28 Kasım 2019 Perşembe

76- İnsan suresi (Hubeyb öndeş meali)

1- İnsan [türün]ün¹ üzerinden, hiç anılır bir şey olmayan, uzun dönemden bir zaman geçmişti.²



¹: "insan" [الإنسان] isminin başındaki "el=ال" takısı, cins ismidir.(Zad'ul mesir) Yani insan türü anlamındadır.



²: "hel=هل", burada "kad=قد" manasındadır. (Zamahşeri :keşşaf)



2- Gerçekten biz insanı, kendisini sınamakta olduğumuz karışık bir damladan(zigottan)¹ yarattık. Ardından, onu işiten, gören bir hale getirdik.

¹: Nahl 4. Ayetin dipnotuna bakınız. Özellikle de "meni (مني)" kelimesi yerine, "damla" manasında olan "nutfe" kelimesini kullanması ve bu damlayı da "karışık (emşec=امشاج)" olarak tarif etmesi zigotla bağdaşır. 



3- Gerçek şu ki, İster teşekkür eden bir halde, isterse de nankörlük eden/gerçeği göz ardı eden bir halde olsun¹, (fark etmez) biz ona [insana] (o) yolu gösterdik.



¹: "şe'kiran=شاكرا" ve devamındaki ifade, "hedeynahu=هديناه" fiilinde bulunan zamir'den haldir. (Müşkül i'rab-ul kur'an) [çeviri buna göre yapıldı]



Ya da, "sebil=السبيل" kelimesinden haldir. Mana olarak "Ona, yolu öğrettik. İsterse, teşekkür yolunu, isterse de nankörlük yolunu [hangisini isterse onu öğrettik].." anlamındadır. Beled 10. Ayette olduğu gibi (zamahşeri:keşşaf)



4- Gerçekten biz, kafirler [gerçeği örtenler/nankörler] için, zincirler, kelepçeler ve Alev hazırladık.



5-6- Gerçekten iyiler, karışımı kafur olan yani Allah'ın kullarının tam bir fışkırtma olarak onu fışkırtarak kendisini içecekleri bir pınar olan bir bir kase'den içerler.



7- Onlar, Adaklarına vefa gösterirler ve zararı yaygın olmuş bir günden korkarlar.



8- Yemeği, onu¹ sevmeleri üzerine herhangi bir yoksula, yetime ve esire yedirirler.



¹: "Allah'ı sevdikleri için..." veya "O yiyeceği sevmelerine rağmen" anlamındadır. (Beydavi)



9-10- "Size, sadece Allah'ın yüzü [kendisi] için yediriyoruz. Sizden hiçbir karşılık istemiyoruz, hiçbir teşekkür de [istemiyoruz]. Gerçekten biz, RAB'bimizden dolayı, suratı asık, çetin bir günden korkuyoruz." [derler].¹



¹: "yekulune=يقولون" fiili, anlaşıldığı için hazf edilmiştir. [mahzuftur].



11- Böylece Allah onları işte bu günün kötülüğünden (şerrinden) koruyup sakındırdı ve onları aydınlık ve gizli bir sevinç olarak karşıladı.



12- Sabır etmeleri sebebiyle, onlara bir cennet ve bir ipek olarak karşılık verdi.



13- Kendileri onda [cennette] süslü tahtlara yaslanır bir halde... Onun içinde, herhangi bir güneş görmezler, dondurucu soğuk¹ da [görmezler].



¹: "zemeherir=زمهرير"'in, Ay anlamında bir kullanımı da vardır. (Beydavi)



14- Onun [cennetin] gölgeleri kendilerine sarkmış bir haldedir. Onun [cennetin] koparılmış meyveleri tamamen boyun eğdirilmiştir.



15-16- Karşılarında, gümüşten kaplar ve billur olan yani gümüşten billur olan bardaklar ile karşılarında dönüp dolaşılır. Onu, tam bir belirleme olarak belirlediler.



17- Onun [cennetin] içinde, karışımı zencefil olan bir kase kendilerine içirilir.



18- Yani, onun [cennetin] içinde selsebil olarak isimlendirilen bir pınar olarak...



19- Karşılarında, kalıcı kılınmış [ölümsüz] çocuklar dönüp dolaşır. Onları gördüğün zaman, saçılmış inciler sanarsın.



20- Gördüğün zaman, orada bir Naim ve çok büyük bir krallık görürsün.



21- Onların üzerinde, kalın ipek olan yeşil ve ince ipek kıyafet vardır. Gümüşten bilezikler [ile] güzelleştiler. RAB'leri, onlara temiz bir içecek içirdi.



22- Gerçekten bu, sizin için bir karşılık oldu. Gayretiniz, teşekküre layık oldu.



23- Gerçekten biz (evet!) biz, kur'an'ı bir 'kısım kısım indiriliş' olarak sana kısım kısım indirdik.



24- Artık, RAB'binin hükmü için sabır et. Onlardan, kasıtlı suç işleyenlere veya nankörlere gönülden itaat etme.



25- RAB'binin ismini, günün başında ve sonunda hatırlayıp an! (Zikir et).



26- Geceden [bir bölümde de hatırlayıp an!]. Artık, onun için [RAB'bin için] secde et ve onu uzun bir gecede tenzih et.



27- Gerçekten, işte bunlar, acele olanı (dünyayı) seviyor ve arkalarında ağır bir günü bırakıyorlar.



28- Onları biz yarattık ve bağlarını¹ güçlendirdik. Tercih ettiğimiz zaman, tam bir değiştirme olarak onların benzerlerini (onlarla) değiştirdik.



¹: Yaratılış, eklem bölgeleri vb. diye açıklanmıştır. (kurtubi, beydavi) kişinin, kendisiyle güç kazandığı yakınları anlamında da olabilir. (müfredat : اسر)



29- Gerçekten bu bir öğüttür. Artık, kim tercih ettiyse, RAB'bine [giden] bir yol edindi.



30- Ancak Allah, [imkan] var ettiyse¹, siz tercih edersiniz.² Gerçekten Allah, [en başından beri] devamlı bilendi, hakimdi/hikmetliydi.



¹: "şae=شاء" fiilinin aslı, bazılarına göre icat etmek ve isabet etmektir. Allah'tan olursa "icat [var etme]"; insanlardan olursa "isabet [yakalamak]" anlamındadır. (müfredat : شيء) ayete bu anlam doğrultusunda mana verildi.



Diğer türlü "Allah istemedikçe, siz isteyemezsiniz" anlamına göre yine özgür iradenin olmadığı sonucuna ulaşılmaz. Çünkü, diğer ayetlerde (bkz: İnsan 3, beled 10, kehf 29) iradeye sahip olduğumuz açıkça belirtilmiştir.



²: "teşeune=تشاءون" ifadesi "yeşeune=يشاءون" yani "onlar tercih eder" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) mana olarak aynıdır. İlkinde, insanlar ikinci şahısa alınmıştır; ikincisinde ise insanlar üçüncü şahıs olarak anlatılmıştır.



31- Tercih eden kimseyi, kendi rahmetinin içine girdirir. Zalimlere [gelince] onlara can yakıcı bir azap hazırladı.


27 Kasım 2019 Çarşamba

75- Kıyamet suresi (Hubeyb öndeş meali)

1-2- Kıyametin gününü ve [kendisini] çokça kınayan benliği delil getiririm ki...

3- İnsan [türü]¹, kendisinin kemiklerini asla toplayamayacağımızı sanıyor?

¹: "el insan =الإنسان" isminin başındaki "el =ال" takısı ismu-l cins'tir. Yani insan cinsi anlamındadır.

4- Tabiki! Onun parmak uçlarını¹ (bile) düzenlemeye imkanı olanlarız.

¹: "benan=بنان" parmak uçları anlamındadır. (Abdullah b. Abbas: garibu-l kur'an: بنان İbni Abbas'ın, bu kelimenin anlamı için أطراف الأصابع dediği söylenir)

5- Hayır! İnsan, kendi önünü (ahiretini)¹ yok etmek² için (hayatı)³ ister.

¹: "Geleceğini yok etmek için" manasında (Beydavi) veya "önünde bulunanları (gerçekleri) yok etmek için" manasında olabilir. (Fahreddin Razi)

²: "yalanlamak" anlamında olduğu da söylenmiştir. buna göre "önündekini" ile kasıt edilen ahirettir. Sonraki ayet bunu doğruluyor. (kurtubi)

²: "yuridu=يريد" fiilinin nesnesi atılmıştır [hazf edilmiştir](Müşkül i'rab-ul kur'an)

6- [İnsan] soruyor, hani nerede kıyamet günü?

7-10- Bakış (göz), telaşlandığı¹, Ay, aydınlığını yitirdiği², güneş ve ay toplandığı³ zaman, insan[türü] o gün "kaçış nereye?" der.

¹: "bereka=برق" korkudan gözlerin açılıp kapanması ve [sağa sola] dönmesi anlamındadır. (müfredat : برق) mana itibariyle "telaş"ı ifade etmektedir.

²: Ay'ın aydınlığını tamamen yitirmesine bu kelime kullanılır. (müfredat : حسف, kurtubi) evrenin nihai sonunda olabilecekler ile ilgili teorilerden birisine göre evrende termodinamik yasası nedeniyle her şeyin ısısı dengelenecek ve ısı ölümü gerçekleşecektir. (bkz: ısı ölümü, big freeze) bu durumda doğal olarak güneşin ışığını kaybedip Ay'ı ışıksız bırakacağı bir ortam meydana gelecektir. Bu teori, ayetle uyumludur. 

³: Normalde Ay'ın güneşle bir araya gelmesi mümkün değildir, zaten bu durumu Yasin 40. Ayet belirtmiştir. Çünkü ay, güneşe doğru ilerlemiş olsa güneşe ulaşamadan yanıp yok olur, fakat termodinamik yasası sebebiyle evrendeki her şeyin ısısı eşit seviyede olduğu zaman, güneş ve ay da eşit derecede sıcaklığa sahip olacakları için bir araya gelebilirler. 

Ki, güneşin trilyonlarca yıl sonra "beyaz cüce" olacağı biliniyor. Beyaz cüceler, dünyayla hemen hemen aynı ölçüdedirler. (bkz: biraz kuantum'dan zarar gelmez kitabı sayfa :74) yani şu an gördüğümüz güneş, bir süre sonra neredeyse dünyayla aynı büyüklüğe sahip olacak, bu durumda da "Güneş ve Ay toplandığı zaman" ifadesi gayet beklenen bir olay olacaktır. 

"iki şeyin 'toplanması' için aynı ölçülerde olması gerekmez mi?" sorusu akla gelebilir; ayetteki "toplandığı" (cumia=جمع) ifadesi, aynı ölçülerde olmayan iki şey için de kullanılabilir. Örneğin bir hadiste "...'cem'i ile' (bi cum'ın=بجمعٍ) kadının ölmesi" denilmiştir. Buradaki "cem'i" sözlüklerde "karnındaki bebeği ile [kadının ölmesi]" olarak açıklanmıştır. (Ebu Ubeyde, garibu-l hadis: جمع) karnındaki bebek, anneyle doğal olarak aynı ölçüde değildir. Ama yine bu fiil kullanılmıştır. Demek ki ayetteki "cumia=جمع" yani "toplandı" kelimesi, eşit büyüklükte olmayan iki şey için de kullanılabilir. 

11- Asla! Hiçbir kaçış/sığınak yoktur.

12- O gün sadece RAB'bine varan bir durak vardır.

13- O gün, insan ne önden hazırladı ve erteledi ise, ondan haberdar olur.

14-15- Hayır! İnsan, mazeretin [ortaya] atsa bile, kendi canına (nefsine) karşı bir görendir.

16- Ona acele etmek (yetişmek) için dilini ona çabuklaştırma.¹

¹: Genellikle "Vahye yetişmek için, kur'an'ı okumakta acele etme" şeklinde yorumlanıyor olsa da, önceki ayetle bir bağlantı yok gibi görünmektedir. Bir görüşe göre, bu ayet, kıyamet günü amel defterini okuyan insanın korkudan dilini çabuklaştırmasıyla alakalıdır. Onun acele etmesine karşılık bu şekilde bir söz söylenecek olduğu bildirilmiştir. (Fahreddin Razi)

17- Gerçekten, onun toplanması ve okunması, sadece bize [düşer].

18- Artık, onu okuduğumuz zaman, onun okunmasına bağlı ol.

19- Sonra, onun açıklaması, sadece bize [düşer].

20- Asla! Hayır, (o) acele olanı (dünyayı) seviyorsunuz.

21- Ahireti [sonu] bırakıyorsunuz.

22- O gün, bir takım yüzler aydınlıktır/güzeldir.

23- Sadece RAB'lerine bakmaktadır.

24- O gün, bir takım yüzler, buruşuktur.

25- Kendisine belini kıracak bir felaketin¹ yapılacağını düşünür.

¹: (müfredat : فقر)

26-30- Asla! (can) köprücük kemiğine ulaştığında, "Kaldırıcı/iyileştirici¹ kimdir?" denildiğinde, [insan] onun ayrılış olduğunu düşündüğünde, bacak bacağa dolandığında² o gün, sevk sadece RAB'binedir.

¹: İki manaya da müsaittir. (müfredat : رقي, kurtubi)

²: Bu ifade, can çıkarken bacağın bacağa dolanması veya belaların belalara dolanması anlamındadır. (müfredat : ساق)

31- Çünkü o, doğrulamadı ve yönelmedi¹.

¹: Bu ayette, resmen sonraki ayette geçen "yüz çevirdi (تولي)" fiilinin zıddı olarak "salle=صلي" fiili kullanılmıştır. Ki, sözlükler de bu kelimenin yönelme/takip etme manasında olduğunu söylerler. (bkz: Lisanu-l Arap) 
وإذا جاءَ الفَرَسُ على أثَرِ الفَرَسِ قيل: صَلّى؛ 
"At, atın eseri/izi üzerine gelirse (onu takip ederse) 'salle=صلي' denilir" (Sahib bin Abbad: صلو) 

32- Fakat, yalanladı ve yüz çevirdi.

33- Sonra, üstünlük taslayarak ailesine-halkına gitti.

34- (Ceza) sana daha evladır, artık daha evladır!¹

¹: Tehdit ve korkutma amaçlı kullanılan bir ifadedir. "veyl=ويل" anlamındadır. (Beydavi, zamahşeri:keşşaf)

"Ceza, sana daya evladır!" manasında olduğu da söylenmiştir. (müfredat : ولي)

35- Sonra, daha evladır sana, artık daha evla!

36- İnsan, başıboş terk edileceğini mi sanıyor?

37- O, hedeflenen¹ bir meni'den bir damla (zigot)² hiç olmamış mıydı?

¹: (İbni faris:Mekayısi-l lugat, müfredat: مني) 

²: Nutfe'den sonraki aşama, sonraki ayette anlatıldığı üzere "alaka" yani rahme tutunan hücre (yuvalama) aşaması; bir önceki aşama da bu ayette görüldüğü üzere meni (sperm) aşaması. Buradan da anlaşılacağı üzere, nutfe aşaması "zigot" olmalıdır. Nahl 4. Ayetin dipnotuna bakınız. 

38- Sonra, bir Alaka (tutunan hücre)¹ olmamış mıydı? Ardından, yarattı, akabinde düzenledi.

¹: "alaka=علق" kelimesi bir şeyin bir şeye yapışması, tutunması anlamına gelmektedir. (müfredat & İbni faris:Mekayısi-l lugat : علق)
Op. Dr. Banu Çiftçi, "hamilelik nasıl oluşur?" başlıklı yazısında "yuvalanma" aşamasında aynen şunları söylemektedir:
"Yuvalanma, henüz çok genç olan embriyonun, ana rahminin iç tabakasında kendisine uygun bir yer bulup oraya gömülme, yerleşme işlemidir. Döllenmeden 6 gün sonra başlar ve ortalama 12 günde tamamlanır.
İlk aşama 6. günde başlayan, yapışma, tutunma aşamasıdır. Hücre topunun en dışındaki hücreler özelleşerek bu tutunmayı sağlayan özel kimyasal maddeleri salgılarlar ve rahim iç tabakasına tutunurlar."(kaynak: https://www.drbanuciftci.com/sayfa/hamilelik-nasil-olusur)

39- Ardından, ondan[meni'den]¹ iki sınıfı, erkeği ve dişiyi meydana getirdi.

¹:  buradaki zamir, 37. Ayetteki "meni'ye" işarettir. Öncesindeki "bir damla'ya" veya "alaka'ya" işaret edemez. Çünkü bu iki kelime dişildir. 
Ki bilimsel olarak da cinsiyet babanın menisinde bellidir, baba Y kromozomu verirse çocuk erkek; X kromozomu verirse çocuk kız olur. 

40- İşte o, ölülere can vermeye imkanı olan değil midir?








74- Müddessir suresi (Hubeyb öndeş meali)

Müddessir suresi.

1- Ey örtüsünü kalkan edinen!

2- Kalk da uyar!

3- Sadece RAB'bini yücelt!

4- Sadece kendi kıyafetini (nefsini)¹ temizle!

¹: "kıyafet" ile nefis kasıt edilmiş olabilir. Müfredat: ثوب) ayette hasr uygulanması, yani anlama "sadece" manasını vermek için "giysi" [siyab=ثياب] kelimesini başa alması da bunu gösterir. Çünkü insan sadece kendi nefsini temizler, başkasına sadece öğüt verebilir.

5- Sarsıntı'dan [günahtan] ayrıl.

6- Daha çoğunu isteyerek büyük iyilikte bulunma/başa kalkma!¹

¹: "istiksar=اثتكثار" iki anlama da müsaittir. (müfredat : كثر, zad'ul mesir, beydavi)

7- Sadece RAB'bin için sabır et!

8-10- Çünkü¹, (o) borunun içine [ses] vurulduğu zaman, işte  o gün, zor bir gündür. Kafirlere [gerçeği örtenlere] karşı  kolay olmayandır.

¹: "fe=ف" sebebiyye, yani "sebep bildirme" amaçlıdır. (Zamahşeri: keşşaf, Fahreddin Razi)

11- Beni ve tek¹ olarak yaratmış olduğum kimseyi bırak.

¹: "Tek başıma yarattığım" veya "kendisini tek başına yarattığım" manasındadır. (zad'ul mesir)

12-13- Kendisine, uzatılmış/çok mal ve hazır bulunan çocuklar verdim.

14- Kendisi için hazırladıkça hazırladım.

15- Sonra, artırmamı umuyor.

16- Asla! Gerçekten o, Ayetlerimize [işaretlerimize] çokça itaatsizlik edendir/inatçıdır.¹

¹: (Lisanu-l Arap: عند)

17- Onu, yokuşa/zorluğa¹ bürüyeceğim.

¹: "saud=صعود", yokuş anlamındadır. Ancak, zorluk anlamında istiare edilir. (müfredat : صعد) bu zorluğun ahirette karşılaşacağı bir zorluk olduğu söylenmiştir (kurtubi)

18- Gerçekten o [inatçı], kavramaya çalıştı ve (diyeceğini) belirledi.

19- Ardından, kaybetti¹. Nasıl da belirledi?

¹: "kaybetti" anlamında bir ifade olduğu da söylenmiştir. (kurtubi) bunu beddua olarak çevirmek doğru değildir. Çünkü sözün faili Allah'tır.

20- Sonra, [yine] kaybetti. Nasıl da belirledi?

21- Sonra, bakıp düşündü.

22- Sonra, sıkılıp surat astı¹ ve sinirlenip kaşlarını çattı.²

¹: (müfredat : عبس)

²: (Fahreddin Razi)

23- Sonra arkasını döndü [yüz çevirdi] ve büyüklük tasladı.

24-25- Ardından "Bu [başka bir şey] değil, ancak tercih edilmiş bir sihirdir [aldatmadır¹]. Bu, [başka bir şey] değil, ancak bir beşerin bildirisidir" dedi.

¹: "Sihir" deyince, akla peri masalları gelir. Ancak, kelimenin asıl anlamı, aldatmak, etkilemek ve yalanı gerçek olarak göstermektir. (kurtubi, müfredat: سحر)

26- Ona, sekar[ın azabını] çektireceğim.

27- Öngöremezsin, Sekar nedir?

28- Baki kılmaz [kalıcı yapmaz] ve bırakmaz.

29- Deriyi yakıp kavurandır.

30- Onun [sekar'ın] üzerinde on dokuz vardır.

31- Ateşin dostlarını ancak melekler yaptık. Kitap kendilerine verilmiş olanların yakinen-kesin olarak inanması, inanmış olanların inancını artması, kitap kendilerine verilmiş olanların ve inançlıların şüpheye düşmemeleri için, kalplerinde bir hastalık bulunanların ve kafirlerin [gerçeği örtenlerin] "Bu misal ile Allah'ın (demek) istediği nedir?" demesi için, onların sayısını [on dokuzu] ancak gerçeği örtmüş olanlar için bir fitne [sınama] yaptık.¹ İşte bunun gibi, Allah, tercih eden kimseye [yolu] kaybettiriyor; tercih eden kimseye yol gösteriyor. RAB'binin ordusunu ancak kendisi biliyor. O, [alev] beşer için sadece bir hatırlatmadır (zikirdir).

¹: Ayette sayının değil, bu fitnenin inançlıların inancının artıracak olduğu yazmaktadır. Yani, Gerçeği örtenler bu sayı sebebiyle bir fitneye düşecektir. Bu düştükleri fitne de, -ayette kasıt edilen olayın gerçekleşmesi sebebiyle- inançlıların inancını artıracaktır.
19 sistemini, baz alarak kur'an'dan ayet inkar edenler, bu fitnenin içine düşmüştür. Bu durum, ayetin anlattığı olayı doğrulayarak bize bir mucize olmaktadır. (en doğrusunu Allah bilir)

32-37- Asla! Ay delildir ki, arkasını dönmüş olduğu vakit gece ve ağardığı/açıldığı zaman sabah da [delildir ki] kesinlikle o [sekar], beşere yani sizden olup öne geçmeye ve sonraya kalmayı istemiş kimseye bir uyarıcı olarak büyüklerden biridir.

38-39- Her bir nefis, kendi elde ettiğine karşılık bir rehindir. Ancak, sağın dostları (ashabı yemin) hariç.

40-42- [Sağın dostları], cennetlerin içinde, suçlular hakkında soruştururlar: "Sizi, sekar'ın (alevin) içine katan nedir?"

43-47- [suçlular] "Hiç yönelenlerden/[vahyi] takip edenlerden¹ (musallin) olmadık. Yoksullara hiç yedirmezdik. (Boşa) dalanlarla beraber (boşa) dalardık. Bize yakın-kesin olarak gelinceye kadar, dinin gününü yalanlıyorduk." dediler.

¹: "[Vahyi] takip edenler (musallin)"'ın kimler olduğu, Mearic 22-35 ayetlerinde belirtilmektedir.

48- Artık, şefaatçilerin şefaati, onlara fayda vermez.

49-51- O halde, kendilerine ne var ki, öğüt'ten yana sanki kendileri aslandan kaçan, korkutulmuş/korkmuş¹ merkep'ler gibi uzaklaşıcıdırlar?

¹: "mustenfEr=مستنفر" ve "mustenfİr=مستنفر" olarak iki şekilde de okunmuştur. (kurtubi, müfredat: نفر) her iki okuyuşa göre de meal edildi.

52- Aksine! Onlardan her bir kişi, kendisine yayılmış sayfalar verilmesini ister.

53- Asla! Aksine onlar Ahiretten [son'dan] korkmuyor.

54- Asla! Gerçekten o, bir öğüttür.

55- Artık, kim tercih ettiyse, onu hatırlayıp andı (zikir etti).

56- Allah'ın [imkan] var etmedikçe¹ onlar hatırlayıp anmazlar. O, korunup sakınmanın (takvanın) ehlidir, bağışlamanın da ehlidir.

¹: "şae=شاء" filli, Allah'tan olursa "var etme"; kuldan olursa "elde etme" anlamındadır (müfredat: شاء)


26 Kasım 2019 Salı

73- müzzemmil suresi (Hubeyb öndeş meali)

Müzzemmil suresi

1- Ey bürünüp sarılan!¹

¹: Bu ifade "görevinde gevşeklik yapan" anlamında kullanılmış bir istiaredir. (müfredat : زمل) bir başka görüşe göre "Elçiliğin gereğine sarılan" veya "kur'an'a sarılan" anlamındadır. (kurtubi)

2-4- Pek azı yani yarısı hariç geceye kalk!¹ veya ondan [geceden] pek az olarak kıs [azalt] veya onun üzerine arttır. Kur'an'ı, sıraya yerleştirerek/ağır ağır/ seçerek oku.

¹: "Gece namazına kalk" anlamında olabilir. (kurtubi)

5- Gerçekten biz, sana ağır bir söz atacağız.

6-7- Gerçekten, gecenin işleri¹ (evet!) o, kalıcılık bakımından daha güçlüdür, söz bakımından daha sağlamdır [doğrudur]. Gerçekten, gündüzde senin için çok uzun bir koşturmaca² vardır.

¹: "Gecenin işleri" veya "gecenin vakitleri anlamındadır" . (Fahreddin Razi)

²: (müfredat : سبح)

8- RAB'binin ismini an. [kendini] tam bir adayış olarak ona ada!

9- Doğunun ve batının RAB'binin, kendisinden başka hiçbir Tanrı yoktur. Artık, onu bir vekil edin.

10- Onların söylediklerine karşı sabır et ve onlardan olabildiğince güzel bir ayrılış olarak ayrıl.

11- Beni ve nimet sahipleri olup yalanlayanları bırak ve onlara pek az mühlet ver.

12-14- Yerin ve dağların şiddetlice çalkalandığı ve dağların akıcı bir kum yığını oldukları gün gerçekten, tarafımızda ağır kelepçeler, kızgın ateş vardır, boğazda tıkanma [özelliğine] sahip bir yiyecek ve can yakıcı bir azap vardır.¹

¹: Bu azap çeşitlerinin ruhi bir azap olduğu, Cenneti elde etmeyi isteyen ve onu gören ama elde edemeyen kişilerin iç dünyalarında çektikleri azabı anlatan bir ifade olduğu da söylenmiştir (Fahreddin Razi)

15-16- Gerçekten biz, size bir şahit olan bir Elçiyi size gönderdik. Tıpkı Firavun'a Elçi gönderdiğimiz gibi. Ardından Firavun, (o) Elçiye isyan etti. Derken, onu tehlikeli bir yakalayış olarak yakaladık.

17- Artık gerçeği örtmüşseniz, çocukları başı ağarmış/ihtiyarlamış bir hale getiren [sıkıntılı] günden nasıl korunup sakınırsınız?

18- Gök, onunla [o gün sebebiyle] yarılıcıdır. Verdiği sözü, yerine getirilmiş oldu.

19- Gerçekten bu, bir öğüttür. Artık, kim tercih ettiyse, RAB'bine varan bir yol edindi.

20- Gerçekten, gecenin üçte ikisinden daha aşağı bir vakitte, yarısında ve üçte birinde kalktığını RAB'bin biliyor. Seninle birliktekilerden bir takım da [bu yaptığını yapıyor]. Allah, geceyi ve gündüzü belirliyor, onu yapamayacağınızı¹ bildi, ardından tevbenizi kabul etti. O halde, kur'an'dan ne kolay geliyorsa onu okuyun. Sizden, [bir kısmının] hasta olacağını; diğerlerinin, Allah'ın ikramından ararken yerde [yeryüzünde] sefere çıkacağını; diğerlerinin de Allah'ın yolunda [savunma ve koruma yolunda]¹ savaşacağını bildi. O halde, ondan ne kolay geliyorsa onu okuyun. Yönelişi (namazı) ayakta tutun (devam ettirin), zekatı verin ve Allah'a oldukça güzel bir ödünç olarak ödünç verin. Herhangi bir hayır[türün]den kendi canınız için önden ne hazırladıysanız, Allah'ın katında onu kendisinden daha iyi (hayırlı) olarak ve daha büyük bir ödül olarak bulursunuz. Allah'tan bağışlanma dileyin. Gerçekten Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.

¹: "Len tuhsuhu=لن تحصوه" ifadesi genellikle "hesap edemeyeceksiniz" olarak anlaşılmış olsa da, "hasevey=حصوى" fiili, "yapabilecek güce sahip olmak= الْإِطَاقَةُ" manasında da kullanılır (İbni faris:Mekayısi-l lugat : حصوى) 
"Onu" zamiri, gece namazlarına gidebilir. Yani "Gece namazlarına gücünüz yetmeyecek" manasında olabilir. 

²: "Allah yolunda" ifadesiyle kasıt edilen her ifade, kur'an'ın onay verdiği ve emir ettiği şeyleri kapsar. Kur'an'ın onay verdiği savaş, sadece savunma, koruma, sadist insanları yok etmek, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan savaştır. (Bakara 190-195,) bunların dışında hiçbir şekilde savaşa müsaade yoktur. Savaş açanlar barış istiyorsa, bu durumda Barışı emir eder (Enfal 61,) savaş açmadığı sürece, müslüman olmayan kişilere dahi iyilik etmeye müsaade edilir. (Mumtehine 8,) bazılarının sandığının aksine; bu tarz ayetler durduk yere savaşmayı emir etmiyor.

72- Cin suresi (Hubeyb öndeş meali)

Cin suresi

1-2- "Bana, cinlerden bir bölüğün kulak verip ''Gerçekten biz, olgunluğa (doğruya) doğru yol gösteren hoş bir kur'an işittik. Ardından, ona inandık. RAB'bimize hiçbir kimseyi asla şirk [ortak] koşmayacağız.'' dedikleri vahiy edildi." de.

3-4- "Gerçekten, RAB'bimizin feyzi yücedir. Hiçbir dişi dost ve hiçbir çocuk edinmedi. Gerçek şu ki, Bizim 'aklı eksik' olanımız, Allah'ın üzerinden, [Haktan] pek uzak olanı söylüyordu."

5- [Cinlerden o bölüğün] "Gerçekten biz, insan ve cinin, Allah'ın üzerinden bir yalanı asla söylemeyeceğini¹ düşündük." [dediği vahiy edildi]².

¹: "tekavvele=تقوّل" şeklinde de okunmuştur (Halebi: duru-l mes'un) buna göre "Allah'ın üzerinden bir yalanı asla uydurmayacaklarını düşündük" manasındadır.

²: Bu ayet, ilk ayette konuşmaları aktarılan cinlerin konuşmasının devamıdır. Bazıları bile bile bu ayeti tek başına cımbız yaparak anlamı kaydırmaktadır.

6- Gerçek şu ki, insan[türün]den bir takım kişiler, Cin[türün]den bir takım kişilere sığınıyordu. Böylece, onları musallat olma bakımından artırdılar.

7- Gerçekten onlar, tıpkı Allah'ın hiçbiri [kimseyi] asla yeniden diriltmeyeceğini zannetmeniz/düşünmeniz gibi zannettiler/düşündüler.

8-9- "Gerçekten biz, göğe dokunduk da onu şiddetli bekçiler ve ateş topları [ile] doldurulmuş halde bulduk. Hâlbuki, gerçekten biz, ondan [gökten bir kısımda] işitmek için oturma zamanında/yerinde oturuyorduk da şimdi kim dinlemek isterse, kendisi için takip eden bir ateş topu buluyor".

10- [Cinlerden o bölük] "Gerçekten biz öngörüde bulunamıyoruz: yerdeki [dünyadaki] kimselere bir zarar mı istendi? Yoksa RAB'leri onlara bir olgunluk (doğruluk) mu istedi?" [dedi].

11- "Gerçekten biz, [evet!] bizden düzgün-iyi olanlar da vardır; bizden bundan [düzgünlükten] beride olan da vardır. Biz, bölünmüş [çeşitli] tarikatlar olmuştuk." [dediler]

12- "Gerçekten biz, yerde [dünyada] Allah'ı asla aciz bırakmayacağımızı ve kaçarak onu asla aciz bırakmayacağımızı düşündük [kabullendik]"

13- "Gerçekten biz, hidayeti [doğru yol rehberini] işittiğimizde, ona inandık. Artık, kim RAB'bine inanırsa, herhangi bir haksızlıktan ve herhangi bir kuşatmadan/musallat'tan korkmaz."

14- "Gerçekten bizden (evet!) bizden müslüman [teslim/barışçı olan] da vardır; bizden Hakka göz diken de [haksızlık yapan da] vardır. Artık, teslim [Müslüman] olmuş kimseler (evet!) işte onlar olgunluğu (doğruluğu) arıyorlar."

15- "Hakka göz dikenlere [haksızlık yapanlara] gelince: onlar, cehenneme bir odun oldular."

16-17- Şayet, onlar [cinler] tarikata/açılmış yola yönelmiş olsalardı, kendilerini onda [nimet konusunda] fitnelemek [sınamak] için onlara bol su içirirdik. Kim, kendi RAB'binin hatırlatmasından vazgeçerse [RAB'bi] onu zorlu bir azaba katar.

18- Gerçekten, İbadethaneler Allah'ındır. O halde, Allah ile birlikte başka herhangi birine dua etmeyin.

19- "Gerçek şu ki, Allah'ın kulu ona [Allah'a] dua ederek kalktığı zaman, ona karşı neredeyse bir araya sıkışmış (kendisine saldıracak) hale geliyorlardı."

20- "Sadece RAB'bime dua ediyorum ve ona hiçbirini şirk [ortak] saymıyorum." de.

21- "Gerçekten ben, sizin için ne bir sıkıntıya ne de bir olgunluğa (doğruya) sahibim." de.

22-23- "Gerçekten, Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] hiçbir kişi asla bana yakınlık edemez (kurtaramaz). Ondan beride herhangi bir dayanak asla bulamam. Ancak, Allah'tan bir duyuruya ve onun mesajına [sahibim].¹" de. Kim, Allah'a ve Elçisi'ne isyan ettiyse, [bilsin ki] kendisi için içinde ebediyen kalıcı oldukları cehennemin ateşi vardır.

¹: burada yapılan istisna, 21. Ayetteki ifadeden yapılan bir istisnadır. (kurtubi) Çeviri buna göre yapıldı.

24- Sonunda, vaat olundukları [kendilerine söz verilen] ne ise onu gördükleri zaman, yardımcılık bakımından daha zayıf ve sayı bakımından daha az kimmiş, bilecekler.

25-27- "Vaat olunduğunuz (azap) yakın mıdır? Yoksa, gayb'ın [görünmeyenin] bileni olan RAB'bim ona bir müddet mi katacak? Ben öngöremem. O, hiçbirine kendisinin gayb'ını [görünmeyenini] bildirmez. Ancak, Elçi [türün]den, kendisinin razı olduğu kim varsa ona [bildirir]. Gerçekten o, onun önünden ve arkasından bir takip eden [peşine] takar." de.

28- RAB'lerinin mesajlarını, onların [Elçilerin] duyurmuş olduğunu bilmesi için¹ [bunu yapar]. Onların [elçilerin] tarafında ne varsa kuşattı ve her şeyi sayıca hesapladı.

¹: Bir başka kıraat'te "li yu'leme=ليُعلم" yani "bilinmesi için" şeklindedir. (kurtubi) buna göre "[insanların] bilmesi için [bunu yapar]" anlamındadır.

25 Kasım 2019 Pazartesi

71- Nuh suresi (Hubeyb öndeş meali)

Nuh

1- Gerçekten biz Nuh'u, kendi milletine "Can yakıcı bir azabın kendilerine gelmesinden önce, milletini uyar!" diye gönderdik.

2-4- [Nuh] "Ey milletim! Gerçekten ben, ''Allah'a kulluk edin , kendisinden korunup sakının ve bana gönülden itaat edin ki, cezayı gerektiren işlerinizden [bir kısmını] size bağışlasın ve isimlendirilmiş [belirlenmiş] bir süre sonuna kadar sizi ertelesin." diye sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Gerçekten, Allah'ın süre sonu geldiği zaman, ertelenmez. Şayet, biliyor olsaydınız.." dedi.

5-7- [Nuh] "RAB'bim! Gerçekten ben, milletimi gece ve gündüz davet ettim. Ardından, davetim onları[n] kaçış[larından] başkasını hiç artırmadı. Gerçekten ben, her ne zaman kendilerini bağışlaman için onları davet ettiysem, parmaklarını kulaklarının içine tıkadılar, kıyafetlerine büründüler, ısrar ettiler ve olabildiğince büyüklük tasladılar.

8- "Sonra, gerçekten ben onları açıkça/yüksek sesle davet ettim."

9- "Sonra, gerçekten ben, kendileri için ortaya sunarak [davet] ettim, olabildiğince gizli bir şekilde de [davet] ettim."

10-13- "Ardından, "RAB'binizden bağışlanma dileyin -ki Gerçekten o, [en başından beri] çok bağışlayandır- göğü(yağmuru)¹ üzerinize bol bol göndersin, mallar ve çocuklar ile size destek versin, sizin için cennetler [bahçeler] yapsın ve sizin için ırmaklar yapsın. Size ne var ki, Allah için bir onur beklemiyorsunuz?" dedim." [dedi].

¹: "sema=سما" yerden yukarıda olan her şey için kullanılır. (kurtubi bakara 19, müfredat: سما) burada da yağmur anlamındadır.

14- "Sizi, aşamalar halinde yaratmıştı."

15-16- Hiç görmedin [bilmedin] mi, Allah yedi göğü tabakalar halinde nasıl yaratmış? onların [göklerin] içinde Ay'ı bir aydınlık (yansıtan)¹olarak yaptı, güneşi bir lamba olarak yaptı.

¹: Yunus 5. Ayetin dipnotuna bakınız.

17- Allah, sizi yerden bir bitki olarak bitirdi [yetiştirdi].

18- Sonra, sizi onun [yerin] içine iade eder ve sizi bir çıkarış olarak çıkarır.

19-20- Allah, ondan [yerden] uzak- derin vadi yollarına koyulmanız [gitmeniz] için, yeri [yeryüzünü] sizin için genişçe/büyükçe¹ yaptı.

¹: "bisat=بساط" genişçe olan yer manasındadır. (Müfredat: بسط maddesi) bu fiil "[avucunda] tutmak" kelimesinin zıttı olarak [yani açmak manasında] da kullanılır. (Halil b. Ahmet kitabu-l Ayn: بسط maddesi)
Örneğin şura 27. Ayette aynı fiil “rızkı genişletmek/artırmak” manasında, bakara 247, Araf 69, ayetlerinde “güç/kuvvet” manasında, rum 48. Ayette bulutların etrafa yayılması manasında kullanılır. Kısacası bu kelimenin dünyanın şekliyle alakası yoktur.


21- Nuh "RAB'bim! Gerçekten onlar, bana isyan ettiler, kendisini[n] malını ve çocuğunu hiç artırmayan, ancak kaybı[nı] artıran kimseye uydular." dedi.

22-24- "Oldukça büyük bir plan olarak plan yaptılar. "Tanrılarınızı sakın bırakmayın! Ne veddi, ne suva'yı, ne yakus'u, yauk'u ve nasr'ı [hiç birini]sakın bırakmayın!" dediler. Pek çoğuna yolu kaybettirmişlerdi. Zalimleri[n] ancak sapkınlığını arttır!" [dedi]

25- Onlar, hatalarından dolayı boğuldular/batırıldılar, ardından bir ateşe girdirildiler, ardından kendileri için Allah'tan beride hiçbir yardımcı hiç bulamadılar.

26-27- Nuh "RAB'bim! Yerin (bölgenin) üzerinde, kâfirlerden [gerçeği örtenlerden] hiçbir yerleşen [kimse] bırakma! Gerçekten sen, onları bırakırsan, senin kullarına yolu kaybettirirler ve ancak [ilahi sınırları] parçalayan çokça Kafir [gerçeği örten nankör] doğururlar." dedi.

28- "RAB'bim! Beni, annemi ve babamı¹, evime inançlı olarak girmiş kimse[ler'i], inançlı erkekleri ve inançlı kadınları bağışla. Zalimleri[n] ancak, yıkımını arttır."

¹: "veledeyye=ولديّ" yani "iki çocuğumu" şeklinde de okunmuştur. (zad'ul mesir)

70- Mearic suresi (Hubeyb öndeş meali)

Mearic suresi

1-3- Bir sorgulayan, 'yükselişin' sahibi olan Allah'tan, kafirler [gerçeği örtenler] için vuku bulucu [gerçekleşici] bir azab hakkında sordu. Onun [o azab] için, hiçbir engelleyici [mevcut] değildir.¹

¹: 2. ve 3. Ayetler sorunun cevabı şeklinde olarak da meal edilebilir. Yani "bir sorgulayan, vuku bulucu [gerçekleşici] bir azab hakkında sordu: Kafirler içindir, onun için hiçbir engelleyici [mevcut] değildir. [o azap] 'Yükselişin' sahibi Allah'tandır" şeklinde de yazılabilirdi.

Yapılan çeviriye göre 2. Ayetteki "Onun [o azap] için, hiçbir engelleyici [mevcut] değildir" ifadesi bir itiraz cümlesidir, diğer ifadeler "vuku bulucu [gerçekleşici]" ifadesinin sıfatıdır. (Halebi: duru-l mes'un)

4- Melekler ve ruh(lar)¹, miktarı elli bin sene olan bir gün içinde² onun [emrine]³ doğru yükselerek gider.

¹: "Ruh=الروح" isminin başındaki "el=ال" takısı ismu-l cins'tir. Yani ruh cinsi anlamındadır. Bu durumda, tüm canlıların ruhlarından bahsetmektedir. (kurtubi) alternatif olarak, ruh ile kastın melek, Cebrail veya başka bir varlık olduğu da söylenmiştir. (Beydavi, kurtubi, zad'ul mesir)

²: Zamanın izafiyet teorisi ile tamamen uyumlu bir ayettir. Bu ifadeye göre, bir gün, elli bin yıla denk olabilmektedir.

Bu ifade yoruma açıktır. Bu ifade, kıyamet günü yani kıyamet döneminde Meleklerin ve ruhların yükseliş süresinin elli bin yıl olduğunu işaret ediyor olabilir, yükselişin hızına işaret ediyor olabilir. (kurtubi)

Bu ifade, sıkıntıya işaret de olabilir. Çünkü, sıkıntılı zamanlar "çok uzun" olarak isimlendirilmiştir. Kâfirler için o günün çok sıkıntılı olduğunu belirtmek için "elli bin yıl" denilmiştir. (kurtubi) ayrıca bu durumu ayette "sene" kelimesinin kullanılması da destekliyor. Çünkü "sene" genellikle kötü zaman için kullanılır.

³: Tamlayan [muzaf] atılmıştır. "ile emrihi=الي أمره" takdirindedir. Tıpkı Saffat 99. Ayette "Ben, RAB'bime gidiciyim" ifadesinin, aslında "Ben RAB'bimin emrine gidiciyim" manasında olması gibi.

5- O halde, güzel bir sabır olarak sabır et.

6- Gerçekten onlar, onu çok uzak olarak görüyorlar.

7-9- Göğün, erimiş maden gibi olacağı ve dağların boyanmış yün gibi olacağı gün, onu çok yakın olarak görüyoruz.

10- [o gün] herhangi bir sıcak dost, herhangi bir sıcak dostu sormaz.

11-14- Onlar, onlara [birbirlerine] baktırılır. Suçlu, o gün azaptan yana çocuklarını, kız dostunu[eşini], kardeşini, kendisine sığındığı yakınlarını ve yerde [dünyada] kim varsa [hepsini] topluca feda etse sonra da [bu feda edişi] kendisini kurtarsa [diye] arzu eder.

15-18- Asla! Gerçekten o, organları çokça söküp çıkaran¹ bir haldeki yalın alevdir. Arkasını dönmüş, yüz çevirmiş ve (malı) toplamış ardından da saklamış kimseyi çağırır.

¹: "nezzeatUn=نزعة" şeklinde merfu olarak da okunmuştur. (Zad'ul mesir) bu durumda "..söküp çıkaran'dır" şeklinde meal edilir.

19- Gerçekten, insan tahammülsüz bir halde yaratıldı.

20- Kendisine zarar temas ettiği zaman çok sızlanandır.

21- Kendisine yarar temas ettiği zaman (hayra) çok engel olandır [cimri'dir].

22- Ancak, [vahyi] takip edenler¹ hariçtir. [Onlar böyle değildir].

¹: (Müfredat: صلا) 

23- O [takip edenler] ki, yönelişlerine [takiplerine] (vahye) karşı devamlı olanlardır.

24-25- [Takip edenler] ki, kendilerinin mallarında isteyenler [dilenciler] ve [istemekten] mahrum bırakılmışlar (hayvanlar)¹ için bilinen bir hak [pay] vardır.

¹: Bunların köpekler olduğu da söylenmiştir. (müfredat: حرم)

26- O [takip edenler] ki, Din gününü doğruluyorlar.

27- O [takip edenler] ki, RAB'lerinin azabından çekinenlerin ta kendileridir.

28- Gerçekten, RAB'lerinin azabı, güvenilmezdir.

29- O [takip edenler] ki, edep yerleri için koruyanların ta kendileridir.

30- Ancak, eşleri yani¹ güçlerinin sahip oldukları [kişiler] hariç. Artık, kesinlikle onlar (bu durumda) kınanmamıştır.

¹: Müminun 6. Ayetin dipnotuna bakınız

31- Artık, bundan [helal edilenlerden] geridekilerini aramış olanlar haddi aşanların ta kendileridir.

32- O [takip edenler] ki, emanetlerine ve anlaşmalarına riayet edenlerin ta kendileridir.

33- O [takip edenler] ki, şehadetlerini [şahitliklerini] sürekli olarak gereğince yerine getirenlerdir.

34- O [takip edenler] ki, onlar yönelişlerini/takiplerini korumaya çalışanlardır.

35- İşte onlar, değerlendirilmiş olarak cennetlerin içindedirler.

36-37- Gerçeği örtmüş olanlara ne var ki senin yanında sağdan ve soldan dağınık topluluklar olarak hipnoz olmuş haldedirler?

38- Onlardan her bir şahıs, Naim'in cennetine girdirilmeyi mi arzuluyor?

39- Asla! Gerçekten biz, onları bildikleri [şeyden] yarattık.

40-41- Artık, doğuların ve batıların RAB'bi delildir ki: gerçekten biz, kendilerinden daha iyi (hayırlı) olanla değiştirmeye elbette imkanı olanlarız. Biz, önlerine geçilmişler [engellenmişler] değiliz.

42-43- Artık, kendilerine söz verilen günleriyle yani mezarlardan sanki kendileri dikili taşlara doğru koşar gibi süratle çıkacakları gün ile karşılaşıncaya kadar onları bırak da dalsınlar ve oynasınlar.

44- [o gün] bakışları yerde, zillet kendilerini kuşatır bir haldedirler. İşte bu, kendilerine vaat olunmakta [söz verilmekte] olan gündür.