1- Gök, yarıldığı zaman,
2- Parlayan yıldızlar saçıldığı zaman,
3- Büyük sular fışkırtıldığı zaman,
4- Kabirler, açılıp [içindekiler] yönlendirildiği¹ zaman,
¹: (müfredat : بعثر)
5- [Her] can (nefis), önden hazırladığı ve ertelediği [şeyleri] bilir.
6- Ey insan! Değerli RAB'bin hakkında seni ne aldattı?
7- [RAB'bin] seni yaratmış, ardından seni eşitleyip dengelemiş olandır.
8- Yani hangi surette tercih ettiyse seni onda biçimlendirdi
9- Asla! Aksine siz, dini yalanlıyorsunuz.
10-11- Gerçekten, üzerinizde kayıt edenler yani değerli yazıcılar var.
12- Yaptıklarınızı biliyorlar.
13- Gerçekten, iyiler kesinlikle Naim'in içindedirler.
14- Gerçekten, [dinin] sınırlarını parçalayanlar, kesinlikle kızgın ateşin içindedirler.
15-16- Dinin gününde, ondan kayıp olmayacak [çıkamayacak] bir haldeyken onun [azabını] çekerler.
17- Sana ne öngörüde bulundurdu? Nedir dinin günü?
18- Sonra sana ne öngörüde bulundurdu? Nedir dinin günü?
19- Herhangi bir benliğin herhangi bir benlik lehine hiçbir şeye sahip olamayacağı günü [an!] O gün emir, Allah'ındır.
30 Kasım 2019 Cumartesi
81- Tekvir suresi (Hubeyb öndeş meali)
1- Güneş, kör edildiği¹ [ışığını yitirdiği] zaman
¹: (Ferra meani-l kuran, kurtubi, Ebu hayyan el garniti, bkz: كور: {كورت}: أذهب ضوءها)
2- Yıldızlar, darmadağın olduğu¹ zaman,
¹: (müfredat : كدر)
3- Dağlar, gezdirildiği zaman,
4- On aylık hamile [develer],¹ gereksiz sayılıp bırakıldığı zaman,
¹: "Bulutlar, yağmursuz bırakıldığında" anlamında olduğu da söylenmiştir (Beydavi).
5- Vahşi hayvanlar, bir araya toplanıldığı zaman,
6- Büyük sular, tutuşturulduğu¹ zaman,
¹: "çekildiği zaman" anlamında da olabilir. (müfredat: سجر) Su, oksijen ve hidrojen'den oluşmaktadır. Bu iki madde birbirinden ayrıldığı zaman, denizler yanabilir. (mevdudi)
7- Benlikler eşleştirildiği zaman,
8-9- Diri diri gömülen kız çocuklarının cezayı gerektiren hangi işleri (!) sebebiyle [gömüldükleri] sorgulandığı¹ zaman,
¹: "seelet=سألت" yani "Sordukları zaman" şeklinde de okunmuştur (Fahreddin Razi)
10- Sayfalar, yayıldığı/dağıtıldığı zaman,
11- Gök, sıyırıldığı¹ zaman,
¹: "Gök" ile kasıt edilen, bildiğimiz gökyüzü de olabilir, yerden yukarıda olan herhangi bir cisim de olabilir. "sema=سماء" kelimesinin "yerden yukarıda" olan her şeye, [mesela evin çatısı, atın sırtı, yağmur, bulut, vb.) denildiği malumdur. (bkz: Kurtubi bakara 19. Ayetin tefsiri, müfredat: سماء ve ارض maddeleri) belkide, kıyamet esnasında atmosfer, ozonosfer, gibi tüm gök tabakalarının yok olacağına işaret olabilir.
12- Kızgın ateş, alevlendirildiği zaman,
13- Cennet, yaklaştırıldığı zaman,
14- [Her]¹ can (nefis), ne hazır ettiyse, onu bilmiştir.
¹: "nefsun=نفسٌ" kelimesi, geneli kapsamaktadır. (Beydavi). Yani "tüm canlar" anlamındadır.
15-18- Artık hayır! Saklananlar yani akıp giderek kaçanlar¹; dönüp gittiği zaman gece; nefeslendiği zaman sabah delildir ki,
¹: Gezegenler veya yuvalarına saklanan hayvanlar olabilir. Kelime anlamları, bu ve benzeri anlamlara müsaittir. (Fahreddin Razi)
19-21- Gerçekten o, bir kuvvet sahibi olan, arş'ın [yönetimin] sahibinin katında bir itibarlı olan, orada gönülden itaat edilen, güvenilir olan çok değerli bir Elçinin bildirisidir.¹
22- Dostunuz, asla bir cinlenmiş/delirmiş değildir.
23- Elbetteki, onu apaçık ufukta görmüştü.
24- O, Gayb [gizlilik] konusunda, asla cimri değildir [gerçeği gizlemez].
25- O, kovulmuş bir şeytanın bildirisi değildir.
26- Artık, nereye gidiyorsunuz?
27-28- O, ancak Alemlere [varlıklara] yani, sizden dosdoğru olmayı tercih etmiş kimselere hatırlatmadır (zikirdir).
29- Ancak Alemlerin RAB'bi olan Allah [imkan] var ettiyse, siz tercih edebilirsiniz.
2- Yıldızlar, darmadağın olduğu¹ zaman,
¹: (müfredat : كدر)
3- Dağlar, gezdirildiği zaman,
4- On aylık hamile [develer],¹ gereksiz sayılıp bırakıldığı zaman,
¹: "Bulutlar, yağmursuz bırakıldığında" anlamında olduğu da söylenmiştir (Beydavi).
5- Vahşi hayvanlar, bir araya toplanıldığı zaman,
6- Büyük sular, tutuşturulduğu¹ zaman,
¹: "çekildiği zaman" anlamında da olabilir. (müfredat: سجر) Su, oksijen ve hidrojen'den oluşmaktadır. Bu iki madde birbirinden ayrıldığı zaman, denizler yanabilir. (mevdudi)
7- Benlikler eşleştirildiği zaman,
8-9- Diri diri gömülen kız çocuklarının cezayı gerektiren hangi işleri (!) sebebiyle [gömüldükleri] sorgulandığı¹ zaman,
¹: "seelet=سألت" yani "Sordukları zaman" şeklinde de okunmuştur (Fahreddin Razi)
10- Sayfalar, yayıldığı/dağıtıldığı zaman,
11- Gök, sıyırıldığı¹ zaman,
¹: "Gök" ile kasıt edilen, bildiğimiz gökyüzü de olabilir, yerden yukarıda olan herhangi bir cisim de olabilir. "sema=سماء" kelimesinin "yerden yukarıda" olan her şeye, [mesela evin çatısı, atın sırtı, yağmur, bulut, vb.) denildiği malumdur. (bkz: Kurtubi bakara 19. Ayetin tefsiri, müfredat: سماء ve ارض maddeleri) belkide, kıyamet esnasında atmosfer, ozonosfer, gibi tüm gök tabakalarının yok olacağına işaret olabilir.
12- Kızgın ateş, alevlendirildiği zaman,
13- Cennet, yaklaştırıldığı zaman,
14- [Her]¹ can (nefis), ne hazır ettiyse, onu bilmiştir.
¹: "nefsun=نفسٌ" kelimesi, geneli kapsamaktadır. (Beydavi). Yani "tüm canlar" anlamındadır.
15-18- Artık hayır! Saklananlar yani akıp giderek kaçanlar¹; dönüp gittiği zaman gece; nefeslendiği zaman sabah delildir ki,
¹: Gezegenler veya yuvalarına saklanan hayvanlar olabilir. Kelime anlamları, bu ve benzeri anlamlara müsaittir. (Fahreddin Razi)
19-21- Gerçekten o, bir kuvvet sahibi olan, arş'ın [yönetimin] sahibinin katında bir itibarlı olan, orada gönülden itaat edilen, güvenilir olan çok değerli bir Elçinin bildirisidir.¹
22- Dostunuz, asla bir cinlenmiş/delirmiş değildir.
23- Elbetteki, onu apaçık ufukta görmüştü.
24- O, Gayb [gizlilik] konusunda, asla cimri değildir [gerçeği gizlemez].
25- O, kovulmuş bir şeytanın bildirisi değildir.
26- Artık, nereye gidiyorsunuz?
27-28- O, ancak Alemlere [varlıklara] yani, sizden dosdoğru olmayı tercih etmiş kimselere hatırlatmadır (zikirdir).
29- Ancak Alemlerin RAB'bi olan Allah [imkan] var ettiyse, siz tercih edebilirsiniz.
80- Abese suresi (Hubeyb öndeş meali)
Abese suresi
1-2- Kör, kendisine geldi diye surat astı ve yüz çevirdi.
3-4- Sana ne öngörüde bulundurdu? belki o (Günahlardan) arınacaktı? Ya da hatırlayacak da hatırlama ona fayda verecekti?
5-7- [Kendini] yeterli görmek isteyene gelince, sen onunla ilgileniyorsun. Onun (Günahlardan) arınmaması [konusunda] sana [sorumluluk] yoktur.
8-9-10- Koşa koşa ve saygılı bir halde sana gelen kimseye gelince: Sen ondan [başkasıyla] oyalanıyorsun [onunla ilgilenmiyorsun].
11- Asla! Gerçekten bu bir öğüttür.
12- Artık, kim tercih ettiyse, onu hatırlayıp andı.
13-14- [Öğüt] değerli kılınmış, yükseltilmiş, temizlenmiş sayfaların içindedir.
15-16- Değerli, iyi yazarların ellerindedir.
17- (o) insan¹ lanetlendi.² Onu nankör yapan nedir?
¹: Bir görüşe göre, "kutile-l insanu=قتل الإنسان" ifadesinin geçtiği her yerde Kafir [gerçeği örten] kasıt edilmiştir. (kurtubi)
²: "kutile=قتل" ifadesi bu ayette "lanetlendi" anlamındadır. (kurtubi) beddua olduğu da söylenmiştir ama fail Allah olduğu için beddua manası uygun değildir.
18- Onu hangi şeyden yarattı?
19- Onu bir damladan(zigottan)¹ yarattı ve onu belirledi.
1-2- Kör, kendisine geldi diye surat astı ve yüz çevirdi.
3-4- Sana ne öngörüde bulundurdu? belki o (Günahlardan) arınacaktı? Ya da hatırlayacak da hatırlama ona fayda verecekti?
5-7- [Kendini] yeterli görmek isteyene gelince, sen onunla ilgileniyorsun. Onun (Günahlardan) arınmaması [konusunda] sana [sorumluluk] yoktur.
8-9-10- Koşa koşa ve saygılı bir halde sana gelen kimseye gelince: Sen ondan [başkasıyla] oyalanıyorsun [onunla ilgilenmiyorsun].
11- Asla! Gerçekten bu bir öğüttür.
12- Artık, kim tercih ettiyse, onu hatırlayıp andı.
13-14- [Öğüt] değerli kılınmış, yükseltilmiş, temizlenmiş sayfaların içindedir.
15-16- Değerli, iyi yazarların ellerindedir.
17- (o) insan¹ lanetlendi.² Onu nankör yapan nedir?
¹: Bir görüşe göre, "kutile-l insanu=قتل الإنسان" ifadesinin geçtiği her yerde Kafir [gerçeği örten] kasıt edilmiştir. (kurtubi)
²: "kutile=قتل" ifadesi bu ayette "lanetlendi" anlamındadır. (kurtubi) beddua olduğu da söylenmiştir ama fail Allah olduğu için beddua manası uygun değildir.
18- Onu hangi şeyden yarattı?
19- Onu bir damladan(zigottan)¹ yarattı ve onu belirledi.
¹: Nahl 4. Ayetin dipnotuna bakınız.
20- Sonra, yolu ona kolaylaştırdı.
21- Sonra onu öldürdü ve ona kabir yaptı.
22- Sonra, tercih ettiği zaman onu yaydı [diriltti].
23- Asla! [o insan] onun [Allah'ın] emir ettiğini hiç ama hiç yapmadı.
24- Artık, (o) insan, yemeğine bakıp düşünsün.
25- Gerçekten biz¹, suyu döktükçe döktük.
¹: "inne=إن" olarak da okunmuştur. (zamahşeri :keşşaf) çeviri bu okuyuşa göre yapıldı. "enne=أن" olarak da okunmuştur. Bu durumda "yemek" ifadesinden bedeldir. "insan, yediğine yani döktükçe döktüğümüz suya baksın" manasındadır.
26- Sonra, yeri böldükçe böldük.
27-31- Ardından, onun [yerin] içinde bir tanecik, bir asma, bir yonca, bir zeytin, bir Hurma, kalın ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlak yetiştirdik.
32- Sizin için ve sağmal hayvanlarınız için bir geçimlik olarak [bunları yetiştirdik].
33-36- Artık, (o) yüksek çığlık geldiği zaman, yani kişi kardeşinden, annesinden, babasından kız dostundan (eşinden) ve oğlundan kaçtığı gün..
37- O gün, onlardan her bir kişinin, kendisine yeterli önemli bir hali/işi vardır.
38- O gün, bir takım yüzler [kişiler], aydınlıktır/güzeldir.
39- Gülmektedir, sevinçli'dir.
40- O gün, bir takım yüzlere [kişilere gelince] onların üzerinde toz vardır.
41- Onları bir karanlık/duman sarar.
42- İşte onlar kafirlerin [gerçeği örtenlerin], sınırları parçalayanların ta kendileridir.
20- Sonra, yolu ona kolaylaştırdı.
21- Sonra onu öldürdü ve ona kabir yaptı.
22- Sonra, tercih ettiği zaman onu yaydı [diriltti].
23- Asla! [o insan] onun [Allah'ın] emir ettiğini hiç ama hiç yapmadı.
24- Artık, (o) insan, yemeğine bakıp düşünsün.
25- Gerçekten biz¹, suyu döktükçe döktük.
¹: "inne=إن" olarak da okunmuştur. (zamahşeri :keşşaf) çeviri bu okuyuşa göre yapıldı. "enne=أن" olarak da okunmuştur. Bu durumda "yemek" ifadesinden bedeldir. "insan, yediğine yani döktükçe döktüğümüz suya baksın" manasındadır.
26- Sonra, yeri böldükçe böldük.
27-31- Ardından, onun [yerin] içinde bir tanecik, bir asma, bir yonca, bir zeytin, bir Hurma, kalın ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlak yetiştirdik.
32- Sizin için ve sağmal hayvanlarınız için bir geçimlik olarak [bunları yetiştirdik].
33-36- Artık, (o) yüksek çığlık geldiği zaman, yani kişi kardeşinden, annesinden, babasından kız dostundan (eşinden) ve oğlundan kaçtığı gün..
37- O gün, onlardan her bir kişinin, kendisine yeterli önemli bir hali/işi vardır.
38- O gün, bir takım yüzler [kişiler], aydınlıktır/güzeldir.
39- Gülmektedir, sevinçli'dir.
40- O gün, bir takım yüzlere [kişilere gelince] onların üzerinde toz vardır.
41- Onları bir karanlık/duman sarar.
42- İşte onlar kafirlerin [gerçeği örtenlerin], sınırları parçalayanların ta kendileridir.
79- Naziat suresi (Hubeyb öndeş meali)
Naziat suresi
1-5- Boğuk bir şekilde çekip çıkaranlar¹, titrek bir şekilde hareket edenler,² tenzih ettikçe edenler, ardından yarıştıkça yarışanlar, ardından herhangi bir emri/işi planlayanlar delildir ki...³
¹: 1-5 ayetlerine kadar anlatılanların, Meleklerin sıfatları olduğu söylenmiştir. (Beydavi) bu ifade, ruhu şiddetle çıkarmalarına yorumlanmıştır. (müfredat :نزع)
²: "neşit=نشط" titreme ve hareket anlamındadır. (Mekayısi-l lugat: نشط) kasıt edilenler, bir yoruma göre yıldızlardır. (müfredat:نشط) Bir başka yoruma göre ise, "canı yumuşakça çıkaran melekler" anlamındadır. (zad'ul mesir)
³: Kasemin cevabı atılmıştır. Çünkü sonraki ayet buna işaret etmektir. Cevap "letebeasunne=لتبعثُنَّ" yani "mutlaka ama mutlaka diriltileceksiniz" şeklindedir. (Zamahşeri: keşşaf, Müşkül i'rab-ul kur'an, )
6-7- Sarsıntının sarsacağı ve takipçinin ona bağlı olacağı günü [an!]¹
¹: "YevmE=يوم" kelimesi, hazf edilmiş bir "uzkur=أذكر" yani "hatırlayıp an! (zikir et)" emri ile mensuptur.
8- O gün, kalpler hızlı hızlı atar.
9- Onların [kalplerin] bakışları mahçuptur.
10-11- "Gerçekten biz mi? çukurun [kabirlerin]¹ içindeyken geri döndürülecek miyiz [yeniden dirilecek miyiz]? Bir yığın çürük kemik olduğumuz zaman mı?" diyorlar.
¹: Bir görüşe göre, "hafr" kelimesi "kabirler" anlamındadır. (müfredat : حفر)
12- "O zaman işte bu, kaybeden (gereksiz) bir tekrardır." dediler.
13- Artık [bilin ki] o, sadece bir tek haykırıştır.
14- [Haykırışın] ardından, bir bakarsın ki onlar meydandadır.
15- Musa'nın olayı/sözü sana geldi mi?
16- Hani kutsanmış 'Tuva' vadisinde RAB'bi ona seslenmişti.
17- "Firavun'a git. Gerçekten o, taşkınlık etti."
18-19- "Ardından, "(Günahlardan) Arınmayı ve RAB'bine doğru sana yol göstermemi böylece (RAB'bine) saygılı olmayı ister misin?¹" de."
¹: Buradaki "هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى" ifadesine anlam itibariyle meal verildi. (bkz; Fahreddin Razi, Halebi:duru-l mes'un)
20- Ardından [Musa] ona daha büyük olan ayetleri [işaretleri] gösterdi.
21- Ardından [Firavun] yalanladı ve isyan etti.
22- Sonra koşa koşa arkasını döndü.
23-24- Ardından, bir araya toplayıp seslendi, ardından "Ben, en yüce RAB'binizim!" dedi.
25- Derken, Allah onu [Firavun'u], sonun ve ilkin caydırıcı[bir cezası] olarak yakaladı.
26- Gerçekten, saygılı olan/çekinen kimse[ler] için işte bunda mutlaka bir ibret vardır.
27- Yaratma bakımından siz mi daha şiddetlisiniz/zorsunuz? Yoksa Gök mü? [Allah] onu [göğü] bina etti.
28- Onun yukarıya doğru kalınlığını/çatısını¹ yükseltti. Ardından, onu eşitledi.
¹: "semke=سمك" kelimesi yukarıya doğru giden yükseklik veya çatı anlamındadır. (Zamahşeri: keşşaf, beydavi, kurtubi) atmosfer bir koruyucu olarak dünya için çatı görevi görüyor. Atmosfer olmasaydı, meteor taşları dünyaya çarpar, güneş ışınları dünyayı yok ederdi.(bkz: ozon tabakası, meteor taşları) Peki atmosferin yükselme olayı nedir? Atmosfer dünyada bir buhar olarak oluşur. Ateş kütlesi olan dünyanın soğuması ile ortaya çıkan buhar, göğe yükselip atmosferi oluşturuyor. (bkz: Dr. melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu) Böylece “yükselme” olayı gerçekleşmiş oluyor.
29- Onun [Göğün] karanlığını bulanıklaştırdı/körleştirdi¹; onun aydınlığını çıkardı.
¹: (Müfredat ve Halil b. Ahmet: kitabu-l ayn: غطش)
30- Bir de yeri [dünyayı]... bundan sonra¹ onu [yeri] yerinden giderdi [onardı]².
¹: "ba'de ze'like=بعد ذالك" ifadesinin "bundan sonra", "bununla birlikte" ve "bundan önce" anlamında olduğu da söylenmiştir. (kurtubi) "bundan önce" anlamını verenlerin dayanağı pek sağlam değildir. Enbiya 105. Ayette geçen "Zikir'den sonra, zebur'da.." ifadesinden "Sonra" manası verilen yine aynı ifadedir. Zikri kur'an kabul ederek "kur'an'dan önce zebur'da" anlamı vermişlerdir. Ancak "Zikir" ile kasıt edilen Tevrat olabilir. Bu yüzden isabetli bir anlam değildir. "Bununla birlikte" anlamını verenlerin delilleri ise kalem 13. Ayette geçen "bundan sonra da kötülükle damgalanmış" ifadesinde geçen "Sonra" kelimesidir. Bu ifadenin "bununla birlikte kötülükle damgalanmış" manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu da gayet uygundur.
²: Verilen genel anlamlar aşağı yukarı "yerinden gidermek, oynatmak, başka yere taşımak, yaşama elverişli hale getirmek onarmak" anlamlarındadır. (müfredat: دحا, Fahreddin Razi, kurtubi, zamahşeri: belegat esası: دحو)
31- Ondan [yerden] suyunu¹ ve otunu² çıkardı.
¹: Dünyanın soğuma aşamasında suyun kendisinin içinden çıkmasına işaret ediyor olabilir. (Dünyanın bu aşaması ile ilgili detaylı bilgi için bkz: Dr. Melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu)
²: Dikkat ederseniz, bitkilerin oluşumu atmosferden sonra anlatılıyor. Çünkü mevcut verilere göre bitkilerin oluşması için atmosfere ihtiyaç var. Atmosfer ilk oluştuğu anda oksijen yoktu, sonradan oluştu. Ayrıca dünyanın ilk başta bir ateş kütlesi gibi olması sebebiyle, ilk başta suyu yoktu. Mevcut olan bazı bilimsel verilere göre, dünyadaki su sonradan oluşuyor. Konuyla ilgili BBC dergisinden küçük bir bölüm bırakayım;
Her türlü yaşamın kaynağı olan su, 4,5 milyar yıl önce Dünya oluştuktan yüz milyonlarca yıl sonra yabancı bir madde olarak, donmuş parçalar halinde uzaydan geldi dünyaya. O sırada gezegenimiz yanardağların sürekli patladığı kupkuru bir yerdi… Dünya yüzeyindeki suyun hemen hemen tamamı onu oluşturan kaya ve buz parçalarından gelmişti. Fakat atmosfer henüz oluşmadığı için bu su molekülleri kaynayıp uzaya uçuyordu.
Fakat bu arada yaşanan jeolojik olaylar sonucu gezegenin içinden yüzeye doğru su çıkmaya devam ediyordu. Demir gibi ağır elementler gezegenin merkezine doğru akıyor, bugün bildiğimiz haliyle Dünya’nın dış kabuğu, manto ve çekirdeği şekil alıyordu. Manto soğudukça su ve diğer uçucu maddeler yüzeye doğru çıkıyor, ısınan su buharı ise yanardağ ağızlarından dışarı çıkıyordu… . Böylece 500 milyon yıl önce Dünya’nın atmosferi ve ısısı istikrarlı bir hal aldı ve dışarı sızan su buharı soğuyup yoğunlaştı. Bunun sonucunda yağmur yağmaya başladı. Hem de binlerce yıl boyunca. Artık Dünya’nın yüzeyinde bir miktar su birikmişti. (bkz: BBC dergi- okyanuslar nasıl oluştu?)
32- Bir de dağlar.. Onları [Dağları] ağırlaştırdı.
33- Sizin için ve sağmal hayvanlarınız için bir geçimlik olarak [bunlar oldu].
34-36- Artık, daha büyük kuşatan geldiği zaman, yani¹ insanın ne gayret ettiyse onu hatırlayacağı ve kızgın ateşin, görenler için bariz [açıkça görünür] olacağı gün..
¹: idmar edilmiş bir "eaniy=أعني" fiili sebebiyle "yevmE=يوم" kelimesi mensuptur. (Halebi :duru-l mes'un)
37-39- Artık, taşkınlık yapmış ve dünya [ilk] hayatını tercih etmiş kimse[ler'e] gelince: Kesinlikle kızgın ateş, barınağın ta kendisidir.
40-41- RAB'binin makamından korkan ve (o) nefsi, (o) keyiften engelleyen kimse[ler'e] gelince: kesinlikle cennet, barınağın ta kendisidir.
42- Saat'ten yana sana soruyorlar: "Onun demir atması [gerçekleşmesi] nerede?"
43- Onun zikrinden neyin [hangi bilginin] içindesin ki?
44- Onun [Saat'in] son noktası sadece RAB'binedir.
45- Sen, sadece ona [Saat'e] saygılı olan kimseleri uyaransın.
46- Onlar, onu [saati] görecekleri gün sanki (dünyada) bir akşam veya onun [akşamın] aydınlığından [daha fazla süre] hiç kalmamış gibidirler.
1-5- Boğuk bir şekilde çekip çıkaranlar¹, titrek bir şekilde hareket edenler,² tenzih ettikçe edenler, ardından yarıştıkça yarışanlar, ardından herhangi bir emri/işi planlayanlar delildir ki...³
¹: 1-5 ayetlerine kadar anlatılanların, Meleklerin sıfatları olduğu söylenmiştir. (Beydavi) bu ifade, ruhu şiddetle çıkarmalarına yorumlanmıştır. (müfredat :نزع)
²: "neşit=نشط" titreme ve hareket anlamındadır. (Mekayısi-l lugat: نشط) kasıt edilenler, bir yoruma göre yıldızlardır. (müfredat:نشط) Bir başka yoruma göre ise, "canı yumuşakça çıkaran melekler" anlamındadır. (zad'ul mesir)
³: Kasemin cevabı atılmıştır. Çünkü sonraki ayet buna işaret etmektir. Cevap "letebeasunne=لتبعثُنَّ" yani "mutlaka ama mutlaka diriltileceksiniz" şeklindedir. (Zamahşeri: keşşaf, Müşkül i'rab-ul kur'an, )
6-7- Sarsıntının sarsacağı ve takipçinin ona bağlı olacağı günü [an!]¹
¹: "YevmE=يوم" kelimesi, hazf edilmiş bir "uzkur=أذكر" yani "hatırlayıp an! (zikir et)" emri ile mensuptur.
8- O gün, kalpler hızlı hızlı atar.
9- Onların [kalplerin] bakışları mahçuptur.
10-11- "Gerçekten biz mi? çukurun [kabirlerin]¹ içindeyken geri döndürülecek miyiz [yeniden dirilecek miyiz]? Bir yığın çürük kemik olduğumuz zaman mı?" diyorlar.
¹: Bir görüşe göre, "hafr" kelimesi "kabirler" anlamındadır. (müfredat : حفر)
12- "O zaman işte bu, kaybeden (gereksiz) bir tekrardır." dediler.
13- Artık [bilin ki] o, sadece bir tek haykırıştır.
14- [Haykırışın] ardından, bir bakarsın ki onlar meydandadır.
15- Musa'nın olayı/sözü sana geldi mi?
16- Hani kutsanmış 'Tuva' vadisinde RAB'bi ona seslenmişti.
17- "Firavun'a git. Gerçekten o, taşkınlık etti."
18-19- "Ardından, "(Günahlardan) Arınmayı ve RAB'bine doğru sana yol göstermemi böylece (RAB'bine) saygılı olmayı ister misin?¹" de."
¹: Buradaki "هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى" ifadesine anlam itibariyle meal verildi. (bkz; Fahreddin Razi, Halebi:duru-l mes'un)
20- Ardından [Musa] ona daha büyük olan ayetleri [işaretleri] gösterdi.
21- Ardından [Firavun] yalanladı ve isyan etti.
22- Sonra koşa koşa arkasını döndü.
23-24- Ardından, bir araya toplayıp seslendi, ardından "Ben, en yüce RAB'binizim!" dedi.
25- Derken, Allah onu [Firavun'u], sonun ve ilkin caydırıcı[bir cezası] olarak yakaladı.
26- Gerçekten, saygılı olan/çekinen kimse[ler] için işte bunda mutlaka bir ibret vardır.
27- Yaratma bakımından siz mi daha şiddetlisiniz/zorsunuz? Yoksa Gök mü? [Allah] onu [göğü] bina etti.
28- Onun yukarıya doğru kalınlığını/çatısını¹ yükseltti. Ardından, onu eşitledi.
¹: "semke=سمك" kelimesi yukarıya doğru giden yükseklik veya çatı anlamındadır. (Zamahşeri: keşşaf, beydavi, kurtubi) atmosfer bir koruyucu olarak dünya için çatı görevi görüyor. Atmosfer olmasaydı, meteor taşları dünyaya çarpar, güneş ışınları dünyayı yok ederdi.(bkz: ozon tabakası, meteor taşları) Peki atmosferin yükselme olayı nedir? Atmosfer dünyada bir buhar olarak oluşur. Ateş kütlesi olan dünyanın soğuması ile ortaya çıkan buhar, göğe yükselip atmosferi oluşturuyor. (bkz: Dr. melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu) Böylece “yükselme” olayı gerçekleşmiş oluyor.
29- Onun [Göğün] karanlığını bulanıklaştırdı/körleştirdi¹; onun aydınlığını çıkardı.
¹: (Müfredat ve Halil b. Ahmet: kitabu-l ayn: غطش)
30- Bir de yeri [dünyayı]... bundan sonra¹ onu [yeri] yerinden giderdi [onardı]².
¹: "ba'de ze'like=بعد ذالك" ifadesinin "bundan sonra", "bununla birlikte" ve "bundan önce" anlamında olduğu da söylenmiştir. (kurtubi) "bundan önce" anlamını verenlerin dayanağı pek sağlam değildir. Enbiya 105. Ayette geçen "Zikir'den sonra, zebur'da.." ifadesinden "Sonra" manası verilen yine aynı ifadedir. Zikri kur'an kabul ederek "kur'an'dan önce zebur'da" anlamı vermişlerdir. Ancak "Zikir" ile kasıt edilen Tevrat olabilir. Bu yüzden isabetli bir anlam değildir. "Bununla birlikte" anlamını verenlerin delilleri ise kalem 13. Ayette geçen "bundan sonra da kötülükle damgalanmış" ifadesinde geçen "Sonra" kelimesidir. Bu ifadenin "bununla birlikte kötülükle damgalanmış" manasında olduğunu söylemişlerdir. Bu da gayet uygundur.
²: Verilen genel anlamlar aşağı yukarı "yerinden gidermek, oynatmak, başka yere taşımak, yaşama elverişli hale getirmek onarmak" anlamlarındadır. (müfredat: دحا, Fahreddin Razi, kurtubi, zamahşeri: belegat esası: دحو)
31- Ondan [yerden] suyunu¹ ve otunu² çıkardı.
¹: Dünyanın soğuma aşamasında suyun kendisinin içinden çıkmasına işaret ediyor olabilir. (Dünyanın bu aşaması ile ilgili detaylı bilgi için bkz: Dr. Melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu)
²: Dikkat ederseniz, bitkilerin oluşumu atmosferden sonra anlatılıyor. Çünkü mevcut verilere göre bitkilerin oluşması için atmosfere ihtiyaç var. Atmosfer ilk oluştuğu anda oksijen yoktu, sonradan oluştu. Ayrıca dünyanın ilk başta bir ateş kütlesi gibi olması sebebiyle, ilk başta suyu yoktu. Mevcut olan bazı bilimsel verilere göre, dünyadaki su sonradan oluşuyor. Konuyla ilgili BBC dergisinden küçük bir bölüm bırakayım;
Her türlü yaşamın kaynağı olan su, 4,5 milyar yıl önce Dünya oluştuktan yüz milyonlarca yıl sonra yabancı bir madde olarak, donmuş parçalar halinde uzaydan geldi dünyaya. O sırada gezegenimiz yanardağların sürekli patladığı kupkuru bir yerdi… Dünya yüzeyindeki suyun hemen hemen tamamı onu oluşturan kaya ve buz parçalarından gelmişti. Fakat atmosfer henüz oluşmadığı için bu su molekülleri kaynayıp uzaya uçuyordu.
Fakat bu arada yaşanan jeolojik olaylar sonucu gezegenin içinden yüzeye doğru su çıkmaya devam ediyordu. Demir gibi ağır elementler gezegenin merkezine doğru akıyor, bugün bildiğimiz haliyle Dünya’nın dış kabuğu, manto ve çekirdeği şekil alıyordu. Manto soğudukça su ve diğer uçucu maddeler yüzeye doğru çıkıyor, ısınan su buharı ise yanardağ ağızlarından dışarı çıkıyordu… . Böylece 500 milyon yıl önce Dünya’nın atmosferi ve ısısı istikrarlı bir hal aldı ve dışarı sızan su buharı soğuyup yoğunlaştı. Bunun sonucunda yağmur yağmaya başladı. Hem de binlerce yıl boyunca. Artık Dünya’nın yüzeyinde bir miktar su birikmişti. (bkz: BBC dergi- okyanuslar nasıl oluştu?)
32- Bir de dağlar.. Onları [Dağları] ağırlaştırdı.
33- Sizin için ve sağmal hayvanlarınız için bir geçimlik olarak [bunlar oldu].
34-36- Artık, daha büyük kuşatan geldiği zaman, yani¹ insanın ne gayret ettiyse onu hatırlayacağı ve kızgın ateşin, görenler için bariz [açıkça görünür] olacağı gün..
¹: idmar edilmiş bir "eaniy=أعني" fiili sebebiyle "yevmE=يوم" kelimesi mensuptur. (Halebi :duru-l mes'un)
37-39- Artık, taşkınlık yapmış ve dünya [ilk] hayatını tercih etmiş kimse[ler'e] gelince: Kesinlikle kızgın ateş, barınağın ta kendisidir.
40-41- RAB'binin makamından korkan ve (o) nefsi, (o) keyiften engelleyen kimse[ler'e] gelince: kesinlikle cennet, barınağın ta kendisidir.
42- Saat'ten yana sana soruyorlar: "Onun demir atması [gerçekleşmesi] nerede?"
43- Onun zikrinden neyin [hangi bilginin] içindesin ki?
44- Onun [Saat'in] son noktası sadece RAB'binedir.
45- Sen, sadece ona [Saat'e] saygılı olan kimseleri uyaransın.
46- Onlar, onu [saati] görecekleri gün sanki (dünyada) bir akşam veya onun [akşamın] aydınlığından [daha fazla süre] hiç kalmamış gibidirler.
29 Kasım 2019 Cuma
78- Nebe suresi (Hubeyb öndeş meali)
Nebe
1-3- kendisinde ayrılığa düşenler oldukları (o) büyük haber hakkında neyi soruşturuyorlar?
4- Asla! Bilecekler.
5- Sonra, asla! (yine) bilecekler.
6-7- Yeri [yeryüzünü], hiç dinlenmeye elverişli¹ halde yapmadık mı? Dağları da kazıklar² olarak [yapmadık mı]?
¹:"mihad=مهاد" ve "mehd=مهد" hazırlanan, basılan mekandır. Aslı, çocuk için hazırlanan [şeydir]. Hazırlamak ve bir şeye kolaylaştırmak anlamına da gelir. (müfredat: مهد maddesi, İbni faris:Mekayısi-l lugat : مهد maddesi). Verilen sözlüklerden anlaşıldığına göre kelime anlamı dünyanın şekliyle alakalı değildir. Sadece yerin düzenlenmesi ve bir bebeğe hazırlanan beşik misali dinlenmeye elverişli hale getirilmesi ile ilgilidir. Örneğin "Ona hazırladıkça hazırladım" (Müddessir 14) ayetinde "hazırladım" manasını veren "mehhedtu=مهدت" fiilidir. Buradan da anlaşılacağı üzere kelimenin şekil ile alakası yoktur.
²: Dağların "kazık" olması iki şekilde anlaşılabilir:
1- Dağların kökenleri olmasıyla bağdaşır. (bkz: orojenez)
2- İlk muhatapların algısına göre dünyanın dengesini sağlamasıyla alakalı olabilir. Nahl 15. Ayetin dipnotuna bakınız.
8- Sizi, sınıflar/çiftler halinde yarattık.
9- Uykunuzu, bir sabitlenme/dinlenme yaptık.
10- Geceyi, bir elbise yaptık.
11- Gündüzü, bir geçimlik yaptık.
12- Üstünüzde, yedi şiddetli/güçlü yaptık.
13- ışık/sıcaklık yayan bir lamba yaptık.
14-16- Kendisiyle [o suyla] tanecikler, bitkiler ve [birbirine] geçmiş cennetler [bahçeler] çıkarmak için, sıkıştıranlardan¹, bir sel olarak bir su indirdik.
¹: "Suyu, kendi içinde sıkıştıranlardan" yani bulutlardan anlamında olabilir. (müfredat : عصر)
17- Gerçek şu ki, [gerçeği, yalandan] ayırmanın günü, [en başından beri] belirlenmiş bir zamandı.
18- [Ayırmanın günü] yani, Sur'un içine üfleneceği, ardından bölük bölük geleceğiniz gün [belirlenmiş bir zamandı].
19- Gök, açıldı, ardından kapılar halinde oldu.
20- Dağlar, gezdirildi, ardından serap oldu.
21-22- Gerçekten, cehennem taşkınlar için bir gözetleme yeri oldu. Dönüş yeri [oldu].
23- Onun içinde, uzun çağlar boyunca bulunacaklardır.
24-26- Onun içinde, [taşkınlar] herhangi bir soğuk/buz tatmazlar, herhangi bir içecek de [tatmazlar]. Uyumlu bir karşılık olarak ancak kaynar su ve irin [tadarlar].
27- Gerçekten onlar, hesabı (mahşeri) beklemiyordu.
28- Ayetlerimizi [işaretlerimizi] tamamen yalanladılar.
29- Her şeyi.. bir kitap olarak hesapladık.
30- O halde tadın! Artık, sizi[n] azabı[nızdan] başkasını asla artırmayacağız!
31-34- Gerçekten, korunup sakınanlar (muttakiler) için bir başarı yani sulu bahçeler, bağlar, yaşıt bekar eşler¹ ve dolu kaseler vardır.
¹: Buradaki "kevaib=كواعب" kelimesini, Mukatil bin Süleyman [v. 767] "azeray=عذارى" yani "bekarlar" anlamında olduğunu söylemiştir.
35- Onun [cennetin] içinde, bir boş [söz] işitmezler, bir yalan da [işitmezler].
36- RAB'binden bir karşılık yani hesaplı [yeterli] bir bağış olarak [bunlar vardır].
37- Yani, göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin (içindekilerin) Rahman olan RAB'binden [bir karşılık olarak bunlar vardır].¹ Onlar [göklerin ve yerin içindekiler], ondan yana herhangi bir hitaba sahip olmazlar.
¹: "Rabbu=رب" ve "Rahmanu=رحمانُ" şeklinde merfu olarak okunmuştur. (Halebi: duru-l mes'un) buna göre şu şekilde bir çeviri yapılabilir:
"[O], göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin (içindekilerin) RAB'bidir. Rahman, onlar kendisinden [Rahman'dan] yana herhangi bir hitaba sahip olamazlar"
Mevcut çeviri, mecrur olarak yani "rabbi=رب" ve "Rahmani=رحمانِ" olarak okunuşa göre yapılmıştır. "RAB" kelimesi önceki ayette geçen "RAB" ifadesinden bedeldir, "Rahman" ise, "RAB"bin sıfatı olarak mecrurdur. (Beydavi)
38-40- Ruh(lar'ın) ve Meleklerin saf saf ayağa kalkacağı gün, yani kişinin kendi elinin [gücünün] önden hazırladığı [şeylere] bakıp düşüneceği ve kafirin [gerçeği örtenlerin] "Keşke, bir toprak olsaydım!" diyeceği gün¹ ancak Rahman'ın kendisine izin verdiği ve isabetli [doğru] söylemiş kimse[ler] konuşur. İşte bu, Hak [gerçek] gündür. O halde, kim tercih ettiyse, RAB'bine [giden] bir dönüş yeri edindi. Gerçekten biz, çok yakın bir azaba [karşı] sizi uyardık.
¹: 40. Ayetteki "gün" kelimesi 38. Ayetteki "gün" kelimesinden bedeldir. (Halebi: duru-l mes'un)
1-3- kendisinde ayrılığa düşenler oldukları (o) büyük haber hakkında neyi soruşturuyorlar?
4- Asla! Bilecekler.
5- Sonra, asla! (yine) bilecekler.
6-7- Yeri [yeryüzünü], hiç dinlenmeye elverişli¹ halde yapmadık mı? Dağları da kazıklar² olarak [yapmadık mı]?
¹:"mihad=مهاد" ve "mehd=مهد" hazırlanan, basılan mekandır. Aslı, çocuk için hazırlanan [şeydir]. Hazırlamak ve bir şeye kolaylaştırmak anlamına da gelir. (müfredat: مهد maddesi, İbni faris:Mekayısi-l lugat : مهد maddesi). Verilen sözlüklerden anlaşıldığına göre kelime anlamı dünyanın şekliyle alakalı değildir. Sadece yerin düzenlenmesi ve bir bebeğe hazırlanan beşik misali dinlenmeye elverişli hale getirilmesi ile ilgilidir. Örneğin "Ona hazırladıkça hazırladım" (Müddessir 14) ayetinde "hazırladım" manasını veren "mehhedtu=مهدت" fiilidir. Buradan da anlaşılacağı üzere kelimenin şekil ile alakası yoktur.
²: Dağların "kazık" olması iki şekilde anlaşılabilir:
1- Dağların kökenleri olmasıyla bağdaşır. (bkz: orojenez)
2- İlk muhatapların algısına göre dünyanın dengesini sağlamasıyla alakalı olabilir. Nahl 15. Ayetin dipnotuna bakınız.
8- Sizi, sınıflar/çiftler halinde yarattık.
9- Uykunuzu, bir sabitlenme/dinlenme yaptık.
10- Geceyi, bir elbise yaptık.
11- Gündüzü, bir geçimlik yaptık.
12- Üstünüzde, yedi şiddetli/güçlü yaptık.
13- ışık/sıcaklık yayan bir lamba yaptık.
14-16- Kendisiyle [o suyla] tanecikler, bitkiler ve [birbirine] geçmiş cennetler [bahçeler] çıkarmak için, sıkıştıranlardan¹, bir sel olarak bir su indirdik.
¹: "Suyu, kendi içinde sıkıştıranlardan" yani bulutlardan anlamında olabilir. (müfredat : عصر)
17- Gerçek şu ki, [gerçeği, yalandan] ayırmanın günü, [en başından beri] belirlenmiş bir zamandı.
18- [Ayırmanın günü] yani, Sur'un içine üfleneceği, ardından bölük bölük geleceğiniz gün [belirlenmiş bir zamandı].
19- Gök, açıldı, ardından kapılar halinde oldu.
20- Dağlar, gezdirildi, ardından serap oldu.
21-22- Gerçekten, cehennem taşkınlar için bir gözetleme yeri oldu. Dönüş yeri [oldu].
23- Onun içinde, uzun çağlar boyunca bulunacaklardır.
24-26- Onun içinde, [taşkınlar] herhangi bir soğuk/buz tatmazlar, herhangi bir içecek de [tatmazlar]. Uyumlu bir karşılık olarak ancak kaynar su ve irin [tadarlar].
27- Gerçekten onlar, hesabı (mahşeri) beklemiyordu.
28- Ayetlerimizi [işaretlerimizi] tamamen yalanladılar.
29- Her şeyi.. bir kitap olarak hesapladık.
30- O halde tadın! Artık, sizi[n] azabı[nızdan] başkasını asla artırmayacağız!
31-34- Gerçekten, korunup sakınanlar (muttakiler) için bir başarı yani sulu bahçeler, bağlar, yaşıt bekar eşler¹ ve dolu kaseler vardır.
¹: Buradaki "kevaib=كواعب" kelimesini, Mukatil bin Süleyman [v. 767] "azeray=عذارى" yani "bekarlar" anlamında olduğunu söylemiştir.
35- Onun [cennetin] içinde, bir boş [söz] işitmezler, bir yalan da [işitmezler].
36- RAB'binden bir karşılık yani hesaplı [yeterli] bir bağış olarak [bunlar vardır].
37- Yani, göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin (içindekilerin) Rahman olan RAB'binden [bir karşılık olarak bunlar vardır].¹ Onlar [göklerin ve yerin içindekiler], ondan yana herhangi bir hitaba sahip olmazlar.
¹: "Rabbu=رب" ve "Rahmanu=رحمانُ" şeklinde merfu olarak okunmuştur. (Halebi: duru-l mes'un) buna göre şu şekilde bir çeviri yapılabilir:
"[O], göklerin ve yerin ve ikisinin arasındakilerin (içindekilerin) RAB'bidir. Rahman, onlar kendisinden [Rahman'dan] yana herhangi bir hitaba sahip olamazlar"
Mevcut çeviri, mecrur olarak yani "rabbi=رب" ve "Rahmani=رحمانِ" olarak okunuşa göre yapılmıştır. "RAB" kelimesi önceki ayette geçen "RAB" ifadesinden bedeldir, "Rahman" ise, "RAB"bin sıfatı olarak mecrurdur. (Beydavi)
38-40- Ruh(lar'ın) ve Meleklerin saf saf ayağa kalkacağı gün, yani kişinin kendi elinin [gücünün] önden hazırladığı [şeylere] bakıp düşüneceği ve kafirin [gerçeği örtenlerin] "Keşke, bir toprak olsaydım!" diyeceği gün¹ ancak Rahman'ın kendisine izin verdiği ve isabetli [doğru] söylemiş kimse[ler] konuşur. İşte bu, Hak [gerçek] gündür. O halde, kim tercih ettiyse, RAB'bine [giden] bir dönüş yeri edindi. Gerçekten biz, çok yakın bir azaba [karşı] sizi uyardık.
¹: 40. Ayetteki "gün" kelimesi 38. Ayetteki "gün" kelimesinden bedeldir. (Halebi: duru-l mes'un)
28 Kasım 2019 Perşembe
77- Mürselat suresi (Hubeyb öndeş meali)
Mürselat
1-7- Peş peşe gönderilenler, ardından estikçe esenler, yaydıkça yayanlar, ardından ayırdıkça ayıranlar, ardından bir özür için veya bir uyarı için¹ hatırlatmayı (zikri) atanlar delildir ki: ne vaat olunuyorsanız [size ne söz veriliyorsa] o kesinlikle ama kesinlikle gerçekleşicidir.
¹: Bu iki ifade meful'un min eclih'tir. (Halebi: duru-l mes'un)
8- Artık, yıldızlar silindiği zaman,
9- Gök, yarıldığı zaman,
10- Dağlar, toz toprak edildiği zaman,
11- Elçiler, vakitlendirildiği zaman,
12- "Hangi gün için süre sonları belirlendi?"
13- "Ayırma günü için..."
14- Ayırma günü nedir? öngörmeni ne sağladı?
15- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
16- öncüleri-öncekileri hiç helak etmedik mi?
17- Sonra, onları sonrakilerin [peşine] bağladık.
18- İşte, suçlulara bunun gibi yaparız.
19- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
20- Sizi, hakir bir sudan hiç yaratmadık mı?
21-22- Ardından, onu bilinen bir ölçüye kadar korunmuş bir durağın içine yerleştirdik.
23- Ardından, ölçüledik. Artık ne güzel ölçüleyenler[iz]!
24- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
25-26- Yeri; dirileri ve ölüleri² bir kucaklayıp kuşatan¹ yapmadık mı hiç?
¹: (müfredat : كفت & İbni faris:Mekayısi-l lugat: كفت)
²: "ehyaen ve emvat=أَحْيَآءً وَأَمْوٰتاً" ifadeleri, takdiri bir "tekfutu=تكفتو" fiili ile mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un, Müşkül i'rab-ul kur'an)
27- Onun [yerin] içinde, yüksek ağırlıklar meydana getirdik. Size, tatlı bir su içirdik.
28- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
29- Kendisini yalanlamakta olduğunuz [şeye] doğru yola koyulun.
30-31- Üç kol/bölüm sahibi olan, gölgelendirici olmayan ve alevden [herhangi bir şeye karşı bile] yeterli gelmeyen bir gölgeye doğru yola koyulun.
32- Gerçekten o [alev], saraylar¹ gibi kıvılcım atıyor.
¹: "kasr=قصر" saray anlamındadır. Bunun tahta, deve boynu, anlamlarına geldiği de söylenmiştir. (Zad'ul mesir,)
33- Sanki o, sarı develer gibidir.
34- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
35- Bu, onların konuşamayacağı gündür.
36- Kendileri için izin verilmez ki özür sunsunlar...
37- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!¹
¹: Tekrir sanatıdır.
38- Bu, ayırmanın [gerçeği ortaya çıkarmanın] günüdür. Sizi ve öncüleri-öncekileri topladık.
39- Eğer, size ait bir plan var idiyse, bana da plan yapın!
40- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
41-42- Gerçekten, korunup sakınanlar (muttakiler) gölgelerin [izzet ve zenginliğin¹], gözlerin [pınarların] ve çokça iştahlandıkları ne varsa onun içindedir.
¹: "zıl=ظل" kelimesi, izzet ve refah için de kullanılır. (müfredat : ظل)
43- Bulunmakta olduğunuz eylemleriniz sebebiyle afiyetle yeyin ve için!
44- Gerçekten biz, güzellik [iyilik] edenlere bunun gibi karşılığını veriyoruz.
45- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
46- Yeyin ve pek az geçinin [bakalım!] Gerçekten siz, suçlusunuz.
47- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
48- Kendilerine "Rüku edin!" denildiği zaman, rüku etmediler.¹
¹: "Namaz kılın denildiği zaman kılmadılar" anlamına da gelebilir. Belegat açısından, bir şeyin bir parçası söylenerek, onun tamamı kasıt edilebilir.
"Allah'a boyun eğin denildiği zaman, boyun eğmediler" anlamında da olabilir. Buna göre, "Rüku" mecaz anlamda kullanılmıştır.
49- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
50- Artık, bundan sonra hangi söze inanırlar?
1-7- Peş peşe gönderilenler, ardından estikçe esenler, yaydıkça yayanlar, ardından ayırdıkça ayıranlar, ardından bir özür için veya bir uyarı için¹ hatırlatmayı (zikri) atanlar delildir ki: ne vaat olunuyorsanız [size ne söz veriliyorsa] o kesinlikle ama kesinlikle gerçekleşicidir.
¹: Bu iki ifade meful'un min eclih'tir. (Halebi: duru-l mes'un)
8- Artık, yıldızlar silindiği zaman,
9- Gök, yarıldığı zaman,
10- Dağlar, toz toprak edildiği zaman,
11- Elçiler, vakitlendirildiği zaman,
12- "Hangi gün için süre sonları belirlendi?"
13- "Ayırma günü için..."
14- Ayırma günü nedir? öngörmeni ne sağladı?
15- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
16- öncüleri-öncekileri hiç helak etmedik mi?
17- Sonra, onları sonrakilerin [peşine] bağladık.
18- İşte, suçlulara bunun gibi yaparız.
19- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
20- Sizi, hakir bir sudan hiç yaratmadık mı?
21-22- Ardından, onu bilinen bir ölçüye kadar korunmuş bir durağın içine yerleştirdik.
23- Ardından, ölçüledik. Artık ne güzel ölçüleyenler[iz]!
24- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
25-26- Yeri; dirileri ve ölüleri² bir kucaklayıp kuşatan¹ yapmadık mı hiç?
¹: (müfredat : كفت & İbni faris:Mekayısi-l lugat: كفت)
²: "ehyaen ve emvat=أَحْيَآءً وَأَمْوٰتاً" ifadeleri, takdiri bir "tekfutu=تكفتو" fiili ile mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un, Müşkül i'rab-ul kur'an)
27- Onun [yerin] içinde, yüksek ağırlıklar meydana getirdik. Size, tatlı bir su içirdik.
28- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
29- Kendisini yalanlamakta olduğunuz [şeye] doğru yola koyulun.
30-31- Üç kol/bölüm sahibi olan, gölgelendirici olmayan ve alevden [herhangi bir şeye karşı bile] yeterli gelmeyen bir gölgeye doğru yola koyulun.
32- Gerçekten o [alev], saraylar¹ gibi kıvılcım atıyor.
¹: "kasr=قصر" saray anlamındadır. Bunun tahta, deve boynu, anlamlarına geldiği de söylenmiştir. (Zad'ul mesir,)
33- Sanki o, sarı develer gibidir.
34- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
35- Bu, onların konuşamayacağı gündür.
36- Kendileri için izin verilmez ki özür sunsunlar...
37- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!¹
¹: Tekrir sanatıdır.
38- Bu, ayırmanın [gerçeği ortaya çıkarmanın] günüdür. Sizi ve öncüleri-öncekileri topladık.
39- Eğer, size ait bir plan var idiyse, bana da plan yapın!
40- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
41-42- Gerçekten, korunup sakınanlar (muttakiler) gölgelerin [izzet ve zenginliğin¹], gözlerin [pınarların] ve çokça iştahlandıkları ne varsa onun içindedir.
¹: "zıl=ظل" kelimesi, izzet ve refah için de kullanılır. (müfredat : ظل)
43- Bulunmakta olduğunuz eylemleriniz sebebiyle afiyetle yeyin ve için!
44- Gerçekten biz, güzellik [iyilik] edenlere bunun gibi karşılığını veriyoruz.
45- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
46- Yeyin ve pek az geçinin [bakalım!] Gerçekten siz, suçlusunuz.
47- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
48- Kendilerine "Rüku edin!" denildiği zaman, rüku etmediler.¹
¹: "Namaz kılın denildiği zaman kılmadılar" anlamına da gelebilir. Belegat açısından, bir şeyin bir parçası söylenerek, onun tamamı kasıt edilebilir.
"Allah'a boyun eğin denildiği zaman, boyun eğmediler" anlamında da olabilir. Buna göre, "Rüku" mecaz anlamda kullanılmıştır.
49- O gün, yalanlayanlara yazıklar olsun!
50- Artık, bundan sonra hangi söze inanırlar?
76- İnsan suresi (Hubeyb öndeş meali)
1- İnsan [türün]ün¹ üzerinden, hiç anılır bir şey olmayan, uzun dönemden bir zaman geçmişti.²
¹: "insan" [الإنسان] isminin başındaki "el=ال" takısı, cins ismidir.(Zad'ul mesir) Yani insan türü anlamındadır.
²: "hel=هل", burada "kad=قد" manasındadır. (Zamahşeri :keşşaf)
2- Gerçekten biz insanı, kendisini sınamakta olduğumuz karışık bir damladan(zigottan)¹ yarattık. Ardından, onu işiten, gören bir hale getirdik.
3- Gerçek şu ki, İster teşekkür eden bir halde, isterse de nankörlük eden/gerçeği göz ardı eden bir halde olsun¹, (fark etmez) biz ona [insana] (o) yolu gösterdik.
¹: "şe'kiran=شاكرا" ve devamındaki ifade, "hedeynahu=هديناه" fiilinde bulunan zamir'den haldir. (Müşkül i'rab-ul kur'an) [çeviri buna göre yapıldı]
Ya da, "sebil=السبيل" kelimesinden haldir. Mana olarak "Ona, yolu öğrettik. İsterse, teşekkür yolunu, isterse de nankörlük yolunu [hangisini isterse onu öğrettik].." anlamındadır. Beled 10. Ayette olduğu gibi (zamahşeri:keşşaf)
4- Gerçekten biz, kafirler [gerçeği örtenler/nankörler] için, zincirler, kelepçeler ve Alev hazırladık.
5-6- Gerçekten iyiler, karışımı kafur olan yani Allah'ın kullarının tam bir fışkırtma olarak onu fışkırtarak kendisini içecekleri bir pınar olan bir bir kase'den içerler.
7- Onlar, Adaklarına vefa gösterirler ve zararı yaygın olmuş bir günden korkarlar.
8- Yemeği, onu¹ sevmeleri üzerine herhangi bir yoksula, yetime ve esire yedirirler.
¹: "Allah'ı sevdikleri için..." veya "O yiyeceği sevmelerine rağmen" anlamındadır. (Beydavi)
9-10- "Size, sadece Allah'ın yüzü [kendisi] için yediriyoruz. Sizden hiçbir karşılık istemiyoruz, hiçbir teşekkür de [istemiyoruz]. Gerçekten biz, RAB'bimizden dolayı, suratı asık, çetin bir günden korkuyoruz." [derler].¹
¹: "yekulune=يقولون" fiili, anlaşıldığı için hazf edilmiştir. [mahzuftur].
11- Böylece Allah onları işte bu günün kötülüğünden (şerrinden) koruyup sakındırdı ve onları aydınlık ve gizli bir sevinç olarak karşıladı.
12- Sabır etmeleri sebebiyle, onlara bir cennet ve bir ipek olarak karşılık verdi.
13- Kendileri onda [cennette] süslü tahtlara yaslanır bir halde... Onun içinde, herhangi bir güneş görmezler, dondurucu soğuk¹ da [görmezler].
¹: "zemeherir=زمهرير"'in, Ay anlamında bir kullanımı da vardır. (Beydavi)
14- Onun [cennetin] gölgeleri kendilerine sarkmış bir haldedir. Onun [cennetin] koparılmış meyveleri tamamen boyun eğdirilmiştir.
15-16- Karşılarında, gümüşten kaplar ve billur olan yani gümüşten billur olan bardaklar ile karşılarında dönüp dolaşılır. Onu, tam bir belirleme olarak belirlediler.
17- Onun [cennetin] içinde, karışımı zencefil olan bir kase kendilerine içirilir.
18- Yani, onun [cennetin] içinde selsebil olarak isimlendirilen bir pınar olarak...
19- Karşılarında, kalıcı kılınmış [ölümsüz] çocuklar dönüp dolaşır. Onları gördüğün zaman, saçılmış inciler sanarsın.
20- Gördüğün zaman, orada bir Naim ve çok büyük bir krallık görürsün.
21- Onların üzerinde, kalın ipek olan yeşil ve ince ipek kıyafet vardır. Gümüşten bilezikler [ile] güzelleştiler. RAB'leri, onlara temiz bir içecek içirdi.
22- Gerçekten bu, sizin için bir karşılık oldu. Gayretiniz, teşekküre layık oldu.
23- Gerçekten biz (evet!) biz, kur'an'ı bir 'kısım kısım indiriliş' olarak sana kısım kısım indirdik.
24- Artık, RAB'binin hükmü için sabır et. Onlardan, kasıtlı suç işleyenlere veya nankörlere gönülden itaat etme.
25- RAB'binin ismini, günün başında ve sonunda hatırlayıp an! (Zikir et).
26- Geceden [bir bölümde de hatırlayıp an!]. Artık, onun için [RAB'bin için] secde et ve onu uzun bir gecede tenzih et.
27- Gerçekten, işte bunlar, acele olanı (dünyayı) seviyor ve arkalarında ağır bir günü bırakıyorlar.
28- Onları biz yarattık ve bağlarını¹ güçlendirdik. Tercih ettiğimiz zaman, tam bir değiştirme olarak onların benzerlerini (onlarla) değiştirdik.
¹: Yaratılış, eklem bölgeleri vb. diye açıklanmıştır. (kurtubi, beydavi) kişinin, kendisiyle güç kazandığı yakınları anlamında da olabilir. (müfredat : اسر)
29- Gerçekten bu bir öğüttür. Artık, kim tercih ettiyse, RAB'bine [giden] bir yol edindi.
30- Ancak Allah, [imkan] var ettiyse¹, siz tercih edersiniz.² Gerçekten Allah, [en başından beri] devamlı bilendi, hakimdi/hikmetliydi.
¹: "şae=شاء" fiilinin aslı, bazılarına göre icat etmek ve isabet etmektir. Allah'tan olursa "icat [var etme]"; insanlardan olursa "isabet [yakalamak]" anlamındadır. (müfredat : شيء) ayete bu anlam doğrultusunda mana verildi.
Diğer türlü "Allah istemedikçe, siz isteyemezsiniz" anlamına göre yine özgür iradenin olmadığı sonucuna ulaşılmaz. Çünkü, diğer ayetlerde (bkz: İnsan 3, beled 10, kehf 29) iradeye sahip olduğumuz açıkça belirtilmiştir.
²: "teşeune=تشاءون" ifadesi "yeşeune=يشاءون" yani "onlar tercih eder" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) mana olarak aynıdır. İlkinde, insanlar ikinci şahısa alınmıştır; ikincisinde ise insanlar üçüncü şahıs olarak anlatılmıştır.
31- Tercih eden kimseyi, kendi rahmetinin içine girdirir. Zalimlere [gelince] onlara can yakıcı bir azap hazırladı.
¹: "insan" [الإنسان] isminin başındaki "el=ال" takısı, cins ismidir.(Zad'ul mesir) Yani insan türü anlamındadır.
²: "hel=هل", burada "kad=قد" manasındadır. (Zamahşeri :keşşaf)
2- Gerçekten biz insanı, kendisini sınamakta olduğumuz karışık bir damladan(zigottan)¹ yarattık. Ardından, onu işiten, gören bir hale getirdik.
¹: Nahl 4. Ayetin dipnotuna bakınız. Özellikle de "meni (مني)" kelimesi yerine, "damla" manasında olan "nutfe" kelimesini kullanması ve bu damlayı da "karışık (emşec=امشاج)" olarak tarif etmesi zigotla bağdaşır.
3- Gerçek şu ki, İster teşekkür eden bir halde, isterse de nankörlük eden/gerçeği göz ardı eden bir halde olsun¹, (fark etmez) biz ona [insana] (o) yolu gösterdik.
¹: "şe'kiran=شاكرا" ve devamındaki ifade, "hedeynahu=هديناه" fiilinde bulunan zamir'den haldir. (Müşkül i'rab-ul kur'an) [çeviri buna göre yapıldı]
Ya da, "sebil=السبيل" kelimesinden haldir. Mana olarak "Ona, yolu öğrettik. İsterse, teşekkür yolunu, isterse de nankörlük yolunu [hangisini isterse onu öğrettik].." anlamındadır. Beled 10. Ayette olduğu gibi (zamahşeri:keşşaf)
4- Gerçekten biz, kafirler [gerçeği örtenler/nankörler] için, zincirler, kelepçeler ve Alev hazırladık.
5-6- Gerçekten iyiler, karışımı kafur olan yani Allah'ın kullarının tam bir fışkırtma olarak onu fışkırtarak kendisini içecekleri bir pınar olan bir bir kase'den içerler.
7- Onlar, Adaklarına vefa gösterirler ve zararı yaygın olmuş bir günden korkarlar.
8- Yemeği, onu¹ sevmeleri üzerine herhangi bir yoksula, yetime ve esire yedirirler.
¹: "Allah'ı sevdikleri için..." veya "O yiyeceği sevmelerine rağmen" anlamındadır. (Beydavi)
9-10- "Size, sadece Allah'ın yüzü [kendisi] için yediriyoruz. Sizden hiçbir karşılık istemiyoruz, hiçbir teşekkür de [istemiyoruz]. Gerçekten biz, RAB'bimizden dolayı, suratı asık, çetin bir günden korkuyoruz." [derler].¹
¹: "yekulune=يقولون" fiili, anlaşıldığı için hazf edilmiştir. [mahzuftur].
11- Böylece Allah onları işte bu günün kötülüğünden (şerrinden) koruyup sakındırdı ve onları aydınlık ve gizli bir sevinç olarak karşıladı.
12- Sabır etmeleri sebebiyle, onlara bir cennet ve bir ipek olarak karşılık verdi.
13- Kendileri onda [cennette] süslü tahtlara yaslanır bir halde... Onun içinde, herhangi bir güneş görmezler, dondurucu soğuk¹ da [görmezler].
¹: "zemeherir=زمهرير"'in, Ay anlamında bir kullanımı da vardır. (Beydavi)
14- Onun [cennetin] gölgeleri kendilerine sarkmış bir haldedir. Onun [cennetin] koparılmış meyveleri tamamen boyun eğdirilmiştir.
15-16- Karşılarında, gümüşten kaplar ve billur olan yani gümüşten billur olan bardaklar ile karşılarında dönüp dolaşılır. Onu, tam bir belirleme olarak belirlediler.
17- Onun [cennetin] içinde, karışımı zencefil olan bir kase kendilerine içirilir.
18- Yani, onun [cennetin] içinde selsebil olarak isimlendirilen bir pınar olarak...
19- Karşılarında, kalıcı kılınmış [ölümsüz] çocuklar dönüp dolaşır. Onları gördüğün zaman, saçılmış inciler sanarsın.
20- Gördüğün zaman, orada bir Naim ve çok büyük bir krallık görürsün.
21- Onların üzerinde, kalın ipek olan yeşil ve ince ipek kıyafet vardır. Gümüşten bilezikler [ile] güzelleştiler. RAB'leri, onlara temiz bir içecek içirdi.
22- Gerçekten bu, sizin için bir karşılık oldu. Gayretiniz, teşekküre layık oldu.
23- Gerçekten biz (evet!) biz, kur'an'ı bir 'kısım kısım indiriliş' olarak sana kısım kısım indirdik.
24- Artık, RAB'binin hükmü için sabır et. Onlardan, kasıtlı suç işleyenlere veya nankörlere gönülden itaat etme.
25- RAB'binin ismini, günün başında ve sonunda hatırlayıp an! (Zikir et).
26- Geceden [bir bölümde de hatırlayıp an!]. Artık, onun için [RAB'bin için] secde et ve onu uzun bir gecede tenzih et.
27- Gerçekten, işte bunlar, acele olanı (dünyayı) seviyor ve arkalarında ağır bir günü bırakıyorlar.
28- Onları biz yarattık ve bağlarını¹ güçlendirdik. Tercih ettiğimiz zaman, tam bir değiştirme olarak onların benzerlerini (onlarla) değiştirdik.
¹: Yaratılış, eklem bölgeleri vb. diye açıklanmıştır. (kurtubi, beydavi) kişinin, kendisiyle güç kazandığı yakınları anlamında da olabilir. (müfredat : اسر)
29- Gerçekten bu bir öğüttür. Artık, kim tercih ettiyse, RAB'bine [giden] bir yol edindi.
30- Ancak Allah, [imkan] var ettiyse¹, siz tercih edersiniz.² Gerçekten Allah, [en başından beri] devamlı bilendi, hakimdi/hikmetliydi.
¹: "şae=شاء" fiilinin aslı, bazılarına göre icat etmek ve isabet etmektir. Allah'tan olursa "icat [var etme]"; insanlardan olursa "isabet [yakalamak]" anlamındadır. (müfredat : شيء) ayete bu anlam doğrultusunda mana verildi.
Diğer türlü "Allah istemedikçe, siz isteyemezsiniz" anlamına göre yine özgür iradenin olmadığı sonucuna ulaşılmaz. Çünkü, diğer ayetlerde (bkz: İnsan 3, beled 10, kehf 29) iradeye sahip olduğumuz açıkça belirtilmiştir.
²: "teşeune=تشاءون" ifadesi "yeşeune=يشاءون" yani "onlar tercih eder" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) mana olarak aynıdır. İlkinde, insanlar ikinci şahısa alınmıştır; ikincisinde ise insanlar üçüncü şahıs olarak anlatılmıştır.
31- Tercih eden kimseyi, kendi rahmetinin içine girdirir. Zalimlere [gelince] onlara can yakıcı bir azap hazırladı.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)