmuş bitmiş bir olay hakkında hüküm vermiş olur.
²: Bu ifade, öncesindeki "vellei yeisne=وللائى يئسن" ifadesine bağlıdır. (Müşkül i'rab-ul kur'an)
5- İşte bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) sakınırsa, [Allah] ondan [o kimseden] çirkinlikleri [kötülükleri] tamamen örtüp kaybeder ve onun için bir ödülü büyütür.
6- Bulduğunuzdan [imkanınız kadarıyla] yurt edindiğiniz yerden [bir kısmında] onları [o kadınları] yurt edindirin. Onlara [o kadınlara] darlık/sıkıntı vermek için onlara zarar vermeye çalışmayın. Eğer, yük sahibi [hamile] idiyseler, artık yüklerini bırakıncaya [doğuruncaya] kadar onlara harcama (infak) yapın. Artık, sizin için emzirirlerse, onların ücretlerini verin. Aranızda bilinen iyilikle/güzelce istişare edin. Eğer, zorlanırsanız, artık onun için başka [bir kadın] emzirir.
7- Bir genişlik [zenginlik] sahibi olan, genişliğinden [gücü yettiği kadarıyla] harcama (infak) yapsın. Kime, kendi rızkı ölçülendi [kısıldı] ise, Allah'ın kendisine verdiğinden [bir kısmını] harcama (infak) yapsın. Allah, herhangi bir canı, kendisine verdiğinden başkasıyla [sorumlu] tutmaz. Allah, bir zorluğun ardından bir kolaylık meydana getirecektir.
8- Kent[türün]den niceleri vardır ki, RAB'binin emrine ve Elçilerin'e baş kaldırdılar. Ardından, onlarla [o Kentlerin halkıyla] şiddetli bir hesap olarak hesaplaştık ve onları [o Kentlerin halkını] tanınmamış bir azap olarak azap ettik.
9- Derken, [o kentlerin halkı] kendi emrinin/işinin vebalini tattı. Onun emrinin/işinin sonucu bir yenilgi oldu.
10- Allah, kendileri için şiddetli bir azap hazırladı. O halde, Allah'a (karşı gelmekten) sakının ey inanmış olan sağlıklı akıl sahipleri! Allah, size bir hatırlatma indirmiştir.
11- Yani, inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] açık açık size okuyup teşvik eden bir Elçi [indirmiştir]. Kim Allah'a inanır ve düzgün-iyi eylemlerde bulunursa, [Allah] onu [o kimseyi] alt taraflarından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalıcı oldukları cennetlere girdirir. Allah, ona [o kimseye] bir rızık olarak güzellik yapmıştır.
12- Allah, Yedi (birçok)¹ Göğü ve yerden onların misallerini yaratandır. Allah'ın, her şeye imkanı olan olduğunu ve Allah'ın, her şeyi kuşatmış olduğunu bilmeniz için (o) emir, onların arasında kısım kısım iner.
¹: "yedi" sayısı, gerek eski metinlerde gerekse kur'an'da "birçok" anlamında kullanılır. Tıpkı Lokman 27. Ayette kullanıldığı gibi.
1- Ey Nebi¹! Kadınlardan boşanmaya [karar verdiğiniz]² zaman, iddet vakitlerinde³ onlardan boşanın ve iddeti hesap edin. RAB'biniz Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Onları [kadınları], kendi evlerinden çıkarmayın ve onlar çıkmasınlar. Ancak, apaçık bir çirkin eylem [meydana] getirmeleri hariç... İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Kim, Allah'ın sınırlarını aşmakta ise, [bilsin ki] kendi canına zulüm etmiştir. Ön göremezsin, Allah'ın bundan sonra bir iş/emir oluşturması beklenir.
¹: "Ey Nebi!" diye peygamberi muhatap aldığı halde devamında çoğul olarak "boşanın," demesi, peygambere verilen emirlerin, tüm Müslümanlara yönelik olduğuna bir kanıttır.
²: Bu ifade, tıpkı maide 6. Ayette "namaza kalktığınız zaman" ifadesi gibidir. Yani ayette "namazı kılmaya niyet ettiğiniz" anlamındadır. İlgili ayette aynı şekilde "boşanmaya niyet ettiğiniz zaman" anlamındadır. (beydavi, zad'ul mesir)
³: "lam=ل" harfi vakit anlamında kullanılmıştır. (Beydavi, zad'ul mesir)
2-3- Onların süre sonuna ulaştığınız zaman, tanınana göre [güzellikle] onları [kadınları, nikahta] tutun veya tanınana göre [güzellikle] onlarla birbirinizden ayrılın. Sizden, adalet sahibi olan iki [kişiyi] şahit ettirin ve şahitliği Allah için gereğince uygulayın. İşte bunlar, Allah'a ve ahiret [son] gününe inanmakta olan kimsenin kendisiyle öğüt olunduğudur. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) korunup sakınırsa, [Allah] ona bir çıkış meydana getirir ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim, Allah'a güvenip dayanırsa (tevekkül ederse), o [Allah] ona [o kimseye] yeter. Gerçekten Allah'ın emri [yerine] ulaşandır. Allah, her şey için bir belirleniş/ölçü meydana getirmiştir.
4- Kadınlarınızdan, Ay halinden ümit kesmiş o kadınlar[a gelince] eğer şüphelendiyseniz, onların iddeti üç Ay'dır. Hiç ay hali görmemiş (amanoreli)¹ kadınların ki [de aynı şekilde üç Ay'dır].² Yük sahibi [hamile] kadınlar[a gelince] onların süre sonları yüklerini bırakmalarıdır [doğurmalarıdır]. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) sakınırsa, [Allah] ona [o kimseye] kendi emrinden olarak bir kolaylık meydana getirir.
¹: Bu ifadeyi çocuk evliliğine delil olarak getirenler olsa da çocuk evliliği, diğer ayetlere aykırıdır.
1- Nisa 6. Ayette, ulaşılması gereken bir evlilik çağı olduğu, bu çağa ulaşmayan ve kendisinde olgunluk görünmeyen çocuklara malları verilmeyeceği anlatılıyor. Nisa 24-25 ve maide 5 ayetlerine göre evlilikte kadına mehir verilmesi zorunlu olduğuna ve küçük çocuklar mal alamayacağına göre çocuk evliliğine onay yoktur. Ancak, evlilik çağına ve olgunluk çağına (Nisa 6) ulaştığı zaman evliliğe izin veriliyor.
2- Nur 33. Ayette, evlilik için kadının zorlanmasının yasak olduğu anlatılır. Küçük bir çocuğun evliliğe nasıl rızası olabilir?
Ayetteki "hiç ay hali görmemiş" ifadesiyle kasıt amenoreli kadınlardır. Yaşı 20 olduğu halde hiç ay hali yaşamayan kadınlar vardır. Nisa 6. Ayetten kıyasla, evlilik ve olgunluk çağına ulaşmış olup da evliliğe rağmen hiç adet görmemiş kadınların iddet süresinden bahsedilmektedir. Diğer ayetler sebebiyle, çocuk evliliğine yol çıkmaz.
Hz. Aişe'nin evlilik yaşını delil getirenlerin delili ise yeterli değildir. Çünkü bu evlilik (yaşı ne olursa olsun) mekke döneminde olmuştur, ama çocuk evliliğine engel olan Nisa 6. Ayet Medine döneminde olmuştur.
Eğer bu ayette kasıt edilenler, iddia edildiği gibi küçük çocuklar ise, -üstteki delilleri yok sayarsak- şöyle açıklayabiliriz:
Nisa 22-23 ayetlerinde bir takım kadınlarla (anneler, teyzeler, kız kardeşler, üvey anneler vb.) evlilik yasaklanmıştır. Ancak ayette "geçmişte olanlar müstesna" ifadesi geçmektedir. Yani "geçmişte böyle bir şey yaptıysanız o yuvayı bozmayın, ama bundan sonra yapmayın" demektedir. Konumuz olan Ayette de, islamdan önce küçük yaşta evlilik yapmış kızlardan bahsetmektedir. İslam bu kızlarla evliliği yasaklamış (Nisa 6) ama var olan yuvayı da bozmamak için bu kızlar hakkında hüküm vermiş olabilir. Bu durumda ayetin yine "çocuk evliliğine" delil olacak bir tarafı olmaz, sadece geçmişte olmuş bitmiş bir olay hakkında hüküm vermiş olur.
²: Bu ifade, öncesindeki "vellei yeisne=وللائى يئسن" ifadesine bağlıdır. (Müşkül i'rab-ul kur'an)
5- İşte bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim, Allah'a (karşı gelmekten) sakınırsa, [Allah] ondan [o kimseden] çirkinlikleri [kötülükleri] tamamen örtüp kaybeder ve onun için bir ödülü büyütür.
6- Bulduğunuzdan [imkanınız kadarıyla] yurt edindiğiniz yerden [bir kısmında] onları [o kadınları] yurt edindirin. Onlara [o kadınlara] darlık/sıkıntı vermek için onlara zarar vermeye çalışmayın. Eğer, yük sahibi [hamile] idiyseler, artık yüklerini bırakıncaya [doğuruncaya] kadar onlara harcama (infak) yapın. Artık, sizin için emzirirlerse, onların ücretlerini verin. Aranızda bilinen iyilikle/güzelce istişare edin. Eğer, zorlanırsanız, artık onun için başka [bir kadın] emzirir.
7- Bir genişlik [zenginlik] sahibi olan, genişliğinden [gücü yettiği kadarıyla] harcama (infak) yapsın. Kime, kendi rızkı ölçülendi [kısıldı] ise, Allah'ın kendisine verdiğinden [bir kısmını] harcama (infak) yapsın. Allah, herhangi bir canı, kendisine verdiğinden başkasıyla [sorumlu] tutmaz. Allah, bir zorluğun ardından bir kolaylık meydana getirecektir.
8- Kent[türün]den niceleri vardır ki, RAB'binin emrine ve Elçilerin'e baş kaldırdılar. Ardından, onlarla [o Kentlerin halkıyla] şiddetli bir hesap olarak hesaplaştık ve onları [o Kentlerin halkını] tanınmamış bir azap olarak azap ettik.
9- Derken, [o kentlerin halkı] kendi emrinin/işinin vebalini tattı. Onun emrinin/işinin sonucu bir yenilgi oldu.
10- Allah, kendileri için şiddetli bir azap hazırladı. O halde, Allah'a (karşı gelmekten) sakının ey inanmış olan sağlıklı akıl sahipleri! Allah, size bir hatırlatma indirmiştir.
11- Yani, inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş olanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] açık açık size okuyup teşvik eden bir Elçi [indirmiştir]. Kim Allah'a inanır ve düzgün-iyi eylemlerde bulunursa, [Allah] onu [o kimseyi] alt taraflarından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalıcı oldukları cennetlere girdirir. Allah, ona [o kimseye] bir rızık olarak güzellik yapmıştır.
12- Allah, Yedi (birçok)¹ Göğü ve yerden onların misallerini yaratandır. Allah'ın, her şeye imkanı olan olduğunu ve Allah'ın, her şeyi kuşatmış olduğunu bilmeniz için (o) emir, onların arasında kısım kısım iner.
¹: "yedi" sayısı, gerek eski metinlerde gerekse kur'an'da "birçok" anlamında kullanılır. Tıpkı Lokman 27. Ayette kullanıldığı gibi.
21 Kasım 2019 Perşembe
64- Tegabun suresi (Hubeyb öndeş meali)
1- Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanlar] sadece Allah için tesbih ediyor. Yönetim, sadece onundur ve övgü, sadece onundur. O, her şeye imkanı olandır.
2- O, sizi yaratandır. Artık, sizden, Kafir [gerçeği örten/nankör] vardır; sizden, inançlı da vardır. Allah, eylemlerinizi devamlı görendir.
3- Gökleri ve yeri [tüm evreni] Hak ile [gereğince] yarattı. Sizi şekillendirdi, ardından şeklinizi güzel yaptı. Dönüş yeri sadece onun [emrinedir].
4- Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanları] o biliyor. Allah, göğüslerin özünü bir devamlı bilen iken gizlediğinizi ve açığa çıkardığınızı biliyor.
5- Daha önceden gerçeği örtmüş ardından işlerinin vebalini tatmış olanların haberi size hiç gelmedi mi? Onlar için can yakan bir azap vardır.
6- İşte bu, şundan dolayıdır: Onlara, Elçileri açık kanıtlarla geliyordu, ardından onlar "Bir beşer mi bize yol gösteriyor?" demişlerdi. Ardından gerçeği örtmüş ve yüz çevirmişlerdi. Allah, ihtiyaçsızlığı/zenginliği diledi (onlara muhtaç olmadığını gösterdi). Allah, bir zengindir, bir 'övgüye layık' olandır.
7- Gerçeği örtmüş olanlar asla yeniden diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. "Aksine! RAB'bim delildir¹ ki: mutlaka ama mutlaka yeniden diriltileceksiniz ve bulunmuş olduğunuz eylemleriniz mutlaka ama mutlaka size haber verilecektir. İşte bu, Allah'a göre pek kolaydır." de.
¹: Önemli bir incelik vardır: Allah'ın varlığı, mantıksal olarak yeniden dirilişi gerektirdiği için "RAB'bim delildir" demiştir. Çünkü bir yaratıcının varlığı, doğal olarak bu dünyada yaşananların hesabının sorulmasını, yapılan iyiliğin ve kötülüğün karşılığını verilmesini gerekli kılar. İnsanın fıtratında doğal ihtiyaçları gibi, yaptığı ve yaşadığı iyiliğin ve kötülüğün karşılık bulması arzusu ve sonsuzluk arzusu vardır. Bu arzuyu veren bir yaratıcı varsa, doğal olarak bu arzuya karşılık olacak ahireti (ölümden sonra dirilişi) de yaratması gerekmektedir.
8- Allah, eylemlerinizden bir devamlı haberdar olan iken, artık Allah'a, Elçisi'ne inanın, bir de size indirdiğimiz¹ (o) aydınlığa [inanın].
¹: İltifat sanatı.
9- Onları, 'toplama günü' için toplayacağı günü [an!]. İşte bu, 'Tegabun günü'dür. Kim, Allah'a inanmış ve düzgün-iyi eylemlerde bulunmuş ise, [Allah] onun [o kişinin] çirkinliklerini [kötülüklerini] tamamen örtüp yok eder ve onu alt taraflarından ırmaklar akan, içinde ebediyen kalıcı oldukları cennetlere girdirir. İşte bu, en büyük kazancın ta kendisidir.
10- Gerçeği örtmüş ve Ayetlerimizi [işaretlerimizi] yalanlamış olanlar [evet!] işte onlar, içinde kalıcı oldukları ateşin dostlarıdırlar. Ne kötü dönüş yeridir!
11- Herhangi bir felaket[türün]den size ne isabet ettiyse, ancak Allah'ın izniyle [isabet etmiştir]. Kim Allah'a inanırsa, [Allah] onun kalbine yol gösterir. Allah, her şeyi bir devamlı bilendir.
12- Allah'a gönülden itaat edin ve Elçiye gönülden itaat edin. Artık yüz çevirdiyseniz [bilin ki] Elçimize [düşen] sadece apaçık bir duyurudur.
13- Allah, kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayandır. İnançlılar, sadece Allah'a güvenip dayanır (tevekkül eder).
14- Ey inanmış olanlar! Gerçekten, eşlerinizden ve çocuklarınızdan [bazıları] size düşmandır. Artık, onlara dikkat edin! Eğer, affederseniz, hoşgörülü olursanız ve bağışlarsanız, [bilin ki] kesinlikle Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.
15- Mallarınız ve çocuklarınız, sadece bir fitnedir [sınamadır]. Hâlbuki Allah'ın (evet!) kendisinin katında çok büyük bir ödül vardır.
16- Allah'a (karşı gelmekten) güç yetirdiğiniz [kadar] korunup sakının, dinleyin, gönülden itaat edin, kendi canınız için iyi (hayırlı) olanı harcayın (infak edin). Kim[ler], kendi canının doyumsuzluğundan korunup sakınırsa, [bilin ki] asıl başarılı olanlar işte onlardır.
17-18- Eğer, Allah'a güzel bir ödünç olarak ödünç verirseniz, [Allah] onu [o ödüncü] sizin için katlar ve sizi bağışlar. Allah, teşekküre çokça karşılık verendir, halimdir, Gayb'ın [görünmeyenin] ve açıkça görünenin bilenidir, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.
63- Münafıkun suresi (Hubeyb öndeş meali)
Münafıkun suresi
1- Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] sana geldikleri zaman, "Senin, Allah'ın Elçisi olduğuna şahitlik ediyoruz." dediler. Hâlbuki Allah biliyor ki, kesinlikle sen kendisinin gerçekten Elçisisin. Allah şahitlik ediyor ki, kesinlikle, Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] gerçekten yalancıdır.¹
¹: Münafıkların söyledikleri şehadet sözü doğru olmakla birlikte, onların Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylemesi sebebiyle "Yalancı" olarak nitelendirilmiştir.
2- Yeminlerini bir saklanış edinip Allah'ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların bulunmakta oldukları eylem ne kötüdür!
3- İşte bu, onların inanmış sonra da gerçeği örtüp göz ardı etmiş olmalarından dolayıdır. Artık, kalplerinin üzeri damgalanmıştır. Artık, anlamıyorlar.
4- Onları gördüğün zaman, onların cisimleri senin hoşuna gider. Konuşurlarsa, onların konuşmasını dinlersin. Onlar, sanki (duvara) dayanmış ağaç parçaları gibidir.¹ Her çığlığı, kendilerine karşı sanıyorlar, onlar düşmandır o halde onlara dikkat et! Allah ile savaşacak dereceye geldiler², nasıl da [Hak'tan, yalanlara] ters döndürülüyorlar!
¹: onlar meyve veren ağaç gibi değerli değildir; meyvesiz, kuru bir ağaç parçası gibi değersizdir.
²: "ka'tele= قاتل" sözü, mufaale (karşılık yapılan eylem) babından bir fiildir. Bunun beddua manasında olduğu söylenmiştir ancak doğrusu bu kelimenin "Allah ile karşılık savaşacak hale geldiler" manasında olmasıdır (müfredat : قتل) tıpkı bakara 278. Ayette "...Allah ve Elçisi tarafından bir harp içinde bulunuyorsunuz..." ifadesine benzer. Maide 33. Ayette "Allah ve Elçisi ile harp etmeye çalışan" ifadesi de buna örnektir.
5- Kendilerine "Haydi gelin, Allah'ın Elçisi sizin için bağışlanma istesin." denildiği zaman, başlarını çevirdiler (kibirlendiler). Onları, büyüklük taslayanlar olarak, şiddetle yüz çevirirken gördün.
6- Onlar için bağışlanma diledin mi? Yoksa dilemedin mi? [fark etmez] onlara göre eşittir. Allah, onları asla bağışlamayacak. Gerçekten Allah, hadlerini aşanlar milletine yol göstermez.
7- Onlar [ikiyüzlüler], "Allah'ın Elçisinin yanındaki kimselere, onlar dağılıp gidene kadar harcama (infak) yapmayın." diyenlerdir. Hâlbuki, göklerin ve yerin [tüm evrenin] hazineleri, sadece Allah'ındır; fakat Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] anlamıyorlar.
8- "Yemin olsun ki, eğer şehire geri dönersek, en üstün olanlar, en alçak seviyede olanları, mutlaka ama mutlaka ondan [o şehirden] çıkaracaktır" diyorlar. Hâlbuki, (o) izzet Allah'ındır, Elçisinin'dir ve inançlılarındır; fakat Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] bilmiyorlar.
9- Ey inanmış olanlar! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah'ın zikrinden yana oyalamasın. Bunları yapanlar (evet!) onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
10- Birinize ölüm gelip de "RAB'bim! Beni çok yakın bir ecele [süreye] kadar erteleseydin de sadaka verseydim¹ ve düzgün-iyi kişilerden olsaydım [olmaz mıydı?]" demesinden önce, size rızık ettiğimizden harcama (infak) yapın.
¹: "ekun=أكن" fiili, "essaddeka=أصدق" fiilinin mahaline atıf yapmıştır. Onun mahalli ise, cevap cümlesi olduğu için "ekun=أكن" şeklinde bitmiştir. Normalde cümle "...essaddek ve ekun=أصدق واكن" takdirindedir. Sorunun cevabı olarak gelen "fe=ف" harfi "saddek" fiilini nasb etti, "ekun=أكن" fiili, onun mahaline atıf olduğu için cezm edildi.
(Bu açıklama, ayetin gramer hatası olduğunu düşünenler için yazılmıştır.)
11- Allah, hiçbir canı, kendi eceli [süresi] geldiği zaman ertelemez. Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.
1- Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] sana geldikleri zaman, "Senin, Allah'ın Elçisi olduğuna şahitlik ediyoruz." dediler. Hâlbuki Allah biliyor ki, kesinlikle sen kendisinin gerçekten Elçisisin. Allah şahitlik ediyor ki, kesinlikle, Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] gerçekten yalancıdır.¹
¹: Münafıkların söyledikleri şehadet sözü doğru olmakla birlikte, onların Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylemesi sebebiyle "Yalancı" olarak nitelendirilmiştir.
2- Yeminlerini bir saklanış edinip Allah'ın yolundan çevirdiler. Gerçekten onların bulunmakta oldukları eylem ne kötüdür!
3- İşte bu, onların inanmış sonra da gerçeği örtüp göz ardı etmiş olmalarından dolayıdır. Artık, kalplerinin üzeri damgalanmıştır. Artık, anlamıyorlar.
4- Onları gördüğün zaman, onların cisimleri senin hoşuna gider. Konuşurlarsa, onların konuşmasını dinlersin. Onlar, sanki (duvara) dayanmış ağaç parçaları gibidir.¹ Her çığlığı, kendilerine karşı sanıyorlar, onlar düşmandır o halde onlara dikkat et! Allah ile savaşacak dereceye geldiler², nasıl da [Hak'tan, yalanlara] ters döndürülüyorlar!
¹: onlar meyve veren ağaç gibi değerli değildir; meyvesiz, kuru bir ağaç parçası gibi değersizdir.
²: "ka'tele= قاتل" sözü, mufaale (karşılık yapılan eylem) babından bir fiildir. Bunun beddua manasında olduğu söylenmiştir ancak doğrusu bu kelimenin "Allah ile karşılık savaşacak hale geldiler" manasında olmasıdır (müfredat : قتل) tıpkı bakara 278. Ayette "...Allah ve Elçisi tarafından bir harp içinde bulunuyorsunuz..." ifadesine benzer. Maide 33. Ayette "Allah ve Elçisi ile harp etmeye çalışan" ifadesi de buna örnektir.
5- Kendilerine "Haydi gelin, Allah'ın Elçisi sizin için bağışlanma istesin." denildiği zaman, başlarını çevirdiler (kibirlendiler). Onları, büyüklük taslayanlar olarak, şiddetle yüz çevirirken gördün.
6- Onlar için bağışlanma diledin mi? Yoksa dilemedin mi? [fark etmez] onlara göre eşittir. Allah, onları asla bağışlamayacak. Gerçekten Allah, hadlerini aşanlar milletine yol göstermez.
7- Onlar [ikiyüzlüler], "Allah'ın Elçisinin yanındaki kimselere, onlar dağılıp gidene kadar harcama (infak) yapmayın." diyenlerdir. Hâlbuki, göklerin ve yerin [tüm evrenin] hazineleri, sadece Allah'ındır; fakat Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] anlamıyorlar.
8- "Yemin olsun ki, eğer şehire geri dönersek, en üstün olanlar, en alçak seviyede olanları, mutlaka ama mutlaka ondan [o şehirden] çıkaracaktır" diyorlar. Hâlbuki, (o) izzet Allah'ındır, Elçisinin'dir ve inançlılarındır; fakat Münafıklar [İkiyüzlülük yapanlar] bilmiyorlar.
9- Ey inanmış olanlar! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah'ın zikrinden yana oyalamasın. Bunları yapanlar (evet!) onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
10- Birinize ölüm gelip de "RAB'bim! Beni çok yakın bir ecele [süreye] kadar erteleseydin de sadaka verseydim¹ ve düzgün-iyi kişilerden olsaydım [olmaz mıydı?]" demesinden önce, size rızık ettiğimizden harcama (infak) yapın.
¹: "ekun=أكن" fiili, "essaddeka=أصدق" fiilinin mahaline atıf yapmıştır. Onun mahalli ise, cevap cümlesi olduğu için "ekun=أكن" şeklinde bitmiştir. Normalde cümle "...essaddek ve ekun=أصدق واكن" takdirindedir. Sorunun cevabı olarak gelen "fe=ف" harfi "saddek" fiilini nasb etti, "ekun=أكن" fiili, onun mahaline atıf olduğu için cezm edildi.
(Bu açıklama, ayetin gramer hatası olduğunu düşünenler için yazılmıştır.)
11- Allah, hiçbir canı, kendi eceli [süresi] geldiği zaman ertelemez. Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)