16 Ekim 2019 Çarşamba

33- Ahzab suresi (Hubeyb öndeş meali)

Ahzab suresi.

1- Ey Nebi!¹ Allah'a(karşı gelmekten) sakın, kafirlere [gerçeği örtenlere] ve münafıklara [İkiyüzlülere] gönülden itaat etme! Kesinlikle Allah, devamlı bir bilendir, bir hakimdir/hikmetlidir.

¹: "Ey Nebi" şeklinde peygamberi muhatap alması, bizi muhatap almadığı anlamına gelmez. Örneğin talak 1. Ayette de "Ey Nebi!" diyerek ayete başlandığı halde "boşandığınız zaman" diyerek çoğul ifadeyle herkese yönelik emir vermiştir. Bunun sebebi, Nebi'ye hitap eden ayetlerin bizi de kapsamasından dolayıdır.

2- RAB'binden sana vahiy edilene bağlı ol. Kesinlikle Allah, eylemlerinize karşı [en başından beridir]¹ devamlı haberdardı.

¹: "ka'ne=كان" fiili "oldu, idi" anlamında kullanılır. Ancak Allah için kullanıldığı zaman, "en başından beridir" anlamında kullanılır. (müfredat : كان)

3- Allah'a güvenip dayan (tevekkül et). Bir vekil olarak Allah yetti.

4- Allah, herhangi bir adamın yani onun boşluğunun içinde hiç iki kalp'ten(ruh'tan)¹ meydana getirmedi. Kendilerini 'anneniz saydığınız'² eşlerinizi de anneniz yapmadı; evlatlığınızı, oğullarınız saymadı. Bunlar, ağızlarınızla [uydurduğunuz] sözlerinizdir.³ halbuki Allah, doğru yola iletirken, Gerçeği söylüyor.

¹: kalp kelimesi, ruh, bilgi, akıl vb. manalarda kullanılır. (müfredat : قلب)
Ancak gerçek anlamda kabul edilse dahi sorun yoktur. 1884 yılında yaşayan üç bacaklı ve iki kalpli (!) bir adamın bu ayeti çürütmüş olduğu iddia ediliyor olsa da bu iddianın aslı yoktur. Detaylı bilgi için lütfen bu makaleyi okuyunuz:
https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2019/12/189-cift-kalpli-bir-adam-olur-mu/


²: "zıhar=ظهار" bir adamın, kendi eşine "sen benim annemin sırtı gibisin" diyerek ondan uzaklaşmasıdır. (müfredat : ظهر, kurtubi)

³: Bu ifade, bazı ahlak kurallarının insanlar tarafından yaratıldığını belirtmektedir. Bir insanın, evlendiği kadına "sen benim annemin sırtı gibisin" diyerek onu annesi sayması, sadece kendi kendine uydurduğu bir ahlak kuralıdır. Dolayısıyla zıhar yaptığı eşiyle evliliğini sürdürmesi, ensest değildir. Çünkü onun gerçekten annesi değildir.

Aynı şekilde, bir insanın herhangi bir kişiyi öz evladı sayması, onu gerçek anlamda öz evladı kendisini de gerçek anlamda o kişinin babası yapmaz. Dolayısıyla, insanların kendi kendilerine ürettiği bir ahlak kuralına bağlı olarak bir eylemi "ahlaksız" sayması, onu gerçekten ahlaksız bir eylem yapmaz.

5- onları [evlat saydıklarınızı] babaları için [babalarına nispet ederek] çağırın. Bu, Allah'ın katında daha hakkaniyetlidir. O halde, eğer onların [evlat saydıklarınızın] babalarını bilmiyorsanız, artık onlar dinde kardeşlerinizdir ve sahiplerinizdir. Bu konuda, hata ettiğiniz [şeyler] hakkında, üzerinize herhangi bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur; fakat, kalplerinizin kasıtlı olarak [yaptığında size günah vardır]. Allah, [en başından beridir] çok bağışlayandı, bir Rahim'di.

6- Nebi, inançlılara kendi canlarından daha yakındır. Onun [Nebi'nin] eşleri, onların [inançlıların] anneleridir.¹ Rahim sahipleri [akrabalar], Allah'ın yazısında (miras konusunda) birbirlerine, İnançlılardan ve hicret edenlerden daha yakındır. Ancak, (miras konusunda) velilerinize, tanınmış bir iyiliği yapmanız durumu müstesna. İşte bunlar, [en başından beri] kitapta satırlanmıştı [yazılmıştı].

¹: peygamberin eşlerinin "anne" sayılması onların güvenliği içindir. İnançlıların anneleri konumunda oldukları için, her ihtiyaçları karşılanmıştır.

"Evrensel bir kitapta bu ayetten ne anlamalıyız?" sorusu akla gelebilir. Bunun cevabı şudur:
Nebi, bir devletin başkanı konumundadır. Dolayısıyla Nebi'nin konumunda olan gerçek bir İslam devletinin lideri de bizim için kendi canımızdan daha öncelikli olmalıdır. Onun eşlerine de tıpkı öz annelerimiz gibi değerli bir konumda tutmalıyız.

7-8- bir vakit, Nebiler'den kendilerinin pekiştirilmiş anlaşmalarını almıştık¹. Senden², Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem'in oğlu İsa'dan da.. [Allah'ın], dürüstlere, kendilerinin dürüstlükleri konusunda sorması için onlardan [Nebiler'den] oldukça sapasağlam bir pekiştirilmiş anlaşma almıştık. [Allah], kafirlere[gerçeği örtenlere] can yakıcı bir azap hazırladı.

¹: bkz: Alimran 81. Ayet.

²: peygamberimizi başa alması, (و) harfinin her zaman sıra belirtmek amaçlı olmadığının ispatıdır. Ona verdiği değer sebebiyle başa almıştır.

Başta "Nebiler'den" dediği halde, zaten Nebi olan peygamberlerin söylenmesi, onlara verdiği ayrı bir değer sebebiyledir. Aynı üslup, bakara 98. Ayette de vardır.

9- Ey inanmış olanlar! Allah'ın, üzerinizdeki nimetini anın! Hani size ordular gelmişti. Ardından, onların üzerine bir rüzgar [azap] ve kendilerini hiç görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah, eylemlerinize [en başından beri] bakmaktaydı.

10- O [olay olduğu] vakit, size tepenizden ve sizden aşağıdan gelmişlerdi. O vakit, bakışlar, (hedeften) sapmıştı, kalpler gırtlaklara ulaşmıştı ve Allah hakkında düşüncelere dalmıştınız.

11- İşte orada, inançlılar denenmişti [durumları ortaya çıkmıştı] ve şiddetli bir şekilde iyice sarsılmışlardı.

12- O vakit, münafıklar [ikiyüzlüler] ve kalplerinde bir hastalık bulunanlar "Allah ve Elçisi, kandırmaktan başka [bir şeyi] vaat etmemiş." diyorlardı.

13- O vakit, onlardan bir takım "Ey yesrip halkı! Sizin için kalış [barınma yeri] yoktur, o halde geri dönün." diyordu. Onlardan bir grup, "Evlerimiz, avrettir [korunmasızdır]¹" diyerek, Nebi'den izin istiyor. Hâlbuki, onlar [evleri] avret [korunmasız] değildir.  Onlar ancak kaçmayı istiyorlardı.

¹: "çiğnenmeye müsaittir" manasındadır. (müfredat: عور)

14- Onlara karşı onun [şehrin] çevresinden girilmiş olsaydı, sonra kendilerinden fitne [işkence yapmaları] istenseydi, mutlaka ona [fitneye] gelirlerdi ve onda¹ [şehirde] ancak pek kolay [az bir süre] kalırlardı.

¹: "kendilerinden istenilene cevap vermekte geç kalmazlardı" manasında da olabilir, çeviride yazıldığı manada da olabilir. (zamahşeri:keşşaf)

15- Doğrusu, "Arka dönmeyeceklerine[kaçmayacaklarına]" dair¹, Allah ile anlaşmışlardı. Allah'ın anlaşması, [en başından beri] sorumluluk taşımaktaydı.

¹: "En=ان" edatı hazf edilmiştir.

16- "Eğer ölmekten veya öldürülmekten kaçıyorsanız, [şunu bilin ki] kaçış, asla fayda vermez. [kaçarsanız] o zaman ancak pek az geçindirilirsiniz." de.

17- "Eğer, [Allah] size herhangi bir çirkinlik [kötülük] isterse veya herhangi bir rahmet isterse, Allah'tan size sarılacak [sizi koruyacak/engelleyecek]¹ olan kimdir?" de. Kendileri için, Allah'tan beride herhangi bir veli veya bir devamlı yardımcı bulamazlar.

¹: "asm=عصم" tutunmak engellemek ve beraber olmak anlamındadır. Mesela "Allah, kulunu korudu" anlamında (يعصم الله عبده) denilir. (Mekayıs-ıl Lugat: عصم)

18-19- Allah, sizden olup [yarardan] engelleyenleri de kardeşlerine "Hadi bize gelin!" diyenleri de biliyordu. Onlar, perişanlığa [savaşa] ancak pek az olarak, size karşı cimrilik yapanlar olarak gelirler. Korku, kendilerine geldiği zaman onlar sana bakarken sanki ölümden [korktuğu için] baygınlık geçiren [biri] gibi, onların gözlerinin döndüğünü gördün. Korku, gittiği zaman iyiye (hayra) karşı cimrilik yaparak sizi keskin dillerle rahatsız ederler. İşte onlar, hiç inanmamışlardır. Artık Allah, onların eylemlerini boşa çıkarmıştır. Bu, [en başından beridir] Allah'a göre çok kolaydı.

20- Taraftarların hiç gitmediklerini sandılar. Eğer, taraftarlar gelseydi, sizin haberlerinizi sorarak arapların içinde çölde kalanlar olmayı arzu ederlerdi. İçinizde (aranızda) olsalardı, ancak pek az savaşırlardı.

21- Elbette sizin için; Allah'ı ve ahiret [son] gününü ummakta ve Allah'ı çokça zikir etmiş olan kimse[ler] için, Allah'ın Elçisinde güzel bir örnek vardı.

22- İnançlılar, orduları gördüklerinde "Bu, Allah ve Elçisinin bize söz verdiğidir; Allah ve Elçisi, doğru söyledi." dediler. Bu, onları ancak inanç ve teslimiyet bakımından artırdı.

23-24- İnançlılardan, Allah ile yaptığı anlaşmayı ona göre doğrulamış kişiler vardır. Artık, onlardan kimi adağını tamamladı; onlardan kimi de beklemekte. Allah'ın, dürüstlere, dürüstlükleri sebebiyle karşılığını vermesi ve münafıklara [ikiyüzlülere] -tercih ederse- azap etmesi veya tevbelerini kabul etmesi içindir ki onlar (anlaşmalarını) hiçbir sekile değiştirmediler. Gerçekten Allah, [en başından beri] çok bağışlayandı, bir Rahim'di.

25- Allah, gerçeği örtmüş olanları sertlikleri [öfkeleri] ile geri çevirdi. Herhangi bir hayra hiç ulaşamadılar. Allah, inançlılara (o) savaşta yetti. Allah [en başından beri] bir güçlüydü, bir devamlı üstündü.

26- Kitap halkından onlarla [savaşta olduğunuz düşmanla]¹ sırt sırta vermiş [destekleşmiş] olanları korunma yerlerinden indirdi ve kalplerinin içine dolup taşan korkuyu fırlattı. [Onlardan: düşmana destek verenlerden] Bir grubu öldürüyorsunuz ve bir grubu esir alıyorsunuz.

¹: Bağlamında bir savaş ortamından bahsedilmektedir. Bakara 190-194, Hac 39-40, İsra 33, Nisa 75 vb. ayetler gereğince Müslümanlara sadece savunma amaçlı savaşa izin verilmiştir. Buna göre düşman tarafından kendilerine savaş açılan Müslümanlar, kitap halkından sadece savaş açanlara destek olan bir gruba -ki onlar beni kureyza Yahudileridir- ceza olarak savaş açmıştır. Tüm yahudilere değil. Eğer bu savaş, birkaç Yahudinin ihaneti sebebiyle tüm yahudilere uygulanmış olsaydı, Ankebut 46. Ayete aykırı bir hareket edilmiş olurdu. Elçinin de kur'an'a aykırı hareket etmesi beklenemez.

Enfal 56. Ayette ve tarihsel bilgilere göre de aynı grubun düşmana yardım etmemek adına peygamber ile anlaşma yaptığı belirtilmektedir. Bu anlaşmayı her defasında bozdular. Son bozmaları ise hendek savaşında olmuştu. (kurtubi, kadı beydavi, taberi Enfal 56)
Bazı kaynaklar olayı iyice "masada katliamına" benzeterek peygamberin binlerce yahudiyi bu ihanet yüzünden öldürdüğünü iddia etmiştir. Ancak bu iddia, üstteki açıklamadan anlaşılacağı üzere peygambere yakışmaz.

27- Onların [düşmana destek çıkanların] yerine [bölgesine], yurtlarına, mallarına ve kendisine hiç basmadığınız bir yere sizi mirasçı yaptı. Allah, her şeye imkanı olandır.

28-29- Ey Nebi! Eşlerine "Eğer, dünya [ilk] hayatını ve onun süsünü istemekteyseniz, haydi gelin size boşanma nafakanızı¹ vereyim ve sizi güzel bir şekilde tamamen bırakayım." de. "Eğer Allah'ı, Elçisini ve ahiret [son] yurdunu istemekteyseniz, [bilin ki] gerçekten Allah, sizden (içinizden) güzellik [iyilik] yapan kadınlara büyük bir ödül hazırladı."²

¹: bu ifade, boşanma bedeli anlamında kullanılır. (müfredat : متع)

²: Dünya hayatını isteyip Ahiretten vazgeçen bir eşe karşı bize düşen sorumluluğun ne olduğu peygamber üzerinden bize tarif edilmiştir. 21. Ayette peygamberin bize örnek olduğu belirtildiğine göre bu ayetin peygambere mahsus olduğunu iddia edemeyiz.

30-31- Ey Nebi'nin hanımları! Sizden, kim apaçık bir fuhuş [meydana] getirirse, azap iki kat olarak katlanır.¹ İşte bu, Allah'a göre [en başından beridir] çok kolaydı. Sizden kim, Allah'a ve Elçisi'ne boyun eğer ve bir düzgün-iyi eylemde bulunursa, kendisine ödülünü iki defa veririz. Kendisi için değerli bir rızık hazırladık.

¹: Nebi, bizim için bir örnektir (ahzab 21). Onun eşi olan bir kadın zina ederse, hem o örnek insanın adını hem de kendi konumunu kirletmiş olacaktır. Dolayısıyla ayeti evrensel olarak şu şekilde anlayabiliriz: Müslümanlar arasında örnek kabul edilen veya ilim sahibi olan birinin eşi zina ederse, hem o örnek insanın adını hem de kendi konumunu kirletmiş olacağı için iki kat ceza alır.

32- Ey Nebi'nin hanımları! Kadınlardan herhangi birisi gibi değilsiniz. Korunup sakınmış iseniz, konuşmada cilveli¹ olmayın. Yoksa, kalbinde bir hastalık bulunanlar çokça umutlanır. Tanınana [bilinen iyiliğe] uygun bir şekilde konuşun.²

¹: "Hada=خضع" kelimesinin hangi anlamda olduğunu devamındaki ifadeler yeterince belli etmektedir.

²: Ahzab 30-31. Ayetlerin dipnotuna bakınız. Bu emirler, örnek bir insanın eşi konumunda olan herkes için geçerlidir. Sadece Nebi'nin eşleriyle sınırlı değildir.

33-34- Evlerinizde ağır başlı olun¹ ve ilk cahiliyenin [kendisini] sergilemesi (gibi) [kendinizi] sergilemeyin. Yönelişi (namazı) ayakta tutun (gereğince kılın), zekâtı verin, Allah'a ve Elçisi'ne gönülden itaat edin. Allah, sizden sadece kirliliği gidermek istiyor ev halkı! Sizi iyice temizlemek [istiyor]. Allah'ın ayetlerinden ve hikmetten Evlerinizde okunup teşvik edilenleri anın! Gerçekten Allah, [en başından beridir] bir latifti, bir haberdardı.

¹: bu kelime "ağır başlılık, saygı değer olmak" anlamındaki "vakar=وقار" kelimesinden gelmektedir. (müfredat : وقر) Bir başka okuyuşta "vakırne=وقِرْن" şeklinde okunmuştur, "yerleşme, sabit olma, oturma" manasındadır. (müfredat : قر)

35- Gerçekten, müslüman [teslim olan] erkekler ve müslüman [teslim olan] kadınların; inançlı erkekler ve inançlı kadınların; boyun eğen erkekler ve boyun eğen kadınların; dürüst erkekler ve dürüst kadınların; sabırlı erkekler ve sabırlı kadınların; saygılı erkekler ve saygılı kadınların; sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınların; oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınların; edep bölgelerini koruyan erkekler ve koruyan kadınların; Allah'ı çokça anıp hatırlayan erkekler ve anıp hatırlayan kadınların [hükmüne gelince] Allah onlar için bir bağışlanma ve çok büyük bir ödül hazırladı.

36- Allah ve Elçisi, herhangi bir işe karar verdiği zaman, inançlı herhangi bir erkek ve inançlı bir kadın için, işlerinden kendilerine herhangi bir seçim hakkı olması, [uygun] olmaz. Kim, Allah'a ve Elçisi'ne isyan ettiyse [bilsin ki] apaçık bir kayboluşa sapmıştır.

37- Hani Allah'ın kendisine iyilik ettiği ve senin de kendisine iyilik ettiğine "Eşini karşında (nikahında) tut ve Allah'a (karşı gelmekten) sakın!." diyordun. Allah'ın, açığa vurucu olduğu (evlilik emrini)¹ kendi benliğinde saklıyordun. Allah, kendisinden çekinmene daha hak [layık] olduğu halde, insanlar(ın yarattığı ahlak kuralların)dan çekiniyordun. Zeyd, ondan [o kadından] bir ilişkiyi bitirince [boşanınca], -İnançlılara, evlatlıklarının eşleri (ile evlilik) konusunda, [evlatlıkları] onlardan [eşlerinden] bir ilişkiyi bitirince [boşanınca], onlara herhangi bir sıkıntı olmaması için- seni onunla [o kadınla] eşleştirdik². Allah'ın emri, [en başından beri] yapılmıştı.

¹: Peygamberi karalamak uğruna sonradan uydurulmuş bir takım iftiralar sebebiyle ayetin bu ifadesini, peygamberin, evlatlığı olan zeyd'in eşi Zeynep'e olan aşkına bağlayanlar olmuştur. Ancak, ayetin bu ifadesi ile kasıt edilen Allah'ın evlilik emridir. Zeyd, o kadından boşandığı takdirde, Allah'ın peygamberine bir evlilik emri vereceğini peygamber biliyordu. Bu evlilik yüzünden eleştiriye maruz kalacağını bildiği için insanlardan çekiniyordu. (İbni kesir, kurtubi) Ayette "Allah'ın açığa vurucu olduğu" ifadesi de bu anlamı doğrular. Çünkü Allah'ın açığa vurmuş olduğu, peygamberin bu evliliğidir. Eğer aşkı olsaydı, kur'an'da bunu belirten ifadelerin olması gerekirdi.

Mantıksal olarak, eğer kur'an'ı peygamber kendisi uydurmuş olsaydı, böyle bir ayeti uydurup kendisine inanmayan insanların eline koz vermezdi.

²: İnsanlar, bazı ahlak kurallarını kendileri yaratıyor. Yarattıkları ahlak kurallarına kendileri bağlı kalıyor. Mesela bir erkek ve bir kız, birbirlerine "kardeşim" diye hitap ediyorlar. Sonra birbirlerine aşık oluyorlar ve evlenmeye karar veriyorlar. Eğer, insanlar bir ahlak kuralı yaratmış ise, bu evliliğe "ensest" gözüyle bakmalıyız. Çünkü ne de olsa onlar kardeştir! Öz kardeşi ile evlilik yapan, ensest yapmış olur.

Fakat, ahlak kurallarını insanların yarattığını anlar ve mantıklı düşünürsek, aralarında kan bağı olmadığı için, bu evliliğe ensest diyemeyiz. Çünkü gerçek anlamda kardeş değiller.

Çoğu inançsız insanların argüman yaptığı, Müslümanların da aklını karıştıran, ahzab 37. Ayetin mesajı budur. İnsanlar kendi yarattıkları ahlak kurallarına tapıyor. Araplar da "zıhar" dediğimiz bir olay da bununla alakalıdır. Bir erkek, kendi hanımına "sen annemin sırtı gibisin" diyerek, eşini bir nevi annesi sayarak ondan uzaklaşır. Allah da tam bu konuda şunu söyler "Allah, zıhar yapmış olduğunuz kadınları anneniz yapmadı!.. [zıhar yapanlar bilsin ki] Anneleri kendilerini doğuran kişilerdir. Onlar çirkin ve yalan söz konuşuyor.."(mücadele 2 ahzab 4)
Bu iki ayet, üstte dediğim şeylerin özetidir. Allah bir nevi "sizin yarattığınız ahlak kuralları, sadece sizin boş sözlerinizden ibarettir, diliniz ile ne kadar 'bu benim annemdir' deseniz de, o sizin anneniz olmaz! Diliniz ile ne kadar 'bu benim evlat edindiğim oğlum!' demiş olsanız da, o sizin öz oğlunuz değil! Kendi yaratmış olduğunuz ahlak kurallarına uymayın!" demektedir.

38- Allah'ın, Farz [şart] yaptığı [şeyler] hakkında Nebi'ye herhangi bir darlık [sıkıntı] yoktur. [İşte bunlar] Önceden gelip geçmiş olanlar hakkında, Allah'ın kanunu olarak [kanunlaştırdığıdır]. Allah'ın emri, [en başından beri] ölçülenmiş bir belirlemeydi.

39- [Onlar] Allah'ın mesajlarını duyuranlar ve ondan çekinenlerdir. Allah'tan başka hiçbir kimseden çekinmiyorlar. Devamlı bir hesap görücü olarak Allah yetti.

40- Muhammed, adamlarınızdan herhangi birinin babası değildi; fakat Allah'ın Elçisi ve Nebilerin sonuncusuydu¹. Allah, [en başından beri] her şeyi devamlı bilendi.

¹: "hatem=خاتم" kelimesi, "hatim=خاتِم" şeklinde de okunmuştur (Verş mushafı). İlkine göre "Nebilerin mührüdür" anlamında olur, ikincisine göre etken olarak çeviride yazıldığı gibi olur.

Dikkat edilirse "Elçilerin sonuncusudur" demek yerine "Nebilerin sonuncusudur" denilmiştir. Çünkü peygamberimiz son Elçi değildir, kur'an ve kur'an'ın mesajını ileten herkes "Elçi" konumundadır.

41- Ey inanmış olanlar! Allah'ı olabildiğince çok anıp hatırlayın.

42- Sabahın ilk saatlerinde ve günün sonunda onu tesbih edin.

43- O [Allah] sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size salat [rahmet] edendir. Melekleri de [size salat eder]. O [Allah], inançlılar konusunda [en başından beri] bir Rahim'di.

44- Onunla [Allah ile] karşılaşacakları gün, selamlaşmaları bir esenlik'tir. Onlar için, çok değerli bir ödül hazırladı.

45-46- Ey Nebi! Gerçekten biz, seni bir şahit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah'a kendisinin izniyle [çağıran] bir davetçi ve ışık saçan bir aydınlatıcı olarak gönderdik.

47- İnançlıları, kendileri için Allah'tan büyük bir ikram olduğu [bilgisi] ile müjdele.

48- Kafirlere [gerçeği örtenlere] ve Münafıklara [ikiyüzlülere] gönülden itaat etme, onların eziyetlerini boşver ve Allah'a güvenip dayan (tevekkül et). Bir vekil olarak Allah yetti.

49- Ey inanmış olanlar! İnançlı kadınlarla evlilik yapıp sonra onlara temas etmeden önce onlardan boşandığınız zaman, sizin için onlara [o kadınlara] karşı kendisini sayacağınız hiçbir iddet yoktur. (onların bekleme süresi yoktur). Hemen, onlara boşanma nafakalarını verin ve onları güzel bir şekilde tamamen bırakın.

50- Ey Nebi! Gerçekten biz, mehirlerini verdiğin eşlerini; Allah'ın sana geri döndürdüğü¹ [şeylerden] gücünün sahip oldukları [kişileri] ; seninle birlikte göç eden amcanın kızlarıyla, halalarının kızlarıyla, dayının kızlarıyla ve teyzelerinin kızlarıyla [evliliği] sana helal ettik². Bir de, sana herhangi bir darlık [sıkıntı] olmaması için, inançlı herhangi bir kadın, eğer kendi benliğini Nebi'ye bağışlamış ise, Nebi onunla [o kadınla] evlenmeyi istemişse, (diğer) inançlılardan beride sadece sana mahsus olarak³ [helal kıldık⁴]. Onlara [inançlılara], kendi eşleri ve güçlerinin sahip oldukları hakkında Farz [şart] ettiğimiz [şeyleri] bilmiştik. Allah, çok bağışlayandır, bir Rahim'dir.

¹: kelime "övülmüş/güzel bir halde geri dönmek" manasındadır. (müfredat: فيأ) bu ifade "kafirlerden, sana döndürdüğü" anlamında olabilir (kurtubi)

²: "Evliliği helal ettik" Tıpkı Nisa 23. Ayette "haram edildi" ifadesinin "evlilik haram edildi" anlamında olması gibi.

³: "bir de" kısmından itibaren "Eğer, Nebi'ye kendi nefsini bağışlarsa...Nebi onunla evlenmeyi isterse" demesinin sebebi, "bir de" kısmından itibaren olan bölümün peygambere mahsus olduğunu göstermek içindir. (zad'ul mesir)

⁴: Nebi'ye hitap eden her ayet, doğrudan bütün Müslümanlara hitap etmektedir. Mesela talak 1. Ayette tıpkı bu ayette olduğu gibi "Ey Nebi" şeklinde başladığı halde "boşandığınız zaman" diyerek tüm Müslümanlara yönelik emir vermiştir. Bu da peygambere hitap eden ayetlerin herkese yönelik olduğunun kanıtıdır.

Bundan dolayı Ayetteki bu ifade şöyle anlaşılabilir "Eğer inançlı bir kadın, inançlı bir erkeği ister, o erkek de o kadını isterse, bu ikisi diğer inançlılara değil sadece birbirlerine helal olurlar"

Ayetteki tüm ifadeler evrenseldir. Çünkü sayılan kadınlar sadece peygambere değil, inançlılara da helaldir. Haram edilenler listesinde bu kadınların hiçbiri sayılmadığı için helaldir (Nisa 23). Ayrıca, bu ayette peygambere pozitif bir ayrıcalık yoktur. Peygamber burada sayılan kadınların hiçbiri ile evlilik yapmamıştır (kuzeni Zeynep istisna, ahzab 37. Ayetin konusudur). Ki, bir ayrıcalık olsa bile, sonraki ayetlerde bu sayılan kadınlardan başkasıyla evliliğin yasak olduğunu belirtmesi, peygambere sınır getirdiği için negatif bir ayrıcalıktır. Eğer kur'an'ı peygamber kendisi uydurmuş olsaydı, kendisine negatif bir hüküm yazmazdı. Bu durum, ayetin evrensel olduğuna başka bir açıdan delildir.

Özellikle göç eden akrabalardan bahsetmesi, göç sebebiyle ortada kalan kadınlarla evliliğin daha uygun olduğunu belirtmek içindir.


Akraba evliliğinin tıbben faydalı mı yoksa zararlı mı olduğu konusunda şu makaleyi okuyabilirsiniz: https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2019/07/148-kuranda-akraba-evliligi-emredilir-mi/

Olayı Özetlemek gerekirse: akraba evliliğinin zararlı kabul edilmesinin sebebi, sakat doğum vb. riskleri bir kademe artırmasıyla ilgilidir. Hemen hemen her evlilikte, çocuğun sakat doğma riski vardır, akraba evliliği bunu sadece bir kademe yukarı çıkartıyor (normal evliliklerde %2-3 ise, akraba evliliğinde %3-4 oluyor). Olay temelinde akrabalıkla değil; evlenecek bireylerin atadan kalma genetik bir hastalığa sahip olup olmamasıyla alakalıdır. Haliyle aynı soydan gelen kişilerin (akrabaların) evliliği bu riski artırıyor. Ama olay özünde akrabalıkla değil; genetikle alakalıdır. Kaldı ki, akraba evliliği, zararlı genetik değişiminin birikmesini engellemektedir. Akraba evliliğinin yasaklanması, gelecek nesiller için genetik bir problem yaratabilir. (Bkz: https://www.eurekalert.org/pub_releases/2012-04/nesc-wnm042512.php ) 

Bu sebepten ötürü, akraba evliliğinin engellenmemiş olmalıdır. Allah en doğrusunu bilir. 

51- Onlardan [o kadınlardan] tercih ettiğin kimseyi bırakabilirsin [boşanabilirsin]¹; tercih ettiğin kimseyi [nikahında] sığındırabilirsin [tutabilirsin]. Kaçındığın [evlilikten vazgeçtiğin] kimselerden, kimi[nle evlenmeyi tekrar] ararsan, sana herhangi bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur. Bunlar, onların [kadınların] gözlerinin serinlemesi [mutlu olmaları], üzülmemeleri ve onların her birine verdiğin [şeylere] razı olmalarına daha yakındır.² Allah, kalplerinizdekileri biliyor. Allah, [en başından beri] bir devamlı bilendi, bir halimdi.

¹: bu ifadeler, "istediğinden boşanabilirsin istediğini [nikahında] tutabilirsin" manasındadır. (zamahşeri:keşşaf, kurtubi, zad'ul mesir, beydavi) devamındaki köşeli ayraç içindeki anlamlar, bu anlamlara binaen verildi.
Ayet evrenseldir. Evlilikte özgürlük, isteyenin istediğini seçme hakkı herkese yöneliktir.

²: Peygambere veya bütün Müslümanlara "belirli kişilerle evlilik yapmak zorundasınız" denilmiş olsaydı, bu evliliğe iki taraf da razı olmazdı.

52- [Bu helal edilenlerden] sonraki kadınlar¹ [ile evlilik] ve onlarla (başka) eşlerden [biriyle] değiştirmen² sana helal değildir. İsterse güzellikleri hoşuna gitsin... Ancak, gücünün sahip olduğu kimseler hariç (onlarla evlilik yapabilirsin). Allah, her şeyi gözetleyendir.

¹: Helal sayılanlarım haricindeki tüm kadınlarla: Anne, teyze, kardeş vb. Evlilik haramdır. (zad'ul mesir)

²: "helal kılınan bu kadınların yerine haram kılınan kadınları koymak" veya "Bu kadınları boşayıp, haram kılınan kadınları nikaha almak" manasındadır. (zad'ul mesir, beydavi)

53- Ey inanmış olanlar! Nebi'nin evlerine, vaktini beklemeden ve herhangi bir söz [konuşmak] için sıcak bir ortam beklemeksizin, yemeğe [davet edilip] sizin için izin verilmeden girmeyin; fakat davet olunduğunuz zaman girin. Ardından, yediğiniz zaman ayrılın. Gerçekten bu (hareketleriniz), Nebi'ye eziyet ediyordu, o sizden çekiniyordu. Halbuki Allah, Hak'tan [gerçeği ortaya çıkarmaktan] çekinmez. Onlardan [peygamberin eşlerinden] herhangi bir geçimlik [eşya] istediğiniz zaman, onlardan bir set arkasından isteyin. İşte bunlar, sizin kalpleriniz ve onların [peygamberin eşlerinin] kalpleri için daha temizdir.¹ Allah'ın Elçisi'ne eziyet etmeniz ve ondan sonra onun eşleriyle evlilik yapmanız ebedi olarak sizin için [doğru] olmaz. Gerçekten bunlar, Allah'ın katında, [en başından beri] büyüktür. (büyük bir günahtır)

¹: Peygamber ve Müslümanlar üzerinden misafirlik adabı anlatılmaktadır. Bu sebeple evrenseldir. Ayet bir nevi "vakit gözetmeden herhangi birinin evine gitmeyin, söze fazla dalmayın, ev sahibinin eşinden bir şey isteyeceğiniz zaman, bir set (perde) arkasından isteyin ev sahibi hareketlerinizden rahatsız olur, söylemeye çekinir." demektedir.

54- Herhangi bir şeyi açığa çıkarırsanız veya onu saklarsanız, [bilin ki] kesinlikle Allah, [en başından beri] her şeyi bir devamlı bilendi.

55- Onlara [Nebi'nin hanımlarına], babaları, oğulları, kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, güçlerinin sahip oldukları kişiler hakkında (bir set olmaksızın görüşmelerinde) bir günah/yanlışa meyil ediş yoktur. [Ey kadınlar!] Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Kesinlikle Allah, [en başından beri] her şeye bir devamlı şahitti.

56- Gerçekten Allah ve melekleri, Nebi'ye salat ediyorlar [rahmet ediyorlar, övgü sunuyorlar]¹. Ey inanmış olanlar! Ona salat edin (onu takip edin)² ve tam bir teslimiyet olarak teslim olun.

¹: Fiiller bir takım harfler [harfi cerr] ile kullanıldığı zaman, başka anlamlara gelebilirler. Örneğin "darabe=ضرب" fiili "vurdu" anlamındadır. Ancak "an=عن" harfi cerr'i ile kullanıldığı takdirde kendi "terk etmek" mânâsına gelir. "ragabe=رغب" genişlik anlamında olduğu halde "an=عن" harfi cerr'i ile "yüz çevirmek" anlamına gelir.

Bu Ayette de "salat=صلاة" kelimesi "ale=على" harfi cerr'i ile kullanıldığı için kendi anlamından çıkarak diğer anlamlara gelmiştir.

²: "Salla=صلي" fiili takip etmek manasına da gelir. Örneğin şöyle bir söz nakil edilir:
"سبق النبي صلى الله عليه وسلم و"صلى" أبو بكر" 
[Nebi (s.a.v.) öne geçti, Ebu Bekir (onu) takip etti/ardından geldi] (Fattani: mucmeu bihari-l envar: صلا) 
Hatta "salla=صلي" fiilinin ismi faili olan "Musalli=المصلي" ise öne geçeni/önde gideni takip etmek anlamına gelir. (Razi: Muhtaru-l sihah: صلا) 
Ayet genellikle, peygambere salavat getirme emri (namazda okunan salli-barik duaları) olarak kabul edilmiştir. Fakat ilgili ayet, bu hükmün yanında "peygamberin getirdiği vahyi takip etmek" manasında da olabilir. Bu durumda ayet kısaca şunu söylemektedir: "Peygambere; onun getirdiği vahyi takip edin ve teslimiyet gösterin" 

Tabi bu anlam için, Ayetteki "ale=على" harfi cerr'ini zaid saymak gerekir. Tıpkı "e'mene=آمن" fiilinin Kur'an'da sürekli olarak "bi=ب" harfi cerr'inin zaid olarak kullanılması gibi, zaid sayabiliriz. 

57- Gerçekten, Allah'a ve Elçisi'ne eziyet edenler [bilsinler ki] Allah, onları dünyada [ilk'te] ve ahirette [son'da] lanetledi [rahmetinden engelledi]. Onlar için, alçaltan bir azap hazırladı.

58- İnançlı erkeklere ve inançlı kadınlara, kendilerinin elde etmedikleri [şeyler] sebebiyle eziyet edenler, bir iftira ve apaçık bir kasıtlı suç yüklenmiştir.

59- Ey Nebi! Eşlerin, kızlarına ve inançlıların kadınlarına söyle de dış örtülerinden [bir kısmını] üzerlerine yaklaştırsınlar [salsınlar]. İşte bu, onların (İffetli olarak) tanınmasına daha yakındır [uygundur].  Böylece eziyete uğramazlar. Allah, [en başından beri] çok bağışlayandı, bir Rahim'di.

60-61- Şehirde kargaşa çıkartan [halkı kışkırtan]¹, kalplerinde bir hastalık bulunan münafıklar [ikiyüzlüler] ², şayet (kargaşa çıkarmaya) son vermeyecek olurlarsa, mutlaka ama mutlaka seni onların peşine düşürürüz, sonra onlar onda [şehirde] ancak lanetlenmiş [rahmetten engellenmiş] olarak pek az seninle komşuluk ederler. Her nerede denk gelinirlerse, yakalanırlar ve iyice katledilirler.³

¹: ister eylemle olsun ister sözle olsun, kargaşa çıkarmaktır. (müfredat : رجف)

²: arada bulunan "ve=و" harfleri, zaiddir. Yani burada sayılanlar üç ayrı sınıf değildir; hepsi bir sınıfın özelliğidir. (kurtubi) Buradaki savaş emri de, bu üç sıfata sahip olan kişilere yöneliktir. Sadece münafık olduğu için herhangi bir insana zarar vermek, kur'an'ın bütünlüğüne aykırıdır. (bkz: İsra 33, maide 32, yunus 99, bakara 190-194)

³: Yalan haber yayarak Halkı kışkırtmak ve kargaşa çıkarmak, cinayetten daha tehlikeli bir eylemdir. Çünkü cinayet, sadece bir kişinin hayatına son vermek iken, halkı kışkırtmak, koskoca bir milletin, devletin hayatına son vermek, demektir. Bu sebeple ayette savaş emri verilmiştir.

62- Önceden gelip geçmiş olanlar hakkında, Allah'ın kanunu olarak [böyle yapılır]. Allah'ın kanunu için, hiçbir değiştirme bulamazsın.

63- İnsanlar Saat (kıyamet) hakkında sana soruyorlar, "Onun bilgisi, sadece Allah'ın katındadır." de. Ön göremezsin, Saat'in çok yakın olması beklenir.

64-65- Gerçekten Allah, kafirleri [gerçeği örtenleri] lanetledi [rahmetinden engelledi] ve onlar için, içinde ebedi olarak kalıcı oldukları bir alev hazırladı. Onlar, hiçbir veli ve yardımcı bulamazlar.

66- Ateşin içinde, yüzlerinin döndürülecekleri gün, "Ne olurdu bize keşke Allah'a gönülden itaat etseydik, Elçiye gönülden itaat etseydik..." derler.

67-68- "RAB'bimiz! Gerçekten biz, beylerimize ve büyüklerimize gönülden itaat ettik, ardından onlar doğru yolu kaybetmimizi sağladılar." dediler. "RAB'bimiz! Onlara azaptan iki kat ver ve onları olabildiğince büyük bir lanet olarak lanetle [rahmetinden engelle]!"

69- Ey inanmış olanlar! Musa'ya eziyet etmiş olanlar gibi olmayın! Allah, onu [Musa'yı] onların dediklerinden beri etti. [Musa] Allah'ın katında¹ itibarlı idi.

¹: Bu ifade "Allah'ın itibarlı kulu idi" [وكان عبد الله وجيهاً] manasında da okunmuştur. (Beydavi, zamahşeri:keşşaf)

70-71- Ey inanmış olanlar! Allah'a (karşı gelmekten) sakının ve sedid [gerçek-adil] bir söz söyleyin de [Allah] eylemlerinizi düzeltsin ve sizin için cezayı gerektiren işlerinizi bağışlasın. Kim, Allah'a ve Elçisi'ne gönülden itaat ediyorsa, büyük bir kurtuluş olarak kurtulmuştur.

72-73- Gerçekten biz emaneti¹ göklere, yere ve dağlara sunduk, onlar onu [emaneti] yüklenmeye şiddetle karşı çıktılar ve ondan ürperdiler. Allah'ın, münafık [ikiyüzlü] erkeklere, münafık [ikiyüzlü] kadınlara, müşrik [Allah'a ortak koşan] erkeklere ve müşrik [Allah'a ortak koşan] kadınlara azap etmesi; İnançlı erkeklerin ve inançlı kadınların tevbesini kabul etmesi için insan onu [o emaneti] yüklendi. Gerçekten o, [en başından beri] çok zalimdi, çok cahildi. Allah [en başından beri] çok bağışlayandı, bir Rahim'di.

¹: Farzlar, akıl, Tevhid, adalet, anlayış vb. şekillerde yorumlanmıştır. (müfredat : امن, kurtubi, zad'ul mesir, beydavi)

11 Ekim 2019 Cuma

32- Secde suresi (Hubeyb öndeş meali)

Secde suresi
1- Elif, lam, Mim

2- İçinde hiçbir şüphe olmayan Kitabın kısım kısım indirilişi Alemlerin [varlıkların] RAB'bindendir.

3- Yoksa "Onu uydurdu!" mu diyorlar? Aksine! O, kendilerine senden önce hiçbir uyarıcı gelmemiş bir milleti uyarman için, RAB'binden (olan) 'gerçeğin' ta kendisidir. Yol bulmaları beklenir.

4- Allah, gökleri, yeri [tüm evreni] ve ikisinin arasındakileri (içindekileri) Altı günde [dönemde]¹ yaratandır dahası Arşı[yönetimi]² hükümranlığı³ altına alandır. Sizin için, ondan beride hiçbir veli ve hiçbir şefaatçi yoktur. Artık, düşünüp öğüt almıyor musunuz?

¹:: "gün" kelimesi kur'an'da "evre" manasındadır. Örneğin çoğu Ayette "yevmu-l kıyamet =يوم القيامة" yani "kıyamet günü" ifadesi geçer. Halbuki kıyamet, 24 saatlik bir günden oluşmuş değildir. Ayet "kıyamet dönemi, evresi" manasında "gün" demiştir. Haricen mearic suresinin 4. Ayetinde "Allah'ın katında bir gün bin yıl gibidir" denilmektedir. Bütün bunlar, günün "evre" manasında olduğunu ispatlıyor.

²: "Arş =عرش" aslen "kürsü" demektir. Fakat bu kelime "yönetim, güç, saltanat, mülkiyet" manasında da kullanılmıştır. Örneğin "kralın Arşı" ile "kralın mülkü, saltanatı" kasıt edilmiştir. (müfredat : عرش, Fahreddin Razi) buradan anlıyoruz ki, Allah'ın Arşı ile kastedilen, onun mülkü, yani yönetimidir. Ayrıca, "Arş'a [taht'a] istiva etmek" ifadesi, kralın bir şeyi mülküne alması, kral olması anlamında kinaye olarak kullanılır. (keşşaf sahibi)

³: "ıstiva = استوى" fiili "ale =على" harfi cerr'i ile "istila etmek" yani "hükümranlığı altına almak" mânâsına gelir (müfredat :سوا) bu Ayette de aynı şekilde kullanıldığı için bu mana verildi.

5- Gökten yere kadar [tüm]¹ işi planlar, sonra miktarı sizin saydıklarınızdan elli bin sene olmuş bir günde
[dönemde] onun [emrine²] doğru yükselerek gider.

¹: "el-emr=الأمر" kelimesinin başındaki "el=ال" takısı cins ismidir. Bundan dolayı "bütün işler" anlamındadır.

²: muzaf hazf edilmiştir, cümle (إلى أمره) takdirindedir.

6- İşte o, görünmeyenin ve açıkça görünenin bilenidir, devamlı üstündür, Rahim'dir.

7- Kendisini yarattığı her şeyi güzel yapandır. İnsanın yaratılışına çamurdan¹ [bir kısımla] başladı.

¹: buradaki (من) harfi, çamurun tamamı ile değil, bir kısmıyla yaratıldığını gösteriyor. Bilimsel olarak da böyledir. Çamur (طين), su ve toprağın karışımıdır. Çamurda bulunan elementlerin bir bölümü insanda mevcuttur. Örneğin insanın %60'ı sudur çamur zaten sudan meydana gelir. %3'ü azottur, Azot toprakta da mevcuttur. Haricen, oksijen, fosfor, hidrojen, kalsiyum da insan ve toprakta ortak olarak mevcuttur. (TÜBİTAK: elementlerin doğadaki dönüşümü, kimyaca. Com: insan vücudundaki elementler, gencziraat. Com: toprak kimyası)

8- Sonra, onun neslini değersiz sudan bir süzülen özden meydana getirdi.

9- Sonra, onu [insanı] düzenledi ve onun içine kendi ruhundan üfledi [hayat verdi]. Sizin için Duyma-algılama, bakışlar ve gönüller yaptı. Ne az teşekkür ediyorsunuz...

10- "Yerin [toprağın] içinde kaybolduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mi yeni bir yaratılış içindeyiz [olacağız]?" dediler. Aksine! Onlar, RAB'lerinin karşılaşmasına karşı kafirdir [gerçeği örtenlerdir].

11- "Size vekil edilen ölüm meleği sizi vefat ettirir, sonra sadece RAB'binize geri döndürülürsünüz" de.

12- O vakit, suçluları RAB'lerinin katında başlarını ters çevirici [yere dikmiş] bir halde "RAB'bimiz! Gördük ve işittik. Artık, bizi geri döndür ki düzgün-iyi eylemlerde bulunalım. Gerçekten biz, yakinen-kesin olarak inananlarız." [derken]¹ görseydin...

¹: "derken" [يقولون] ifadesi hazf edilmiştir.

13- Şayet [zorlamayı¹] tercih etseydik, her bir cana kendi doğru yol rehberini mutlaka vermiştik; fakat, (cinlerin ve insanların eylemleri sebebiyle) benden [şu] söz hak oldu [kesinleşti] :"Cehennemi, cinlerden [bir kısmıyla] ve insanlardan [bir kısmıyla]² tamamen mutlaka ama mutlaka dolduracağım!"

¹:"şae=شاء" fiili, geçişli bir fiil olduğu için bir meful [nesne] aranır (Enam 90. Ayete bakınız). Yani "Allah tercih etseydi" ifadesine "neyi tercih etseydi?" sorusunu sorarız. Buradan, meful'ün hazf edildiği [atıldığı anlaşılır. Hazf edilen meful ise "en nukrihehum=أن نكرههم" yani "onları zorlamayı" ifadesidir. Dolayısıyla ayet "onları zorlamayı tercih etmiş olsaydık" anlamındadır.

²: "Cinlerden ve insanlardan" ifadesinde bulunan "den, dan" [yani من harfi cerr'i] kısım bildirmek [te'biz] amaçlıdır. Bu bir kısım cinler ve insanların kim olduğu sad 83-85 ayetlerinde belirtilmiştir.

14- "O halde, bu gününüzü unutmanız [dikkate almamanız]¹ sebebiyle tadın! Gerçekten biz sizi unuttuk [dikkate almıyoruz]. Bulunmakta olduğunuz eylemleriniz sebebiyle kalıcı olan azabı tadın." (denilir)

¹: "nisyan=نسيان" İnsanın, kendisine bırakılmak istenileni terk etmesidir. İster kalbin (aklın) zayıflığından olsun, isterse herhangi bir gafletten olsun, isterse kasten olsun isterse de kalpten onun zikri silininceye kadar kasten yapılmakla olsun. (müfredat : نسي) bu ayette kasten yapılarak unutmadan bahsedilmektedir. Gafletten dolayı olan unutmanın cezası yoktur
Bunun delili "...eğer unutursak bizi [sorumlu] tutma" (bakara 286) ayetidir.

Dilimizde de "unutmak" kelimesini bu anlamda kullanırız. Örneğin "geçmişte olanları unuttum artık" dediğimiz zaman "geçmişte olanları dikkate almıyorum" manasında bunu söyleriz. Gerçekten unutma anlamında değil.

15- Ayetlerimize [mucizelerimize] inananlar, sadece 'onlar [Ayetlerimiz] ile hatırlatıldıkları zaman, büyüklük taslamadan, secde halinde (duaya) kapanmış ve RAB'lerinin övgüsüyle tesbih etmiş olanlardır.

16- RAB'lerine korku ve beklenti dolu bir halde dua ederek onların yanları yataklarından çekilir (kalkarlar). Kendilerine rızık ettiklerimizden harcama (infak) yaparlar.

17- Herhangi bir can, bulunmakta olduğu eyleme karşılık olarak, gözlerin serinliğinden (ödülden) kendisi için ne saklandığını bilmez.

18- O halde, İnançlı olmuş kimse, fasık [haddini aşan] olmuş kimse gibi midir? Eşit olmazlar.

19- İnanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara gelince, onlara, bulunmakta oldukları eylemleri sebebiyle, bir iniş [konaklama] olarak barınma yeri olan cennetler vardır.

20- Hadlerini aşmış olanlara gelince, artık onların barınma yeri ateştir. Her ne zaman, ondan [ateşten] çıkmayı istedilerse, onun [ateşin] içine geri iade edildiler ve kendilerine "kendisini yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın!" denilir.

21- Onlara en büyük azabın berisinde, daha yakın bir azaptan mutlaka ama mutlaka tattırıracağız. Geri dönmeleri beklenir.

22- RAB'binin ayetleri ile hatırlatılmış sonra onlardan [ayetlerden] vazgeçmiş kimseden daha zalim kimdir? Gerçekten biz, suçlulardan intikam alacağız.

23- Elbetteki Musa'ya kitabı vermiştik. Artık, onun karşılaşmasından yana herhangi bir şüphe-kararsızlık içinde olma. Onu İsrail'in oğulları için bir rehber yapmıştık.

24- Onlardan, sabır ettiklerinde emrimizle yol gösteren bir takım imamlar [önderler] yaptık. Onlar, yakinen-kesin olarak ayetlerimize [mucizelerimize] inanıyorlardı.

25- Gerçek şu ki: hakkında ayrılığa düşmekte oldukları [şeyler] hakkında, RAB'bin kıyamet günü onların aralarını ayırır.

26- Kendilerinden önceki nesillerden kaç tanesini helak ettik? [bu durum] onlar için yol göstermedi mi? Hâlbuki onlar, onların [helak ettiklerimizin] yurtlarında gidip-gelmektedir. Gerçekten, bunlarda mutlaka ayetler [mucizeler] vardır. Artık işitmiyorlar mı?

27- Kupkuru yere [toprağa] suyu sevk ettiğimizi hiç görmediler mii? Böylece onunla [o suyla], kendisinden sağmal hayvanlarınızın ve kendi benliklerinizin yeyeceği bir ekini çıkarıyoruz. Halen görmüyorlar mı?

28- "Eğer dürüst idiyseniz [söyleyin] : Bu fetih [hüküm, zafer] ne zamandır?" diyorlar.

29- "Fetih [hüküm] gününde, gerçeği örtüp görmezden gelmiş olanlara inançları fayda vermez. Hemde kendilerine göz açtırılmaz." de.

30- Artık, onlardan vazgeç ve bekle. Gerçekten onlar, bekleyenlerdir.

31- Lokman suresi (Hubeyb öndeş meali)

Lokman suresi

1- Elif, lam, Mim.

2-3- İşte bu, güzellik edenlere bir rehber ve bir rahmet olarak hikmetli kitabın ayetleri'dir.

4- [Güzellik edenler]ahirete [son hayata] yakinen-kesin olarak inanır bir haldeyken, yönelişi (namazı) ayakta tutmakta (devam ettirmekte) ve zekatı vermekte olanlardır. 

5- İşte onlar, RAB'lerinden bir rehber üzerindedir. İşte onlar, başarılı olanların ta kendileridir.

6- İnsanlardan [bazı] kimseler, bilgisizce Allah'ın yolunu kaybettirmek¹ için ve onları² (ayetleri) bir alay konusu edinmek için, sözün boşunu [olayların-sözlerin gereksiz olanlarını]³ satın alıyor. İşte onlara (evet!) onlara alçaltıcı bir azap vardır.

¹: "şaşırtmak için" [ليُضِلو] ve "şaşırmak için" [ليَضِل] şeklinde iki okuyuşla da okunmuştur. (kurtubi)

²: "Onu/onları" [ها] zamiri "ayetlere" de işaret edebilir, "Allah'ın yoluna" da işaret edebilir.

³: "Hadis=حديث" hiç yokken ortaya çıkan her şeye denilir. (Mekayısi-l lugat: حدث) söz olsun olay olsun her her şeyi kapsar. Yani ayette eleştirilen şey konuşmada boş olan şeylerle sınırlı değildir. Allah'ın yolundan alıkoymak ve onunla (Allah'ın yoluyla veya ayetleriyle -hiç fark etmez ikisi de aynı manaya çıkar- ) alay etmek için istenilen her türlü oyalanma ve boş şeyleri yasaklar.

7- Kendisine Ayetlerimiz okunup teşvik edildiği zaman, sanki onu hiç işitmemiş gibi, sanki iki kulağında bir ağırlık var gibi, büyüklük taslayarak yüz çevirdi. Onu, can yakıcı bir azap ile müjdele!

8-9- Gerçekten, inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara [gelince] onlar için, Allah'ın hak vaadi olarak kendisinde kalıcı oldukları Naim'in cennetleri vardır. O devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

10- Gökleri, herhangi bir dayanak [direk] olmaksızın yarattı, [Gökleri işte] görüyorsunuz¹... [Yer] sizi yalpalıyor diye, yerin içine ağırlıklar² attı. Onun içinde, her bir kımıldanan [canlıdan] yaydı [meydana getirdi]. Gökten bir su indirdik³. Ardından, değerli her bir çiftten-sınıftan onun [dünyanın] içinde yetiştirdik.

¹: Eski çağlarda, insanlar göğün direklerle ayakta durduğuna ve direklerle yükseldiğine inanırdı. Türklerin eski inançlarında bile, bu inançtan eser vardır.

Hatta, peygambere en yakın zamanlarda yaşamış olan ıbni Abbas, ikrime, Mücahid, hasan, katade gibi birçok kişi de, bu yanlış inanca sahiptir. (ıbni kesir, kurtubi, Fahreddin Razi, zad'ul mesir) kur'an bu yanlış inanca açıkça karşı çıkmaktadır. Bulunduğu çağın yüzlerce yanlış bilgisine rağmen, kur'an bu yanlış inanca karşı çıkarak mucize olduğunu bize gösteriyor.

"onları görüyorsunuz" manasında olan (ترونها) fiili, kendi başına ayrı bir cümledir. (zamahşeri: keşşaf, zad'ul mesir rad 2) bu fiilde bulunan zamir, "Gökleri" kelimesinden haldir. (zamahşeri:keşşaf) çünkü (ها) zamiri (سماوات) [yani "göklerin"] dişi olması sebebiyle, onlara dönmektedir.

Bu fiili "direkler" isminin sıfatı yapanlar da vardır, ancak ilkinin daha uygun olduğu söylenmiştir. (zad'ul mesir rad 2)

²:"revasiye=رواسي" kelimesi "resev=رسو" kelimesinin çoğul halidir. Bu kelime "ağırlık" manasındadır.
Örneğin:
"القت السحابة مراسيها
Bulutlar, ağırlıklarını attı" (müfredat : رسو)

Yani "yağmur ağırlığını bıraktı" denir. Naziat 32. Ayette "dağları ağırlaştırdı/yerine oturttu (أرساها)" manasında bu kelime fiil olarak kullanılır. "yerde bulunan ağırlıklar" denilince, genel olarak dağlar anlaşıldığı için bu kelimeye "dağlar" manası verilmiştir.

Ateist Celal şengör dağların depremleri önlediğini değil; aksine dağların depremlere sebep olduğunu iddia etmiştir.
Ancak bu bir çarpıtmadır. Çünkü dağlar depremlerin bir sonucudur; sebebi değildir. Çünkü depremler oldukça dağlar meydana gelir. Bilindiği üzere kıtaların çarpışması sonucu depremler meydana gelir ve bu çarpışmalar kıvrımlı-bindirmeli dağlar meydana getirir. [Erdem gündoğdu plaka (levha) tektoniği. (erdemgundogdu.weebly.com › ...PDF

PLAKA (LEVHA) TEKTONİĞ] )

Şöyle bir örnekle anlatalım: kolunuz yaralandığı zaman kanayan yerde bir yara kabuğu oluşur. Bu bölge vücudun diğer bölgelerine kıyasla kanamaya daha elverişlidir. Ancak "yara kabuğu, kanamanın sebebidir" demek saçmalamaktır. Çünkü kabuk, zaten yaralanma olduğu için meydana geliyor. Celal şengörün iddiası da buna benzemektedir. Çünkü depremler olduğu için dağlar oluşur.

Ayetteki kelimenin "ağırlıklar" manasında olduğunu belirtmiştim. Ayetin kasıt ettiği jeolojik olay konusunda iki hipotez sunabiliriz:

1- İki kıtasal litosfer birbiri ile çarpışmakta ve bunun sonucu olarak kıvrımlı-bindirmeli Himalaya tipi sıradağlar meydana gelmektedir (Sawkins ve diğ., 1974 ten; Ketin, 1994 kıtaların kayması ve levha tektoniği ile ilgili pek çok kaynak bu bilgileri doğrulamaktadır.) belkide bu dağların oluşumu sonucunda kıtaların hareketi yavaşlamaktadır. Tıpkı bir diferansiyel gibi hareketi yavaşlatarak sarsıntıyı azaltmaktadır. Bu fikri bir jeolog olan Peter DeCelles da doğrulamaktadır. (Peter DeCelles - Mountain and earthquake : https://youtu.be/Sx-c4iJWtSI)

2- Yer altında, gerek kıtaların hareketi gerekse dünyanın dönmesi sebebiyle oluşan bir sarsıntıyı engelleyen bir ağırlık olabilir.


Ayetler zamanla doğrulanmaktadır. Örneğin big bang teorisi keşif edilmemiş olsaydı Enbiya 30.ayeti asla anlamayacaktık. Güneşin hareket ettiği keşif edilmemiş olsaydı yasin 38.ayetin bir bilimsel hata olduğunu düşünecektik. Zamanla bu ayetin neyi kasıt ettiği daha iyi anlaşılacaktır.


³: "Gökten bir su indirdi" demek yerine iltifat sanatı uygulanarak "Gökten bir su indirdik" diyerek üçüncü şahıstan birinci şahısa geçilmiştir.

11- "Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Ondan beridekiler ne yarattı? gösterin bana!" [de].¹ Hayır! Zalimler, apaçık bir kayboluşun içindedir.

¹: "De!" [قل] emri atılmıştır [hazf edilmiştir].

12- Elbetteki Allah'a şükür eder diye Lokman'a hikmeti [akılla gerçeği tespit etme kabiliyetini] vermiştik. Kim, şükrediyorsa, sadece kendi canı için şükrediyor; kim nankörlük ediyorsa, [bilsin ki] kesinlikle Allah, bir zengindir [ihtiyacı olmayandır], övgüye layık olandır.

13- Bir vakit lokman oğluna öğüt vererek "Ey biricik oğlum! Allah'a şirk koşma[ortak kabul ]. Gerçek şu ki, şirk çok büyük bir zulümdür.¹" demişti.

¹: Şirk, Allah'tan başkasına kulluk; Tevhid ise, sadece Allah'a kulluktur. İnsan, herhangi bir konuda ya nefsinin kölesi olur, ya da insanların kölesi olur. Sadece Allah'a kul olduğu zaman, kendi arzularının ve insanların kölesi olmaktan kurtularak özgür olur. İnsan şirk koştuğu sürece köle olmaya devam edip kendi kendisine "büyük bir zulüm" yapmış olacaktır. Kur'an bu yüzden şirki "büyük bir zulüm" olarak değerlendirir.

14- İnsana, anne-babasını, "Bana ve anne-babana teşekkür et! Dönüş sadece banadır!" diye tavsiye ettik. Annesi, onu zayıflık-çürüklük üzerine bir zayıf-çürük halde taşıdı. Onun [insanın] ayrılığı [sütten kesilmesi] iki yıldır.

15- "Eğer, sana kendisi hakkında herhangi bir bilgi bulunmayan [şeyleri] bana şirk koşman [ortak sayman] amacıyla seninle Cihad ederlerse [mücadele ederlerse], onlara gönülden itaat etme. Dünyada [ilk hayatta] tanınana [iyiliğe] uygun bir şekilde o ikisine sahiplik et. Bana, samimi bir şekilde yönelen kimselerin yoluna bağlı ol. Sonra, dönüşünüz sadece banadır. Ardından, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi size haber veririm."

16-19- [Lokman] "Ey biricik oğlum! Gerçekten o (iyiliğin-kötülüğün), herhangi bir hardaldan bir tanecik olsa, ardından bir kayanın içinde veya göklerin içinde veya yerde bulunsa (bile) Allah onu getirir. Gerçekten Allah, bir latif'tir, bir devamlı haberdardır. Ey biricik oğlum! Yönelişi (namazı) ayakta tut (devam ettir), tanınanı [iyiliği] emir et; tanınmayandan [kötülükten] engelle, sana isabet edene sabır et. Gerçekten bunlar, kararlı[lık gerektiren] işlerdendir. İnsanlara yanağını eğme [kibirli davranma], yerde böbürlenerek yürüme. Gerçekten Allah, övünen kibirlilerin hiçbirini de sevmiyor. Yürüyüşünde orta halli ol ve sesinden [bir kısmını: yüksek, kaba, bilgisiz olanını¹] kıs. Gerçekten, seslerin en tanınmayanı[hoş görülmeyeni], mutlaka cahillerin² (eşeklerin) sesidir." [dedi].

¹: "min savtike=من صوتك" yani "sesinden" cümlesinde bulunan "min=من" yani "-den" manası veren harf, kısmılik bildirir. [te'biz amaçlıdır]. Yani sesin bir kısmının kısılması emir edilir. Devamında geçen ifadeden anlaşılacağı üzere, bu sesten kasıt, rahatsız edici, yüksek, kaba ve bilgisizce olanıdır.

²: "himar=حمار" bildiğimiz merkebe denilir. Bazen bu kelimeyle cahiller tabir edilir (müfredat : حمر) bu anlama göre bir nevi "cahilce konuşma" denilmektedir.

20- Allah'ın, göklerde ve yerde (evrende) bulunanları sizin için hizmete sunmuş olduğunu; kendi nimetini görünür ve görünmez halde size karşı tam yaptığını hiç görmediniz mi? İnsanlardan, bilgisizce, herhangi rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmaksızın, Allah hakkında mücadele eden [tartışan] kimseler vardır.

21- Onlara "Allah ne indirdi ise ona bağlı olun." denildiği zaman, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz ne ise ona bağlıyız." dediler. Ya şeytan, onları [atalarını] alevin azabına davet ediyorsa...?

22- Kim, iyilik eden [birisi] olarak yüzünü [kendini] Allah'a teslim ederse, [bilsin ki] artık en sağlam kulpa tutunmayı istemiştir. İşlerin-emirlerin sonucu sadece Allah'adır.

23- Kimler küfr ederse [gerçeği örterse], onların küfrü [gerçeği örtmesi] seni üzmesin. Onların dönüşü sadece bizedir, ardından onların eylemlerini kendilerini haber veririz. Gerçekten Allah, göğüslerin sahiplerini devamlı bilendir.

24- Onları birazcık geçindiririz, sonra onları sert bir azaba mecbur ederiz.

25- Doğrusu: onlara "Gökleri ve yeri (evreni) kim yarattı?" [diye] sorsan, mutlaka ama mutlaka "Allah" diyecekler. "Övgü, Allah'ındır." de. Aksine! Onların çoğunluğu bilmiyor.

26- Göklerde ve yerde (evrende) ne varsa, Allah'ındır. Kesinlikle Allah zengindir, övgüye layık olandır.

27- Şayet, (Allah'ın kelimelerini yazmak için) yerde [dünyada] ağaçtan ne varsa, [hepsi] kalemler olsaydı, deniz ona (mürekkep olarak) destek olsa, ardından yedi (birçok) deniz [daha destek olsaydı], Allah'ın kelimeleri (yine) tükenmezdi. Kesinlikle Allah devamlı üstündür, bir hakimdir/hikmetlidir.

28- Sizin yaratılışınız ve yeniden dirilişiniz, ancak bir tek can[ın yaratılışı ve yeniden dirilişi] gibidir. Kesinlikle Allah, bir devamlı işitendir, bir devamlı görendir.

29- Allah'ın, geceyi gündüzün içine geçirdiğini; gündüzü gecenin içine geçirdiğini¹; güneşi ve ay'ı -her biri, isimlendirilmiş bir süre sonuna doğru akıp giderken- hizmete sunmuş olduğunu ve Allah'ın, eylemlerinizden bir devamlı haberdar olduğunu hiç görmedin mi?

¹: Gece ve gündüzün uzaması ile ilgili bir ifadedir. (müfredat : ولج)

30- İşte bunlar, Allah'ın 'Gerçeğin' ta kendisi olması; onların, ondan [Allah'tan] beride dua ettikleri [şeylerin] ise, 'Yalanın' ta kendileri olmaları ve Allah'ın, en üstün, en büyük olması sebebiyledir.

31- Size ayetlerinden [mucizelerinden bir kısmını] göstermek için, Allah'ın nimeti sayesinde gemilerin denizde akıp gittiğini hiç görmedin mi? Gerçekten, işte bunlarda, çokça sabır eden, çokça teşekkür eden herkese mutlaka ayetler [kanıtlar] vardır.

32- Herhangi bir dalga, gölgeleyen bir bulut gibi kendilerini bürüdüğü zaman, Allah'a -dini ona adayanlar olarak- dua ettiler. Ardından, onları karaya doğru [çıkarıp] kurtarınca, artık onlardan [bazıları] orta yolu tutanlardır. Ayetlerimizi [mucizelerimizi] ancak nankör ihanetkarların hepsi bile bile reddeder.

33- Ey insanlar! RAB'binizden çekinin. Meydana getirenin [babanın] meydana getirdiğinden [çocuğundan] yana [herhangi bir şeyi] karşılayamadığı; (aynı şekilde) meydana getirilenin [çocuğun] meydana getireninden [babasından] yana hiçbir açıdan karşılığını veremeyeceği bir güne saygılı olun-çekinin. Gerçekten, Allah'ın verdiği sözü bir gerçektir! O halde, dünya [ilk] hayatı, sakın sizi aldatmasın. Kandıran, sakın sizi Allah ile kandırmasın!

34- Gerçekten, Allah, Saat'in (kıyametin) bilgisi kendisinin katında [olandır]. Yağmur yardımını kısım kısım indiriyor, Rahimlerin içindekileri biliyor. Herhangi bir can, yarın ne elde ereceğini ön göremez; herhangi bir can öleceği yerin hangisi olduğunu ön göremez. Gerçekten Allah bir devamlı bilendir, bir devamlı haberdardır.

9 Ekim 2019 Çarşamba

30- Rum suresi (Hubeyb öndeş meali)

Rum suresi

1- Elif, lam, Mim.

2-5- Rum(Bizans), Yerin [dünyanın] en yakınında¹ yenildi. Hâlbuki onlar [Rum ordusu] onların (perslerin) galibiyetinin ardından 3-9 sene² içinde galip gelecektir. Önceden de sonradan da emir Allah'ındır. O gün, inançlılar, Allah'ın yardımı sebebiyle sevinirler. O, tercih ettiği kimseye yardım ediyor. O devamlı üstündür, Rahim'dir.

¹: Bazı tarihsel bilgilere göre, Bizans ve perslilerin savaşı "ölü deniz" olarak bilinen Lut gölünde olmuştur. Bu bölge, dünyanın "en aşağı-alçak" bölgesidir.

Ayetteki "edne=أدنى" kelimesi ya "dnv=دنو" kökünden ya da "dvn=دون" kökünden gelmektedir. (müfredat : دون) her iki kökten de bu kelimenin "en yakın" ve "en aşağı-alçak" anlamında olması mümkündür. Yani ayet, bu savaşın dünyanın en alçak bölgesinde olduğunu doğruluyor.

"El ard=الأرض" [Yer/bölge] kelimesinin başındaki "el=ال" takısı, tamlamadan bedeldir. (beydavi) yani ifade "ardihim=عرضهم" [onların bölgesinin/yerinin] manasında da olabilir.

²: "Bid'ı=بضع" kelimesi 3-9 arası veya 5-9 arası sayılar için kullanılır. (müfredat: بضع)
Bizansın zaferi, aynen ayetin belirttiği süre içinde olmuştur. Tarihsel bir kur'an mucizesidir.

6- [İnançlılara vaat ettiği] Allah'ın tam bir vaadi'dir [verdiği sözdür]. Allah, kendi vaad'ine[verdiği söze] aykırı davranmaz; fakat insanların çoğunluğu bilmiyor.

7- [o insanlar] ahiretten [son'dan] bihaber iken dünya [ilk] hayatından görünen [kısmı] bilirler.

8- Kendi benliklerinde hiç düşünmediler mi? Allah; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri(içindekileri) ancak Hak [gerekli] yere ve isimlendirilmiş [belirlenmiş] bir süre sonu için yarattı. Gerçekten, insanlardan çoğunluğu RAB'lerinin karşılaşmasına karşı mutlaka kafirdir [gerçeği örter].

9- Yerde [dünyada] gezip kendilerinden öncekilerin sonucunun nasıl olduğuna bakıp düşünmezler mi? Onlar, kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydü. Yeri [toprağı] sürmüşlerdi, kendilerinin onu [yeri] onarmasından daha çok onlar onu [toprağı] onarmışlardı ve Elçileri kendilerine apaçık kanıtlar getirmişti. Allah kendilerine zulüm edecek değildi; fakat, onlar kendi canlarına zulüm etmekteydi.

10- Sonra, çirkinlik [kötülük] etmiş olanların sonucu, Allah'ın ayetlerini [mucizelerini] yalanlamaları [sebebiyle] çok çirkin [kötü] oldu. Onlar, onları [ayetleri] maskara yapmaya çalışıyorlardı.

11- Allah, yaratmayı başlatıyor, sonra onu tekrar başa döndürüyor sonra sadece ona geri döndürülürsünüz.

12- Saat'in (kıyametin) ayağa kalkacağı (gerçekleşmeye başlayacağı) gün, suçlular çaresiz kalırlar.

13- Kendilerinin ortaklarından, kendileri için şefaatçi'ler hiç olmayacak. Ortaklarına karşı Kafir [görmezden gelenler] oldular.

14- Saat'in (kıyametin) ayağa kalkacağı (gerçekleşmeye başlayacağı) gün, [yani] o gün, ayrılmaya başlarlar.

15- Artık, inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara gelince: onlar, bir sazlık¹ içinde neşelendirilir.

¹: (müfredat : روض)

16- Gerçeği örtmüş, ayetlerimizi [mucizelerimizi] ve ahiretin karşılaşmasını yalanlamış olanlara gelince: işte onlar azabın içinde hazır edilmiştir.

17- Artık, akşamladığınız zaman da sabahladığınız zaman da Allah münezzehtir.

18- Göklerde ve yerde (her yerde); geceleyin ve öğlene girdiğiniz vakit (her zaman) övgü, sadece onundur.

19- Diriyi, ölüden çıkarıyor¹; ölüyü diriden çıkarıyor; ölümünün² ardından Yere [dünyaya] hayat veriyor. İşte bunun gibi çıkarılıyorsunuz.

¹: Abiyogenezin yani cansız maddeden canlılığın oluştuğunu savunan teorinin mümkün olduğunu belirten bir ayettir.

²: Dünya ilk başta bir ateş kütlesi halinde olduğu için yaşama elverişli bir halde değildi, yani ölü bir haldeydi. Üzerinde bulunan su da canlılığı oluşturmaya yeterli değildi. Bundan dolayı suyun gökten (uzaydan) geldiğine dair bir teori mevcuttur. (bilgilerin doğruluğu şu kaynaklardan teyit edilebilir: Dr. Melik kara, yerkürenin ve atmosferin oluşumu, BBC- dergi okyanuslar nasıl oluştu?) ayetin kasıt ettiği olay bu olabilir.

20- Sizi topraktan [bir kısmı ile]¹ yaratmış olması, kendisinin ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Sonra bakarsınız ki, birer beşer olarak [işinize] dağılıyorsunuz.

¹: "Min=من" harfi cerr'i kısımlama [te'biz] amaçlıdır. İnsan, toprağın tamamıyla değil; bir kısmıyla yaratılmıştır. İnsanda ve toprakta bulunan pek çok element ortaktır. Örneğin insanın %60'ı sudur, %3'ü azottur, Azot toprakta da mevcuttur. Haricen, oksijen, fosfor, hidrojen, kalsiyum da insanda ve toprakta ortak olarak mevcuttur. (TÜBİTAK: elementlerin doğadaki dönüşümü, kimyaca. Com: insan vücudundaki elementler, gencziraat. Com: toprak kimyası)


21- Kendilerine ısınmanız [huzur bulmanız] için size kendi canınızdan eşler yaratmış olması; aranızda bir aşk ve bir merhamet var etmesi kendisinin ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Gerçek şu ki, kavramaya çalışan bir millet için işte bunlarda mutlaka ayetler [işaretler] vardır.

22- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] yaratılışı; dillerinizin ve renklerinizin [çeşitliliğinizin]¹ ayrılığı-farklılığı, kendisinin ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Gerçek şu ki, alemler [varlıklar] için işte bunlarda mutlaka ayetler [işaretler] vardır.

¹: "elvan=الوان" kelimesi bildiğimiz "renkler" anlamındadır. Ancak, bazen bu kelimeyle çeşitlilik de belirtilir. Mesela "Yemek(türün)den şu kadar renkler/çeşitler aldı" [تناول كذا الوانا من الطعام] (müfredat:لون) denilir. "renkler" burada "çeşitler" anlamındadır.

23- Gecede ve gündüzde uykunuz; onun ikramından aramanız kendisinin ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Gerçekten, işte bunlarda işiten bir millet için mutlaka ayetler [işaretler] vardır.

24- kendisinin ayetlerinden [mucizelerinden] olarak, size bir korku ve bir beklenti olması için yıldırımı gösteriyor; Suyu, gökten kısım kısım indiriyor, ardından onunla [o suyla] ölümünün ardından yere [dünyaya] hayat veriyor.  Gerçekten, bunlarda, akıl eden bir millet için mutlaka ayetler [işaretler] vardır.

25- Göğün ve yerin (evrenin) onun emriyle ayakta kalması, onun ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Sonra, yerden bir davet olarak sizi çağırdığı zaman, bir bakarsınız ki siz çıkıyorsunuz.

26- Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunan kimseler, sadece onundur. Her biri, ona boyun eğicidir.

27- Yaratmayı başlatan sonra onu tekrar başa döndüren O'dur . Hâlbuki o, ona göre çok basittir. Göklerde ve yerde [tüm evrende] en üstün misal sadece onundur. O devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

28- [Allah] Size kendi benliklerinizden bir örnek verdi: gücünüzün sahip oldukları[kişiler arasın]dan, hiç sizi rızıklandırdığımız [şeyler] konusunda size ortaklardan [olanları] var mıdır? Siz, tıpkı kendi benliğinizden-birbirinizden korktuğunuz gibi onlardan da korkarak eşit [olur] musunuz? İşte, akıl eden bir millet için ayetleri bunun gibi halden hale çevirip açıklıyoruz.

29- Hayır! Zulüm etmiş olanlar bilgisizce kendi keyiflerine uydular. Artık, Allah'ın yolu kaybettirdiği kimseye kim yol gösterir? Onlar için, yardımcılardan [kimse] yoktur.

30-32- O halde, Hanif [doğruya eğilmiş] olarak yüzünü [kendini] din için ayakta tut. Ona samimi bir şekilde yönelenler¹ olarak, Allah'ın insanları kendisine [fıtratına] göre başlattığı fıtratına [bağlı olun]². Allah'ın yaratmasına hiçbir değiştirme yoktur. Ona (karşı gelmekten) sakının, yönelişi (namazı) ayakta tutun. İşte bu, ayakta olan [geçerli olan] dindir, fakat insanların çoğu bilmiyor.³ Müşriklerden [Allah'a ortak kabul edenlerden] yani⁴ dinlerini gruplaştırmış ve birer bölük olmuş [kimselerden] olmayın! Her bir taraftar kendi tarafında bulunanlara seviniyor.

¹: "muniybiyne=منيين" kelimesi, 30. Ayetteki gizli olan (الزمو) emrinin zamirinden haldir. 31. Ayetteki ifadeler bu gizli emire atıftır. (zamahşeri:keşşaf, beydavi)

²: "fıtratE=فطرتَ" kelimesi gizli bir "bağlı olun" [اتبعوا] emri sebebiyle mensuptur. (kurtubi)

³: insan, kendi var oluşunu, yaşadığı hayatı, dünyada gerçekleşen olayları, kısacası her şeyi düşündüğü zaman fıtratı gereğince yaratıcının varlığını, yaratıcının bir amaç (din) için yarattığını anlamaktadır. İnsanın "neden" ve "niçin" sorularını sorması, kaçınılmaz olarak kendisini bu noktaya getirir. Bu durum, ayette yazdığı üzere, Allah'ın insanları aynı fıtrat üzerine yarattığını ispat etmektedir. Maalesef "...insanların çoğunluğu" sorgulamaktan kaçtığı için "bilmiyor".

⁴: 32. Ayetteki "...kimselerden" [من الذين...] ifadesi, "ortak yapanlardan (müşriklerden)" [من المشركين] ifadesinden bedeldir. (zamahşeri:keşşaf, beydavi)

33-34- İnsanlara bir sıkıntı temas ettiği zaman, RAB'lerine -ona samimi yönelenler olarak- dua ederler. Sonra, [RAB'leri] kendisinden bir rahmeti onlara tattırdığında, bir bakarsın ki onlardan olan bir grup, kendilerine verdiğimiz [şeylere] nankörlük etmek için RAB'lerine şirk koşuyorlar. Siz, geçinmeye devam edin¹, yakında bileceksiniz!

¹: Bu ifade emir değil, tehdittir.
İnsanlardan nankörlük edenleri üçüncü şahısta anlatırken bir anda ikinci şahısa [yani muhatap konumuna] çekmesi iltifat sanatıyla alakalıdır.

35- Yoksa onlara bir yetki-delil indirdik de o [delil] onların ona [Allah'a] ortak kabul etmelerini mi konuşuyor?

¹: "bir delil sahibi" [ذو سلطانا] yani "melek" manasında olması da mümkündür. (zamahşeri:keşşaf)

36- İnsan[lar'a]¹ bir rahmeti tattırdığımız zaman, onunla seviniyor. Eğer, elleriyle önden hazırladıkları sebebiyle kendilerine bir çirkinlik [kötülük] isabet ederse, bir bakarsın ki umutlarını kaybederler.

¹: istiğrak yoluyla "insanlar" anlamındadır. Devamında "onlar" [هم] denilmesi de bunu destekler.

37- Allah'ın, tercih ettiği kimseye, rızkı açtığını [artırdığını] ve belirlediğini [ölçülediğini] hiç görmediler mi? Gerçekten, bunlarda inanan bir millet için mutlaka ayetler [işaretler] vardır.

38- O halde, yakınlık sahibine, yoksula ve yolcuya kendisinin hakkını ver! İşte bu, Allah'ın yüzünü [kendisini] isteyenler için daha iyidir (hayırlıdır). İşte onlar, başarılı olanların ta kendileridir.

39- İnsanların malların[ın arasın]da artıp yükselmesi için faiz'den verdiğiniz [şeyler], Allah'ın katında artıp yükselmez. Allah'ın yüzünü [kendisini] isteyerek zekattan verdiğiniz [şeylere gelince ise] işte onlar[o zekatı verenler] kat kat arttıranların ta kendileridir.

40- Sizi yaratmış, sonra sizi rızıklandırmış olan Allah'tır. Sonra sizi öldürüyor, sonra size hayat veriyor. Ortaklarınızdan, bunlardan herhangi bir şeyi yapan kimse var mı? O [Allah] münezzehtir ve onların ortak yaptıkları [şeylerden] yücedir.

41- İnsanların ellerinin elde ettikleri [şeyler] sebebiyle, karada ve denizde (dünyada) bozulma¹ açığa çıktı. Sonucunda² [Allah] onların bulunmuş olduğu eylemlerinin bir kısmını onlara tattırıyor. Onların geri dönmeleri beklenir.

¹: "fesat=فساد" her türlü bozulmayı kapsar. Ahlaki bozukluk, hastalık, kıtlık, savaş... İyice düşünüldüğü zaman, dünyadaki tüm kötülüğün kaynağının insan olduğu görülüyor.

²: Buradaki "lam=ل" harfi, sonuç bildirir [yani lam-ul akıbettir]. Sebep bildirdiği de [yani lam-ul key olduğu da] söylenmiştir. (Beydavi) ancak, sonuç bildirmesi, kur'an bütünlüğü açısından daha doğrudur. Çeviri buna göre yapıldı.

42- "Yerde [yeryüzünde] gezin de önceden yalanlamış olanların sonucunun nasıl olduğuna bakıp düşünün. Onların çoğunluğu müşrikti [Allah'a ortak kabul edendu]." de.

43- O halde, kendisi için Allah'tan geri çevrilme olmayan bir günün gelmesinden önce yüzünü [kendini] ayakta [geçerli] olan din için ayakta tut. O gün, bölük bölük olurlar.

44- Kimler küfr ederse [gerçeği örterse], küfürleri [gerçeği örtmeleri] kendilerinin aleyhinedir; kimler düzgün-iyi eylemde bulunursa [bilsinler ki] sadece kendi canlarının lehine hazırlık yapıyorlar.

45- [Allah'ın] inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş kimselere kendi ikramından karşılıklarını vermesi için [böyledir]. Gerçekten o, kafirleri [gerçeği örtenleri-nankörlük edenleri] sevmiyor.

46- Rüzgarları, müjdeciler olarak göndermesi onun ayetlerinden[mucizelerinden]'dir. Size kendi rahmetinden tattırması, kendi emriyle gemilerin akıp gitmesi ve onun ikramından aramanız için [onları gönderir]. Şükretmeniz beklenir.

47- Elbetteki, senden önce de kendi milletlerine Elçiler göndermiştik, ardından onlara apaçık kanıtlar getirdiler. Derken, suç işlemiş olanlardan intikam aldık. İnançlıların yardımı, üzerimize [düşen] bir hak oldu.

48- Rüzgarı gönderip, bulutu toz edip kaldıran, ardından onu [bulutu] gökte nasıl tercih ediyorsa öyle açan [yayan], ardından onu [bulutu] yumuşak parçalar haline getiren Allah'tır. Ardından, yağmur taneciklerini, onun boşluğundan çıkarken görürsün. Ardından, kullarından tercih ettiği kimseye onu [yağmur taneciğini] isabet ettirdiği zaman, bir bakarsın ki hemen müjdelenirler.

49- Halbuki, onlar onun kendilerine kısım kısım İndirilmesinden önce (evet!)¹ ondan önce kesinlikle umut kesenlerdi.

¹: "kabli=قبل" ifadelerinin tekrar edilmesi tevkit içindir. (zamahşeri:keşşaf)

50- Artık, Allah'ın rahmetinin eserlerine bakıp araştır! Ölümünün ardından yere [dünyaya] nasıl hayat veriyor? Kesinlikle o, her şeye imkanı olan iken ölülere mutlaka hayat vericidir.

51- Şayet bir rüzgar göndersek, onlar da onu (ekinleri) sararmış halde görseler, ondan sonra mutlaka nankörlük eder bir hale gelirler.

52- O halde, gerçekten sen ölülere işittiremezsin, arkalarını dönerek yüz çevirdikleri zaman sağırlara duayı işittiremezsin.

53- Halbuki, sen ölülerin, kendi kayboluşları konusunda rehberleri değilsin. Ancak ayetlerimize [kanıtlarımıza] inanan kimselere işittirirsin. Artık onlar, müslümanlardır [Allah'a teslim olanlardır.]

54- Sizi bir zayıflıktan yaratan, Allah'tır. Sonra, bir zayıflığın ardından bir kuvvet meydana getirdi. Sonra, bir kuvvetin ardından bir zayıflık ve bir saç ağarması[yaşlılık] meydana getirdi. Tercih ettiği ne ise onu yaratıyor. O devamlı bilendir, imkanı olandır.

55- Saat'in (kıyametin) ayağa kalktığı [gerçekleştiği] gün, suçlular (ilk hayatlarında) herhangi bir saat dışında [fazla bir süre] kalmadıklarına yemin ederler. İşte, [gerçeklerden yalanlara] bunun gibi ters çevrilmektelerdi.

56- Kendilerine bilgi ve inanç verilmiş olanlar "Doğrusu: siz, yeniden dirilişe kadar, Allah'ın kitabında [yazısında] kalmıştınız. Artık bu, yeniden diriliş günüdür; fakat siz bilmemekteydiniz." dediler.

57- Artık, o gün, zulüm etmiş kimselere, hoşnut etmeleri kendilerinden istenmez bir haldeyken, özürleri fayda vermez.

58- Doğrusu: bu kur'an'da, her bir misalden [bir kısmını] insanlar için örneklendirmiştik. Gerçekten, onlara herhangi bir ayet [mucize] getirsen, gerçeği örtmüş olanlar mutlaka "Siz, ancak [gerçeği] iptal edenlersiniz!" diyecekler.

59- Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte bunun gibi damgalar.

60- O halde sabır et, kesinlikle Allah'ın verdiği söz bir haktır. Yakinen-kesin olarak inanmayan kimseler, sakın seni hafif düşürmesin [canını sıkmasın]!

7 Ekim 2019 Pazartesi

29- Ankebut suresi (Hubeyb öndeş meali)

Ankebut suresi

1- Elif, lam, Mim.

2- İnsanlar, kendileri fitnelenmiyor [sınanmıyor] bir halde "inandık!" demekle bırakılacaklarını mı sandılar?

3- Elbetteki, onlardan öncekileri de fitnelemiştik [sınamıştık]. Şu halde, Allah, sabır eden kimseleri mutlaka ama mutlaka bilir. Yalancıları da mutlaka ama mutlaka bilir.

4- Yoksa, kötü eylemlerde bulunan kimseler, bizi geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hüküm ediyorlar!

5- Kim, Allah'ın karşılaşmasını (hesap gününü) beklemekte idiyse, [bilsin ki] kesinlikle Allah'ın [belirlediği] süre sonu mutlaka gelicidir. O devamlı işitendir, devamlı bilendir.

6- Kim, Cihad [çaba sarf] ederse, [bilsin ki] sadece kendi canı için Cihad [çaba sarf] ediyor. Kesinlikle Allah, alemlerden [varlıklardan] mutlaka zengindir.

7- İnanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara [gelince] onların çirkinliklerini [kötülüklerini] tamamen örtüp kaybedeceğiz. Bulunmakta oldukları eylemlerin en güzeli olarak kendilerine karşılık vereceğiz.

8- İnsana, anne-babasına en güzeli [yapmasını]¹ tavsiye ettik. Eğer, kendisi hakkında sana ait herhangi bir bilgi olmayan [şeyi] bana ortak yapman (şirk) için seninle Cihad ederlerse [mücadele ederlerse], o ikisine [anne-babana] gönülden itaat etme. Dönüşünüz sadece banadır. Ardından, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi size haber veririm.

¹: bu ifadenin anlamı, mealde yazıldığı şekildedir. [yani : ان يفعل حسنا takdirindedir] (kurtubi)

9- İnanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanları (evet!) onları düzgün-iyi kişilerin içine [arasına] mutlaka ama mutlaka girdireceğiz.

10- İnsanlardan [bir kısım]¹ kimse[ler] vardır ki, "Allah'a inandık!" derler. Ardından, Allah hakkında [yolunda] eziyete uğradığı zaman, insanların fitnesini [işkencesini], Allah'ın azabı gibi sayar. RAB'binden bir yardım gelse, mutlaka "Gerçekten biz, sizinle beraberdik" derler. Alemlerin [varlıkların] göğüslerinde bulunanları en iyi bilen, Allah değil midir?

¹: "min=من" harfi kısımlama [te'biz] amaçlıdır.

11- Allah, inanmış olanları mutlaka ama mutlaka bilir. Münafıkları [ikiyüzlüleri] de mutlaka ama mutlaka bilir.

12- Gerçeği örtmüş olanlar, inanmış olanlara "Yolumuza uyun ve sizin hatalarınızı[n sorumluluğunu] biz taşıyalım!" dediler. Hâlbuki onlar [kafirler], onların [inanmış kimselerin] hatalarından hiçbir şeyi taşıyıcı değildir. Kesinlikle onlar, mutlaka yalancıdır.

13- Onlar kendi ağırlıklarını ve kendi ağırlıklarıyla birlikte bir takım ağırlıkları¹ mutlaka ama mutlaka taşırlar. Kıyamet gününde, uydurmakta oldukları [şeylerden] mutlaka sorgulanacaklar.

¹: Nahl 25. Ayet.

14- Elbetteki, Nuh'u kendi milletine göndermiştik. Ardından, onların içinde, elli yıl hariç, bin sene¹ kaldı. Ardından, onlar zalimler iken, tufan kendilerini yakaladı.

¹: "yıl" [عاماً] ve "sene" [سنة] arasında bir fark vardır. "yıl" verimli bir yıl için kullanılır; "sene" ise sıkıntılı ve verimsiz bir yıl için kullanılır. (müfredat : عوم)
"bin"[الف] sayısının çokluk manasında kullanıldığı da söylenmiştir. (zad'ul mesir) buradan hareketle, ayete "çok uzun yıllar, halkının arasında verimsiz bir zaman yaşadı. Ancak elli yıl verimli geçti" anlamını vermek mümkün görünmektedir. (kesin değildir).
insan ömrünün 950 yıl olmayacağını düşünenler, bu anlamı vererek Nuh peygamberin 950 yıl yaşamadığını söylemiştir. Fakat Nuh peygamberin 950 yıl yaşaması mümkündür. Çünkü insanın yaşlanması entropi (termodinamik 2) yasasına bağlıdır. Eğer bu yasanın hızı yavaşlarsa, insanın ömrü 950 yıldan daha fazla bile olabilir. Sonuçta evrenin kurallarını yaratan bir yaratıcının bu mucizeleri gerçekleştirmesi imkansız değildir.

15- Ardından onu [Nuh'u] ve geminin dostlarını (ashabını) kurtardık. Onu [Nuh'un gemisini] alemler için bir ayet [kanıt] yaptık.

16-18- İbrahim'i de [göndermiştik]¹. Hani milletine "Allah'a kulluk edin ve  ona (karşı gelmekten) sakının. Eğer, bilmekteyseniz, bu sizin için daha iyidir (hayırlıdır). Siz, sadece Allah'tan beride bir takım putlara kulluk ediyorsunuz ve bir uydurma (ifk) yaratıyorsunuz. Gerçek şu ki, Allah'tan beride kendilerine kulluk ettikleriniz sizin için herhangi bir rızka sahip değildir. Rızkı, Allah'ın katında arayın. Ona kulluk edin ve ona şükredin. Sadece ona geri döndürülürsünüz. Eğer, yalanlıyorsanız, [bilin ki] sizden önceki topluluklar da yalanlamıştı. Elçiye, ancak apaçık bir duyuru yapmak düşer." demişti.

¹: 14. Ayetteki "göndermiştik" [ولقد أرسلنا] ifadesine bağlıdır.

19- Allah'ın yaratılışı nasıl başlattığını sonra onu [yaratılışı] nasıl iade etiiğini hiç görmediler mi? Gerçekten bu, Allah'a göre çok kolaydır.

20- "Yerde [dünyada] gezip dolaşın, ardından [Allah'ın] yaratmayı nasıl başlattığını bakıp araştırın.¹ Dahası Allah, ahiretin [sonun] inşaatını inşaa eder. Gerçekten Allah, her şeye imkanı olandır." de.

¹: "nazar=نظر" kelimesi görmek, düşünmek, araştırmak, sorgulamak manasında kullanılır. (müfredat: نظر)

21- Tercih ettiği kimseye azap¹ ediyor; tercih ettiği kimseye merhamet ediyor. Sadece ona döndürülürsünüz.

¹: Allah'ın tercihi, keyfi değil; insanın eylemine göredir.
saff 5. Ayette "onlar eğrilince, Allah kalplerini eğdi" burada açıkça Allah'ın eyleminin insanların eylemine göre gerçekleştiği görünüyor.
Rad 27 "kesinlikle Allah, tercih ettiğini azap ediyor ve kendisine [samimi bir şekilde] yönelen kimseye hidayet ediyor [doğru yola iletiyor]"
Demekki Allah'ın tercihi, insanların iyi-kötü eylemlerine göre olmaktadır.

"azap eder" ifadesinin "şiddetle ve darlıkla imtihan eder" anlamında; "merhamet eder" ifadesinin ise "genişlik ve bollukla/refahla imtihan eder" anlamında olması da mümkündür. (Maturudi)

22- Siz, Yerde ve gökte [tüm evrende] aciz bırakıcılar değilsiniz. Sizin için, Allah'tan beride, hiçbir veli ve hiçbir devamlı yardımcı yoktur.

23- Allah'ın ayetlerinin [mucizelerinin] ve onun karşılaşmasını[n hak olduğu gerçeğini] örtüp göz ardı etmiş olanlara [gelince] işte onlar, rahmetimden umut kesti. İşte onlara (evet!) onlara can yakıcı bir azap vardır.

24- [İbrahim'in] milletinin cevabı ancak "onu öldürün veya onu yakın" demek olmuştu. Derken, Allah onu [İbrahim'i] ateşten kurtardı. Kesinlikle bunda, inanan bir millet için mutlaka ayetler [kanıtlar] vardır.

25- [İbrahim] "Siz, sadece dünya hayatında aramızdaki bir sevgi için, Allah'tan beride bir takım putlar edindiniz. Dahası, kıyamet gününde birbirinizi göz ardı edersiniz ve birbirinizi lanetlersiniz[rahmetten kovarsınız]! Barınma yeriniz ateştir, devamlı yardımcılardan sizin için hiçbir [kimse] yoktur." dedi.

26- Ardından Lut, ona inandı, "Gerçekten ben, RAB'bim[in emrin]e¹ göç edeceğim. Gerçekten o, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir." dedi.

¹: Cümle "ila emri rabbi=إلى أمر ربى" takdirindedir. [muzafun ileyh olan (أمر) hazf edilmiştir].

27- Ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık. Onun soyunun içine, peygamberliği ve kitabı yerleştirdik. Dünyada [ilk'te] ona, kendisinin ödülünü-ücretini verdik. Gerçekten o, ahirette [son'da] mutlaka düzgün-iyi kişilerdendir.

28-29- Lut'u da... Hani milletine "kesinlikle siz, alemlerden hiçbir kimsenin kendisinde (o işi yapmakta) sizi geçmediği¹ (o) çirkin eyleme gerçekten geliyorsunuz. Siz gerçekten de erkeklere geliyor, yolu kesiyor ve meclislerinizde tanınmayanı [kötülüğü] mü meydana getiriyorsunuz?" dedi. Ardından, milletinin cevabı ancak "Eğer dürüstlerden idiysen, Allah'ın azabını bize getir!" demek oldu.

¹: ayetteki (سبق) fiili, "her hangi bir şeyde öne geçmek" manasındadır (lisanul Arab & müfredat : سبق)
Bazıları "daha önceden eş cinsellik yapanlar vardır" diyerek kur'an'ın hata yaptığını iddia etmektedir. Ancak dikkat edilirse kur'an "alemlerden hiç birinin yapmadığı" değil; "alemlerden hiç birinin sizi geçmediği" demektedir.

 Gerek hayvanlar aleminde olsun, gerekse daha önceki insanlarda olsun, aralarında eş cinsellik yapanlar olsa bile kur'an'ın ifadesi bunun yapılmadığı yönünde değil; yapanların hiçbirinin Lut halkı kadar aşırıya gitmeyi başaramamış olduğu yönündedir.

30- [Lut] "RAB'bim! (bu) bozguncular milletine karşı bana yardım et." dedi.

31- Elçilerimiz, İbrahim'e müjdeyle gelince "Gerçekten biz, bu kentin halkını helak edicileriz. Gerçekten, onun halkı zalim oldu." dediler.

32- [İbrahim] "Gerçekten onun [kentin] içinde Lut var" dedi. [Elçilerimiz] "Onun [kentin] içinde bulunan kimseyi biz daha iyi biliriz. Onu ve ailesini mutlaka ama mutlaka kurtaracağız. Ancak, (azapta) kalanlardan olmuş hanımı hariç [onu kurtarmayacağız]. " dediler.

33-34- Elçilerimizi Lut'a geldiğinde [Lut] onlar sebebiyle fenalaştı ve onlar sebebiyle çaresizliğe¹ kapıldı. [Elçilerimiz] "Korkma ve üzülme! Gerçekten biz, seni ve aileni mutlaka ama mutlaka kurtaracağız. Ancak, (azapta) kalanlardan olmuş hanımın hariç [onu kurtarmayacağız]. Gerçekten biz, hadlerini aşmakta olmaları sebebiyle, bu kentin halkının üzerine gökten bir sarsıntı indireceğiz." dediler.

¹: "sıkıntıya düştü, çaresizliğe kapıldı, gücü yetmedi" manasında bir ifadedir. (müfredat : ذرع zad'ul mesir: Hud 77)

35- Akıl eden bir millet için, elbetteki ondan [o kentten] apaçık bir ayet [kanıt] bırakmıştık.

36- Medyen[milletine] de kardeşleri Şuayb'ı [gönderdik]. Ardından "Ey milletim! Allah'a kulluk edin, ahiret [son] gününü umun¹ ve yerde [dünyada] kargaşa çıkarmayın." dedi.

¹: "Ahiret [son] gününden korkun" anlamında da olabilir. (Beydavi, müfredat : رجا)

37- Ardından [milleti] onu yalanladı, böylece şiddetli sarsıntı onları yakaladı da kendi bölgelerinde çökmüş bir halde sabahladılar.

38- Ad [milletini] ve Semud [milletini] de [helak ettik].¹ Onların yurtlarından, [kendilerinin durumu] size belli olmuştur. Şeytan, onların eylemlerini kendileri için süsledi. Böylece, onları (o) yoldan çevirdi. Hâlbuki onlar, görmeyi isteyenlerdi.

¹: "Ad" ve "semud" isimleri, gizli bir "Helak ettik" [أهلكنا] fiili ile nesne konumundadır. (Müşkül i'rab-ul kur'an) bu isimlerin "An! Hatırla!" [أذكر] emri ile nesne konumunda olması da mümkündür. (beydavi)

39- Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da [helak ettik]. Elbetteki, Musa onlara açık kanıtlarla gelmişti. Ardından, onlar yerde [bölgede] büyüklük tasladılar. Hâlbuki, öne geçici değillerdi.

40- Böylece, her birini cezayı gerektiren suçları sebebiyle yakaladık. Artık, onlardan [bazı] kimselerin üzerine taş fırlatan¹ fırtına gönderdik; onlardan [bazı] kimseleri (o) çığlık yakaladı; onlardan [bazı] kimseleri, yer[in içine] geçirdik; onlardan [bazı] kimseleri batırdık/boğduk. Allah, onlara zulüm edecek değildi; fakat, onlar kendi canlarına zulüm etmekteydi.

¹: (Halil bin Ahmet: kitabu-l ayn: حصب maddesi & Fahreddin Razi Kamer 34)

41- Allah'tan beride veliler edinmiş olanların örneği, bir ev edinmiş örümceğin örneği gibidir. Gerçekten, evlerin en çürüğü, kesinlikle örümceğin evidir¹. Biliyor olsalardı...

¹: "ipi" demek yerine "Evi" demesi önemli bir inceliktir. Çünkü örümceğin ipi, çelikten bile daha kuvvetlidir. Ancak kur'an, örümceğin ipine değil; evine dikkat çekmektedir. Eğer ayette örümceğin ipi için "çürük" denilmiş olsaydı bu bilimsel bir hata olurdu. 14 Asır önceki bir insan, örümceğin ipi ve evi arasındaki farka dikkat edemezdi.

42- Gerçekten Allah, kendisinden başka herhangi bir şeyden neye dua ettiklerini biliyor. O devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

43- İşte bu, kendisini insanlar için örneklendirdiğimiz  misallerdir. Onları [örnekleri] ancak bilenler akıl ediyor.

44- Allah; gökleri ve yeri (evreni) Hak ile [gereğince] yarattı. Gerçekten, bunda inançlılar için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

45- Kitaptan sana vahiy edileni okuyup teşvik et ve yönelişi (namazı) ayakta tut (devam ettir). Gerçekten; yöneliş (namaz) çirkin eylemlerden ve tanınmayandan[kötülükten] engeller. Allah, tasarlamakta olduğunuz [şeyleri] bilirken, kesinlikle Allah'ın hatırlatması (zikri) daha büyüktür.

46- Kitap halkıyla ancak en güzeliyle mücadele edin-tartışın. Ancak, onlardan zulüm-haksızlık edenleri (savaş açanları) hariç¹, "Bize indirilene ve size indirilene inandık. Biz, ona teslim olanlar (müslümanlar) iken, Tanrımız ve Tanrınız tektir." deyin.

¹: Zulüm edenlerden kasıt, savaş açanlarıdır. (Mücahid, kurtubi) bakara 190-194 ayetlerinde savaş açanlara karşı savaş emri verildiğine, hac 39-40 ayetlerinde, kendilerine zulüm edilen kişilere savaş izni verildiğine göre, kitap halkından savaş açanlar "Zulüm edenler" kategorisine girmektedir.

47- İşte bunun gibi, kitabı sana indirdik. Artık, kendilerine kitabı verdiklerimiz ona inanırlar. Bunlardan, ona [kitaba] inanan kimseler vardır. Ayetlerimizi, ancak kâfirler [gerçeği örtenler] bile bile reddeder.

48- Sen, ondan önce herhangi bir kitaptan [bir şey] okuyup teşvik etmekte değildin ve onu sağ elinle yazıp çizmekte değildin. [Öyle olsaydı] o zaman, [Hakkı] iptal edenler süphelenirdi.

49- Aksine o, kendilerine bilgi verilmiş olanların göğüslerindeki apaçık ayetler'dir [mucizelerdir]. Ayetlerimizi, ancak zalimler bile bile reddeder.

50- "Ona RAB'binden (farklı)¹ayetlerin [mucizeler] indirilmesi gerekmez miydi?" dediler. "Ayetler [mucizeler]sadece Allah'ın katındadır ve ben sadece apaçık bir uyarıcıyım." de.

¹: Rad 7. Ayetin dipnotuna bakınız.

51- Kendilerine okunup teşvik edilen kitabı sana indirmemiz onlara hiç yetmedi¹ mi? Gerçekten, bunda mutlaka bir rahmet ve inanan bir millet için mutlaka hatırlatma (zikir) vardır.

¹: "Kendilerine gayb haberlerini veren bu kitabı senin gibi birine indirmemiz onlara kanıt olarak yetmedi mi?" anlamındadır. Bizim açımızdan ise "Bugün keşfedilen bilimsel ve tarihsel gerçekleri asırlar önce yaşamış birine vahiy etmemiz, o kişinin peygamber olduğuna dair kanıt olarak yetmedi mi?" anlamındadır.

52- "Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunanları devamlı bilen bir şahit olarak, benimle sizin aranızda Allah yetti." de. Yalana inanmış ve Allah'ı göz ardı etmiş olanlar (evet!) işte onlar kaybedenlerin ta kendileridir.

53- Azabı senden aceleyle istiyorlar. İsimlendirilmiş bir süre sonu olmasaydı, azap kendilerine mutlaka gelmişti! [Azap] onlar farkında değilken, aniden kendilerine mutlaka gelecektir.

54- Gerçekten cehennem, kâfirleri [gerçeği örtenleri] mutlaka bir kuşatıcı olduğu halde, onlar azabı senden aceleyle istiyorlar.

55- Onların tepelerinden ve ayaklarının altından azabın onları bürüyeceği günü [an]! "Bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi tadın!" der.

56- Ey inanmış kullarım! Kesinlikle benim yerim [dünyam] geniştir. O halde, sadece bana kulluk edin.

57- Her can, ölümü tadıcıdır. Aynı zamanda sadece bize geri döndürülürsünüz.

58- inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş olanlara [gelince] onları, içinde kalıcı oldukları, alt taraflarından ırmaklar akan, cennetten bir takım yüksek konumlara mutlaka yerleştireceğiz. (o) çalışanların ödülü-ücreti ne güzeldir!

59- [Onlar] sabır etmiş olanlardır. Sadece RAB'lerine güvenip dayanırlar (tevekkül ederler).

60- Kımıldananlardan öyleleri vardır ki, kendi rızkını taşımaz; Allah devamlı işiten, devamlı bilen olarak onları ve sizi rızıklandırır.

61- Doğrusu, onlara "Gökleri ve yeri yaratmış olan; güneşi ve Ay'ı [var oluş amaçlarına] yönlendirmiş olan kimdir?" [diye] sorsan, mutlaka "Allah'tır" diyecekler. O halde, nasıl oluyor da [inançtan, küfre] ters döndürülüyorsunuz?

62- Allah, kullarından tercih ettiği kimse için rızkı açar [arttırır] ve onun için [tercih ettiği kimse için] belirler (ölçüler). Gerçekten Allah, her şeyi bir devamlı bilendir.

63- Doğrusu, onlara "Gökten suyu kısım kısım indiren, ardından onun [o suyla] yeri [dünyayı] onun [dünyanın] ölümünden sonra dirilten kimdir?" [diye] sorsan, mutlaka "Allah'tır" diyecekler. "Övgü Allah'ındır." de. Aksine, onların çoğunluğu akıl etmiyor.

64- Bu dünya [ilk] hayatı, ancak bir oyalanma ve bir oyundur. Ahiret [son] yurduna [gelince] hayatın ta kendisi O'dur. Şayet biliyor olsalardı...

65-66- Gemiye bindikleri zaman, dini (kulluğu) ona [Allah'a] adayanlar olarak Allah'a dua ediyorlar. Ardından, onları karaya doğru [çıkarıp] kurtardığı zaman, bir bakarsın ki onlar kendilerine verdiğimiz [şeylere] nankörlük etmek için ve geçinmek-faydalanmak için şirk koşuyorlar [Allah'a ortak kabul ediyorlar]. Yakında bilecekler.

67- Onlar, emin [güvenli] bir kutsal yaptığımızı hiç görmediler mi? Kendilerinin çevresinden [bazı yerlerde] insanlar kapılıp kaçırılıyor. Artık, sadece yalana mı inanıyorlar? Sadece Allah'ın nimetine mi nankörlük (küfr) ediyorlar?

68- Allah'ın üzerinden bir yalanı uydurmuş veya gerçeği, o kendisine geldiğinde yalanlamış kimseden daha zalim kimdir? Cehennemde Kafirler [gerçeği örtenler] için bir durak yok mudur?

69- Bizim uğrumuzda (yolumuzda) Cihad [çaba sarf] etmiş olanlara [gelince] onları, mutlaka kendi yollarımıza yumuşakça iletiyoruz. Gerçekten Allah, güzellik [iyilik] edenlerle mutlaka beraberdir.

4 Ekim 2019 Cuma

28- Kasas suresi (Hubeyb öndeş meali)

Kasas suresi

1- Ta, Sin, Mim.

2- İşte bu, apaçık kitabın ayetleri'dir.

3- Musa'nın ve Firavun'un haberinden [bir kısmını] inanan bir millet için Hak ile [gereğince] sana okuyup teşvik ediyoruz.

4- Gerçek şu ki, Firavun yerde [bölgede] ululandı. Kendilerinden oğullarını boğazlamakta, kadınlarını hayatta bırakmakta olduğu bir takımı zayıf bırakmayı isterken [o bölgenin] ailesini/halkını birer taraftar haline getirdi. Gerçekten o, bozgunculardandı.

5-6- Yerde [o bölgede] zayıf bırakılmak istenenlere büyük bir iyilikte bulunmayı; onları imamlar [önderler] yapmayı; onları mirasçılar yapmayı; yerde [o bölgede] onlara imkan vermeyi; Firavun'a, Haman'a ve o ikisinin ordusuna, onlardan korkup çekinmekte oldukları [şeyleri] göstermeyi istiyoruz.

7- Musa'nın annesine "Onu [Musa'yı] emzir. Ona karşı [onun başına bir şey gelmesinden] korktuğun zaman, onu denizin¹ içine at, korkma ve üzülme. Gerçekten biz, onu sana geri çevireceğiz. Onu gönderilenlerden yapıcıyız." diye vahiy ettik.

¹: "yemm=يمم" kelimesi İbranicede de ["yam=יָם"] deniz anlamındadır. (wictionary: يمم)

8- Ardından, Firavun'un ailesi ona [Musa'ya] denk gelip aldı.¹ Sonucunda², [Musa] kendilerine bir düşman ve bir bela olacak... Gerçekten, Firavun, Haman ve o ikisinin ordusu, hatalıydı.

¹: (zad'ul mesir)

²: bazı mealler Buradaki "lam=ل" harfinin, sebep bildiren lam olduğunu baz alarak "...kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar..." şeklinde meal etmiştir. Ancak Buradaki "lam=ل" harfi, sonuç bildiren lam harfi[yani lam-ul akıbet]'dir. (kurtubi, Fahreddin Razi)


9- Firavun'un hanımı "[Bu bebek], Benim için ve senin için bir göz serinliği-sevinci! Onu [bebeği] öldürme, bakarsın belki bize faydası olur veya onu bir evlat ediniriz" dedi. Hâlbuki onlar, (durumun) farkında değillerdi.

10- Musa'nın annesinin gönlü, bomboş olarak sabahladı. İnançlılardan olması için, kalbinin üzerine sıkıca bağlamış olmasaydık neredeyse onu kesinlikle açığa çıkaracaktı.

11- [Annesi] onun [Musa'nın] kız kardeşine "Onu [Musa'yı] takip et" dedi. Kız kardeşi, onlar farkında değilken, onu [Musa'yı] izledi.

12- Emzirenleri [süt annelerini] önceden ona [Musa'ya] haram ettik [yasakladık]. Ardından [kız kardeşi] "Ona, sizin için kefil olan [bakımını üstlenen] bir ev ailesini-halkını size göstereyim mi? Halbuki onlar, onun için [Musa için] nasihatçıdır." dedi.

13- Böylece onu [Musa'yı] annesine geri getirdik ki gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın verdiği sözünün Hak [gerçek] olduğunu bilsin. Fakat, onların çoğunluğu bilmiyor.

14- [Musa] Şiddetine [olgunluğuna] ulaşınca ve oturaklı olduğu zaman, ona bir hüküm ve bir bilgi verdik. İşte, iyilere bunun gibi karşılığını veririz.

15- [Şehrin] ailesinden-halkından bihaber olduğu bir sırada [Musa] şehire girdi. Ardından, onda [şehirde] savaşan iki kişi buldu: bu, kendisinin tarafından; şu, kendisinin düşmanından. Derken, kendisinin tarafından olan kimse, onun düşmanından olan kimseye karşı, ondan [Musa'dan] yardım istedi, Musa, onu [düşmanından olan adamı] itti¹, böylece onu[n hayatını] sonlandırdı. "Bu, şeytanın eylemindendir. Kesinlikle o, apaçık, saptıran bir düşmandır!" dedi.

¹: (İbni kuteybe: garib-ul kur'an, zad'ul mesir, müfredat: وكز)

16- "RAB'bim! Gerçekten ben, kendi canıma zulüm ettim. Artık beni bağışla!" dedi. Ardından, [RAB'bi] onu bağışladı. Kesinlikle o, çok bağışlayandır, Rahim'dir.

17- "RAB'bim! Bana nimet yaptıkların[verdiklerin] sebebiyle, artık asla suçlulara sırt sırta veren [destekçi] olmayacağım!" dedi.

18- Ardından, şehirde korkarak, gözetleyerek sabahladı. Bir baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen kimse, (yine) kendisine feryat ediyor [yardım istiyor]. Musa, ona "Sen kesinlikle apaçık bir azgınsın!" dedi.

19- [Musa] İkisinin de düşmanı olan o kimseyi tutmayı [cezalandırmayı]¹ istediği zaman [o kimse] "Ey Musa! Dün, bir canı öldürdüğün gibi beni de mi öldürmeyi istiyorsun? Sen yerde [bu bölgede] ancak zorba olmayı istiyorsun. Düzeltenlerden [birisi] olmayı istemiyorsun." dedi.

¹: "beteşa=بطش" şiddetle tutmak-yakalamak ve bir el tarafından ona tutarak-yakalayarak isabet etmektir [vurmaktır]. (zamahşeri: Esas-ul belegat : بطش)

20- Şehrin en uzağından bir adam koşarak geldi, "Ey Musa! Gerçekten, seçkinler seni öldürmek için senin hakkında danışıyorlar. Artık [bu bölgeden] çık! Gerçekten ben, sana nasihat edenlerden [biriyim]" dedi.

21- Ardından [Musa] korkarak, gözetleyerek oradan [o bölgeden] çıktı. "RAB'bim! Beni (bu) zalim milletten kurtar." dedi.

22- Medyen tarafına yöneldiğinde "RAB'bimin, beni yolun ortasına iletmesini umarım" dedi.

23- Medyen suyuna vardığında, onun [suyun] yanında, insanlardan (hayvanlarına su) içiren bir topluluk buldu. Bir de, onların berisinde, (hayvanlarını) engelleyen iki kız buldu. "İkinizin sıkıntısı nedir?" dedi. O iki kız "Çobanlar çekilmeden, (hayvanlara su) içirmeyiz. Babamız da büyük bir ihtiyardır." dediler.

24- [Musa], o ikisi için (hayvanlara su) içirdi, sonra gölgeye çekildi. Ardından "RAB'bim! Gerçekten ben, hayırdan bana ne indirdiysen ona fakirim [muhtacım]!" dedi.

25- Derken, o ikisinden [iki kızdan] biri haya üzerine [utanır bir halde] yürüyerek ona [Musa'ya] gelip "Gerçekten babam, bizim için (hayvanlara su) içirme ödülü olarak sana karşılığını vermek için seni çağırıyor." dedi. Ardından, [Musa] ona [kızların babasına] gelince ve öyküyü (kendi öyküsünü) ona anlatınca [kızların babası] "Korkma! Zalimler milletinden kurtuldun." dedi.

26- O ikisinden [iki kızdan] biri "Ey babacığım! Onu ücretle tut. Gerçekten, ücretle tuttuğun hayırlı kimse güçlüdür, emindir." dedi.

27- [Kızın babası] "Sekiz hiccet[sene] bana ücretin[çalışman] karşılığında, bu iki kızımdan birini seninle evlendirmeyi istiyorum. Artık, On [seneye] tamamlarsan, senin katından[bir ikram]dır. Sana, yorgunluk vermek [zorluk çıkarmak] istemiyorum. Allah tercih ederse (inşallah) beni düzgün-iyi kişilerden [birisi olarak] bulacaksın." dedi.

28- [Musa] "İşte bu, benimle senin aramızdadır. (Bu) iki süre sonundan hangisini tamamdıysam artık bana karşı 'adaletsizlik [yakıştırması]' yoktur. Allah, dediklerimize bir vekildir." dedi.

29- Ardından, Musa (o) süre sonunu tamamlayınca ve ailesiyle gezince, Tur'un yanında açık seçik olarak bir ateşi gördü. Ailesine "Siz bekleyin, gerçekten ben açık seçik olarak bir ateşi gördüm. Umarım, size ondan [Ateşten] bir haber veya ateşten bir kor getiririm. Belki ısınırsınız." dedi.

30- Ardından [Musa] ona [ateşe] gelince, vadinin sağ kıyısından, mübarek [ilahi bereket kaynağı] alandaki ağaçtan "Ey Musa! Gerçekten ben, Alemlerin [varlıkların] RAB'bi olan Allah'ım." diye seslenildi.

31- bir de "Asan'ı at!" diye [seslenildi]. [Musa] onu [Asa'yı] sanki bir yılan-şeytan gibi hafif hareketli bir halde görünce, arkasını dönüp kaçar bir halde yüz çevirdi ve tekrar dönmedi. "Ey Musa! [buraya] yönel! korkma! Gerçekten sen, emin [güvende] olanlardan [birisin]"

32- "Elini, koynuna koy, herhangi bir çirkinliği olmaksızın bembeyaz çıksın. Kanadını korkudan kendine doğru sıkıştır. İşte bu ikisi, RAB'binden Firavun'a ve onun seçkinlerine en sağlam iki delildir. Gerçekten onlar, hadlerini aşan bir millet oldu."

33-34- [Musa] "RAB'bim! Gerçekten ben, onlardan bir canı öldürdüm. Artık, beni öldürmelerinden korkuyorum. Kardeşim Harun, o, dil [konuşma] bakımından benden daha açıktır [düzgün konuşur]. Artık, onu, benimle birlikte beni doğrulayan bir takipçi-destekçi olarak gönder. Gerçekten ben, beni yalanlamalarından korkuyorum." dedi.

35- [RAB'bi] "pazunu kardeşinle şiddetlendireceğiz, ikinize bir sultan yetki yapacağız. Artık, Ayetlerimiz [mucizelerimiz] sebebiyle siz ikinize ulaşamayacaklar. Siz ikiniz ve ikinize uyan kimseler, üstün gelicilersiniz." dedi.

36- Ardından Musa, onlara apaçık Ayetlerimizi [mucizelerimizi] getirince "Bu, ancak uydurulmuş bir sihirdir.. Bunu, Öncü-önceki babalarımızın içinde (arasında) işitmedik." dediler.

37- Musa "RAB'bim kimin kendisinin katından gelen (o) rehber ile geldiğini ve (o) yurdun sonucunun kimin lehine olacağını en iyi bilendir. Gerçek şu ki, zalimler başarılı olmazlar" dedi.

38- Firavun "Ey öne seçkinler! Sizin için, benden başka hiçbir Tanrı bilmiyorum." dedi. "Benim için, çamurun üzerine (bir ateş) tutuştur Ey haman!. Benim için bir köşk yap, belki Musa'nın Tanrısın[ın karşısın]a dikilirim (!) gerçekten ben, onun yalancılardan [birisi olduğunu] düşünüyorum."

39- O [Firavun] ve ordusu, yerde [bölgede] haksızca büyüklük tasladı. Onlar, kendilerinin bize geri döndürülmeyeceklerini düşündüler.

40- Ardından, onu ve ordusunu yakaladık, onları denizin içine değersizce attık. Artık, bak: zalimlerin sonucu nasıl oldu?

41- Onların, ateşe çağıran imamlar [önderler] olduklarını belirttik.¹ kıyamet günü, onlar yardım olunmazlar.

¹: "cealne=جعلنا" fiili, tıpkı "Rahman'ın kulları olan Meleklerin, dişi olduklarına hüküm ettiler/belirttiler/saydılar (جعلوا)" (zuhruf 19) ayetinde olduğu gibi "belirttik, öyle saydık" anlamındadır. (Fahreddin Razi)

42- Bu dünyada [ilk'te] onların peşine bir lanet [rahmetten engellenme] bağladık, kıyametin gününde onlar lekelenmişlerdendir.

43- Elbetteki, öncü-önceki nesilleri helak etmemizden sonra, insanlar için basiretler, bir rehber ve bir rahmet olarak Musa'ya kitabı vermiştik. Düşünüp öğüt almaları beklenir.

44- Musa'ya, (o) işi hüküm ettiğimiz zaman, sen batı tarafında değildin. Şahitler'den de değildin.

45- Fakat, bir takım nesiller inşaa ettik, ardından ömür onların üzerine uzadı. Sen, Ayetlerimizi kendilerine okuyup teşvik ederek medyen ailesinin-halkının içinde bulunmakta değildin. Fakat biz gönderenlerdik.

46- Biz seslendiğimiz vakitte, sen Tur'un yanında değildin. Fakat, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş bir milleti uyarman için [sana öğretip seni gönderdik]¹. Düşünüp öğüt almaları beklenir.

¹: (Tenvir-ul Mikbas)

47- Şayet, elleriyle önden hazırladıkları sebebiyle kendilerine bir musibet [bela] isabet edip de kendilerinin "RAB'bimiz! Bize bir Elçi göndermen gerekmez miydi? Böylece senin ayetlerine uyardık ve İnançlılardan olurduk" demeleri olmasaydı [seni Elçi olarak onlara göndermezdik]¹.

¹: "levla=لولا" ifadesinin yüklemi [haberi] atılmıştır [hazf edilmiştir]. Yüklemi köşeli ayraç içinde yazdığımız şekildedir. [yani cümle aslında (ما أرسلنا إليهم رسولا) takdirindedir] (Müşkül i'rab-ul kur'an)

48- Artık, Hak [gerçek] onlara katımızdan gelince "Musa'ya verilen [şeylerin] benzerinin verilmesi gerekmez miydi?" dediler. Önceden, Musa'ya verilen [şeyleri] de görmezden gelip [gerçeği] hiç örtmediler mi? "[Bunlar] destekleşen iki sihirdir" dediler. Bir de "Gerçekten biz, her birine karşı kafiriz." dediler.

49- "Eğer dürüst kişiler idiyseniz, hemen Allah'ın katından olan, o ikisinden daha çok yol gösteren bir kitap getirin, ona uyayım!" de.

50- Artık, sana hiç cevap vermeyi istemezlerse, onların sadece kendi keyiflerine uyduklarını bil. Allah'tan herhangi bir rehber olmaksızın, kendi keyfine uyan kimseden, daha çok yolu kaybetmiş olan kimdir? Gerçekten Allah, zalimler milletine yol göstermez.

51- Elbetteki, onlara (o) sözü ulaştırdık. Düşünüp öğüt almaları beklenir.

52- Ondan (kur'an'dan) önce kendilerine kitabı verdiklerimiz ona inanırlar.

53- Kendilerine Ayetlerimiz okunup teşvik edildiği zaman "Ona inandık! Kesinlikle o, RAB'bimizdendir. Gerçekten biz, ondan (kur'an'dan) önce de Müslümanlardık [Allah'a teslim olanlardandık]." dediler.

54- İşte onlara sabır etmeleri sebebiyle ödülleri-ücretleri iki defa verilir. Onlar, çirkinliği [kötülüğü] güzellikle savarlar ve kendilerini rızıklandırdığımızdan harcama (infak) yapıyorlar.

55- Boş [şeyleri] işittikleri zaman ondan vazgeçerler "bizim eylemimiz bizim; sizin eyleminiz sizin içindir. Esenlik üzerinize olsun... Biz cahilleri aramıyoruz." dediler.

56- Kesinlikle sen, sevdiğin kimseye yol gösteremezsin. Fakat Allah, yolu arayanları en iyi bilen olarak tercih ettiği kimseye yol gösteriyor.

57- "Eğer seninle birlikte (o) rehbere uyarsak yerimizden [bölgemizden] kapılıp kaçırılırız!" dediler. Onları, tarafımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin kendisine toplanıldığı, güvenilir bir dokunulmaz (yere) hiç yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğunluğu bilmiyor.

58- Kendi yaşam kaynaklarına şımarmış kaç tane kenti helak ettik... İşte bunlar, onlardan sonra ancak pek az yurt edinilmiş olan yurtlarıdır. Biz, mirasçılar olmuştuk.

59- Başkentlerine, Ayetlerimizi kendilerine okuyup teşvik eden bir Elçi gönderinceye¹ kadar, RAB'bin kentleri helak edecek değildi. Halkı zalim olandan başka kentleri helak edecek değildik.

¹: İbrahim 4. Ayetin dipnotuna bakınız.

60- Herhangi bir şeyden size ne verildi ise [bilin ki] o, dünya [ilk] hayatının geçimidir. Allah'ın katında bulunanlar daha iyidir (hayırlıdır) ve daha kalıcıdır. Artık, akıl etmiyor musunuz?

61- Artık, kendisine güzel bir vaat [söz] verdiğimiz, böylece kendisinin de ona [o güzel söze] kavuşucu olduğu kimse, tıpkı dünya [ilk] hayatının geçimi olarak geçindirdiğimiz sonra kıyamet gününde hazır edilmişlerden olan kimse gibi midir?

62- [Allah'ın] Onlara sesleneceği, ardından "iddia etmekte olduğunuz ortaklarım (!) nerede?" diyeceği günü [an]!

63- Kendilerine [azap] sözü¹ hak [kesin] olmuş [kişiler] "RAB'bimiz! İşte bunlar [yaşamlarını-inançlarını] bozduğumuz kimselerdir. Tıpkı [yaşamımızı-inancımızı] bozduğumuz gibi, kendilerini[n de yaşamını-inancını] bozduk. [onlardan] Beri olarak sana [yöneldik]. Onlar, bize kulluk etmekte değillerdi!" dediler.

64- "Ortaklarınza dua edin!" denildi, onlar dua etti. Ardından kendilerine hiç cevap verilmedi ve azabı gördüler. Onlar yol bulmuş olsalardı...

65- [Allah'ın] onlara sesleneceği, ardından "Gönderilenlere verdiğiniz cevap nedir?" diyeceği günü [an]!

66- O gün, haberler onlara karşı kör oldu. Artık onlar soruşturmazlar.

67- Artık tevbe etmiş, inanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş kimseye gelince, onun başaranlardan [biri] olması umulur. .

68- RAB'bin, tercih ettiğini yaratıyor ve onlar için iyi (hayırlı) olan¹ ne ise onu seçiyor. Allah, münezzehtir ve onların ortak saydıklarından yücedir.

¹: Türkçe çevirilerin ezici bir çoğunluğu bu kısmı "...onların ise seçim hakkı yoktur..." şeklinde meal etmektedir. Ancak ilgili kısım gramer açısından yaptığım şekilde de çevrilebilir.

Ayetteki "ma ka'nu=ما كانو" ifadesindeki "ma=ما" mevsul'dür ve "seçiyor"[يختار] fiilinin meful'udür. Dolayısıyla "ma ka'nu=ما كانو" ifadesi nasb mahallindedir. Bu sebeple ayeti bu şekilde çevirdim. Ebu İshak ve zeccac gibi bir takım dil bilginleri bu anlamı kabul eder. (kurtubi, beydavi)

"...onların ise, seçim hakkı yoktur..." anlamını verenler ise, "ma =ما" için nefy manası vermiştir, "yararlı" manası verdiğimiz "hıyerat=خيارة" kelimesi için "seçim" [اختيار] manası vermiştir. Ancak kur'an bütünlüğü açısından benim verdiğim meal daha uygundur. Eğer genel meallerin yaptığı şekilde çeviri yapılırsa, bu ifade "tercih ettiğini peygamber seçer, onların peygamber seçimi yoktur" manasındadır. (kurtubi)

69- RAB'bin, onların göğüslerinin koruyup sakladığı [şeyleri] ve açığa vurduğu [şeyleri] biliyor.

70- O, kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayan Allah'tır. Övgü, İlk'te ve ahirette [son'da] sadece onun içindir. Hüküm, sadece onundur ve sadece ona geri döndürülürsünüz.

71- "Bana haber verin, Allah, kıyamet gününe kadar geceyi üzerinizde aralıksız devam eden bir hale getirse, herhangi bir ışığı, size getirecek olan Tanrı Allah'ın haricinde kimdir? Artık, işitmiyor musunuz?" de.

72- "Bana haber verin, Allah, kıyamet gününe kadar, gündüzü üzerinizde aralıksız devam eden bir hale getirse, kendisinden dinleneceğiniz herhangi bir geceyi size getirecek olan Tanrı Allah'ın haricinde kimdir? Artık, görmüyor musunuz?" de.

73- İçinde yurt edinmeniz için ve kendisinin [Allah'ın] ikramından aramanız için, rahmetinden [dolayı] geceyi ve gündüzü (dünyayı) sizin için meydana getirdi.

74-75- Onlara sesleneceği, ardından "iddia etmekte olduğunuz ortaklarım(!) nerede?" diyeceği günü [an]! Her topluluktan birer devamlı şahit çekip çıkardık. Ardından "en sağlam delilinizi getirin!" dedik. Böylece Hakkın, Allah'a ait olduğunu bildiler ve uydurmakta oldukları kendilerinden kayboldu.

76-77- Doğrusu: Karun, Musa'nın milletindendi. Ardından, onlara karşı sınırı aşmıştı, ona hazinelerden vermiştik ki, kesinlikle [hazinelerin] anahtarlarını, kuvvet sahibi kenetlenmiş bir topluluk zor kaldırırdı. Bir vakit, milleti ona "şımarma! Gerçekten Allah, şımarıkları sevmez. Allah'ın sana verdiği [şeylerin] içinde, ahiret [son hayat] yurdunu ara; dünyadan [ilk hayattan] payını unutma. Allah'ın sana güzellik yaptığı gibi, güzellik yap, yerde [bölgede] bozgunculuğu arama, gerçekten Allah, bozguncuları sevmez." demişti.

78- [Karun] "O [hazineler] bana sadece benim yanımda bulunan bir bilgi üzerine verildi." dedi. Hiç bilmedi mi ki: Kendisinden önceki nesillerden, kuvvet bakımından kendisinden daha şiddetli ve kalabalık olma bakımından daha çok kimseleri Allah helak etmişti. Suçlular, cezayı gerektiren suçlarından yana sorgulanmazlar.

79- Derken, Karun kendisinin süsü içinde milletinin karşısına çıktı. Dünya [ilk] hayatını isteyenler "Keşke karun'a verilenlerin benzeri bize ait olsaydı. Gerçekten o, çok büyük bir pay sahibidir" dediler.

80- Kendilerine bilgi verilmiş olanlar "Yazıklar olsun size! İnanmış ve düzgün-iyi eylemde bulunmuş kimse için, Allah'ın karşılığı [eyleme verdiği ödülü] daha iyidir (hayırlıdır). Sabır edenlerden başkası ona [o karşılığa] kavuşturulmuyor." dediler.

81- Derken, onu [Karunu] ve yurdunu (evini) yere soktuk. Ardından, kendisi için Allah'tan beride kendisine yardım eden hiçbir bir takım olmadı. Yardım dilenenlerden de değildi.

82- Dün, kendisinin mekanını-konumunu temenni edenler "Demekki Allah, kullarından tercih ettiği kimseye rızkı açar [arttırır] ve belirler (ölçüler). Şayet, Allah bize büyük iyilikte bulunmuş olmasaydı, kesinlikle bizi de [yere] sokardı. Demekki kâfirler [gerçeği örtenler] kesinlikle başarılı olmuyorlar." diyerek sabahladılar.

83- İşte bu, yerde [dünyada] ululanmayı ve bozgun yapmayı istemeyenler için kendisini yaptığımız ahiret [son] yurdudur. (o) sonuç, korunup sakınanlar (muttakiler) içindir.

84- Kim güzelliği [iyiliği] getirdiyse kendisine ondan [o güzellikten] daha iyisi (hayırlısı) vardır; Kim çirkinliği [kötülüğü] getirdiyse, [bilsin ki] çirkin [kötü] eylemlerde bulunmuş olanlar ancak bulunmakta oldukları eylemler [sebebiyle] karşılık bulurlar.

85- Gerçek şu ki, kur'an'ı sana farz [şart] kılan, iade ediliş[dönüş] yerine seni mutlaka geri getirecektir. "Doğru yol rehberi ile gelen kimseyi de, apaçık bir kayboluşun içinde bulunan kimseyi de RAB'bim en iyi bilendir." de.

86- Kitabın seninle karşılaştırılmasını beklemekte değildin. Ancak RAB'binden bir rahmet olarak [seninle karşılaştırıldı]. O halde, kafirler [gerçeği örtenler] için sakın sırt sırta veren [destek veren] olma!

87- [Ayetlerin] sana indirildiği vakitten sonra sakın seni Allah'ın ayetlerinden çevirmesinler. RAB'bine davet et, sakın müşriklerden [Allah'a ortak kabul edenlerden] olma!

88- Allah ile birlikte başka herhangi bir Tanrıya dua etme! Ondan başka hiçbir Tanrı yoktur. Onun [Allah'ın] yüzünden [kendisinden] başka her şey helak olucudur. Hüküm, sadece onundur ve sadece ona geri döndürülürsünüz.

2 Ekim 2019 Çarşamba

27- Neml suresi (Hubeyb öndeş meali)

Neml suresi

1-2- Ta, Sin. İşte bunlar, bir doğru yol rehberi ve inançlılar için bir müjde olarak, kur'an'ın ve apaçık kitabın ayetleri'dir.

3- [İnançlılar] ahirete [son hayata] yakinen-kesin olarak inananların ta kendileriyken, yönelişi (namazı) ayakta tutanlar (gereğince kılanlar) ve zekatı verenlerdir.

4- Gerçekten ahirete [son hayata] inanmayanlara (evet!) onlara kendi eylemlerini süsledik. Artık onlar şaşkın haldedir.

5- Ahirette [son'da] en çok kaybedenlerin ta kendileri iken, Azabın kötüsü kendilerine ait olanlar işte onlardır.

6- Gerçekten sen, bir hakim/hikmetli olan, devamlı bilen tarafından kur'an'la buluşturuluyorsun.

7- bir vakit Musa, ailesine "gerçekten ben, açık seçik olarak bir ateş gördüm. Size, ondan herhangi bir haber getireceğim veya size kor bir alev getireyim. Belki ısınırsınız" demişti.

8- [Musa] ona [ateşe] gelince "Ateşin içinde kim varsa ve çevresinde kim varsa [hepsi] bereketlendi. Alemlerin [varlıkların] RAB'bi Allah, münezzehtir." diye seslenildi.

9- "Ey Musa! Gerçek şu ki, ben devamlı üstün olan, hakim/hikmetli Allah'ım."

10- "ve Asa'nı at!" [Musa] onu [Asa'yı] Sanki bir yılan-şeytan gibi hafif hareketli bir halde görünce, arkasını dönüp kaçar bir halde yüz çevirdi ve tekrar dönmedi. "Ey Musa! Korkma! Kesinlikle, benim tarafımda gönderilenler korkmaz."

11- "Ancak, kim zulüm etti ise o müstesna [o korkar]. Sonra (bununla birlikte kim) herhangi bir çirkinliğin ardından bir iyilikle (o eylemi) değiştirdiyse, [bilsin ki]  kesinlikle ben, çok bağışlayanım, bir Rahimim."

12- "Elini, koynuna girdir ki herhangi bir çirkinliği olmaksızın bembeyaz olarak çıksın. (Bu) Firavun'a ve halkına yönelik Dokuz ayetin¹ [mucizenin] içindedir. Kesinlikle onlar, hadlerini aşan bir halk oldu."

¹: Dokuz ayet şunlardır:
1- Dev yılana dönüşen asa [Araf 107]
2- Musa'nın elinin bir anda bembeyaz olması [Araf 108]
3- Sihirbazların sihirlerinin bozulması [Araf 116-122]
4- Kuşatıcı bela/Tufan [Araf 133]
5- çekirge |Araf 133]
6- haşere [Araf 133]
7- kurbağa [Araf 133]
8- kan [Araf 133]
9- Denizin ikiye ayrılması [Şura 63-68]

Bunların dışında mucizeler de vardır. Ancak firavunun şahit olduğu mucizeler dokuz tanedir.

13-14- Ardından, gösterici ayetlerimiz [mucizelerimiz] kendilerine gelince "Bu, apaçık bir sihirdir" dediler ve kendi benlikleri onlara [mucizelere] yakinen-kesin olarak inandığı halde¹, onları [mucizeleri] bir zulüm ve büyüklenme olarak bile bile reddettiler. Artık bak, bozguncuların sonucu nasıl oldu?

¹: Hal olmasını sağlayan gizlenmiş [idmar edilmiş] bir "kad=قد" edatı vardır. (zamahşeri:keşşaf)

15- Elbetteki, Davud'a ve Süleyman'a da bir bilgi vermiştik. O ikisi "Övgü, bizi, inançlı kullarından pek çoğuna karşı üstün-fazlalıklı yapan Allah'adır." dediler.

16- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve "Ey insanlar! Bize, kuşun konuşması(dili) öğretildi ve bize her şeyden [bir pay] verildi. Gerçekten bu, apaçık ikramını ta kendisidir." dedi.

17- Cin[ler]'den, İnsan[lar]'dan ve Kuş[lar]'dan¹ olan kendisinin orduları süleyman için bir araya toplandı. Böylece onlar ilham olunuyorlardı.

¹: [ayette geçen الانس, الجن, الطير isimlerinin başındaki] "el=ال" takıları, cins ismi olarak "cinler, insanlar, kuşlar" anlamındadır. Yani tekil değildir.

18- Nihayet, karınca vadisinin üzerine geldikleri zaman, bir karınca "Ey karınca[lar!] Yurtlarınıza girin de Süleyman ve orduları farkında değilken sakın sizi kırıp geçmesin!"¹ dedi.

¹: Hayvanlar arasında iletişim olduğu, bilhassa karıncaların kendi aralarında bir çeşit iletişimi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Kaynak: Bert Holldobler & Edward O. Wilson (1990) “The Ants”
Süleyman peygambere mucize olarak onların konuşma dilini anlama kabiliyeti ve onların duyacak kadar kuvvetli bir kulak verilmiştir.

19- Ardından [Süleyman] onun [karıncanın] sözünden [dolayı] gülerek tebessüm etti, "RAB'bim! Bana, anne-babama verdiğin nimetine teşekkür etmemi ve senin kendisinden hoşnut olacağın düzgün-iyi eylemlerde bulunmayı bana ilham et ve beni, Düzgün-iyi kullarının içine rahmetinle girdir." dedi.

20-21- [Süleyman] Kuşu yokladı, ardından "Neyim var da Hüdhüdü görmüyorum? Yoksa kaybolanlardan mı oldu?" dedi. "Ona mutlaka şiddetli bir azap olarak azap edeceğim veya onu keseceğim veya bana mutlaka apaçık bir delil-yetki getirecek!"

22-25- Ardından, çok geçmeden [Hüdhüd] "Senin, kendisini [bilgi bakımından]¹ hiç kuşatamadığını ben kuşattım ve Sebe [halkın]dan sana yakin[kesin] bir haber getirdim: Gerçekten ben, onlara [Sebe halkına] yöneticilik yapan bir kadın buldum. Kendisine her şeyden [bir pay] verilmiş ve onun büyük bir Arş'ı[kürsüsü] var. Onu [o kadını] ve halkını, Allah'tan beride, güneşe secde ederlerken buldum. Göklerde ve yerde saklanıp duranı [ortaya] çıkaran, sakladığınızı ve açığa vurduğunuzu bilen Allah'a secde etmesinler diye şeytan, kendilerine kendilerinin eylemlerini süsledi ve onları (o) yoldan şiddetle geri çevirmiş. Artık, yol bulamıyorlar. " dedi.

¹: (müfredat : حيط)

26- Allah, büyük Arşın [hükümranlığın] RAB'bi olan kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayandır.

27-28- [Süleyman] "Doğru mu söyledin? Yoksa yalancılardan mıydın? Bakacağız.¹" dedi. "Kitabımla(mektubumla), onlara [Sebe halkına] git, onu [kitabımı] onlara at, sonra onlardan yüz çevirip [ayrılıp] bak, neye dönecekler [ne cevap verecekler]?"

¹: Kur'an bu olayı hikaye maksadıyla anlatmıyor, bir yöneticinin nasıl davranması gerektiğini bu olay üzerinden bize anlatıyor.

29-31- [Sebe kraliçesi] "Ey seçkinler! Gerçekten, bana değerli bir kitap (mektup) atıldı. Kesinlikle o [kitap], Süleyman'dandır, kesinlikle o "Bana karşı büyüklenmeyin ve teslim olarak bana gelin!" diye Rahman, Rahim Allah'ın ismiyle(yazılmış)tır." dedi.

32- [Sebe kraliçesi] "Ey seçkinler! İşimde bana fetva verin[problemimi çözün]. Siz, şahit olana kadar hiçbir işi/emri kesecek-kesinleştirecek değilim." dedi.

33- [Seçkinler] "Biz, bir kuvvet sahibiyiz ve çok güçlü bir perişan etme gücüne sahibiz[belalı savaşçılarız]. Emir, sana [düşer]. Artık, bak neyi emir edersin..." dediler.

34-35- [Sebe kraliçesi] "Gerçek şu ki: yöneticiler, herhangi bir kente girdikleri zaman, onu [o Kenti] bozguna uğratır ve [kentin] halkının izzetlilerini, alçaklar haline getirir. İşte onlar da bunun gibi yaparlar. Kesinlikle ben, onlara bir hediye göndericeğim, ardından bakacağım: gönderilenler ne ile dönüyor?" dedi.

36-37- [gönderilen]¹, Süleyman'a gelince, [Süleyman] "Bana herhangi bir mal ile mi destek veriyorsunuz? O halde [bilin ki] Allah'ın bana getirdiği, sizin getirdiğinizden daha yararlıdır. Aksine! Siz, hediyenizle seviniyorsunuz. Onlara git. Artık onların, kendisine karşı koymaya [imkanları] olmayan bir orduyla mutlaka onlara geleceğim! Onlar küçülmüş bir haldeyken, onlar alçaklık halinde ondan [kentten] mutlaka çıkaracağım!" dedi.

¹: "geldi" manasında olan "cae=جاء" fiili, çoğul olarak "geldiler" manasında olan "cau=جاؤوا" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi) Buna göre "Gönderilenler, Süleyman'a gelince" manasında olur.

38- [Süleyman] "Ey seçkinler! Onların teslim olarak gelmelerinden önce, onun [kraliçenin] Arş'ını [kürsüsünü], hanginiz bana getirir?" dedi.

39- Cin[ler]'den bir ifrit "Ben, senin makamından kalkmandan önce onu sana getiririm. Gerçekten ben, ona karşı kuvvetliyim, eminim [güvenilirim]." dedi.

40- Kendisinin katında, kitaptan bir bilgi bulunan, "Ben, senin göz kapağını hareketinin dönmesinden[gözünü kırpmandan] önce onu sana getiririm." dedi. [Süleyman], onun [kürsünün] yanında bulunduğunu görünce "Bu, RAB'bimin -beni sınaması için [verdiği]- ikramındandır : şükür mü edeceğim? Yoksa nankörlük edip [nimeti] görmezden mi geleceğim? Kim şükrettiyse, sadece kendi benliği için şükreder; kim, nankörlük edip [nimeti] görmezden geldiyse [bilsin ki] kesinlikle RAB'bim mutlaka zengindir, çok değerlidir." dedi.

41- [Süleyman] "Onun için, onun Arş'ını[kürsüsünü] tanınmaz hale getirin, bakalım: [kraliçe] yol bulacak mı? Yoksa yol bulamayan kimselerden mi olacak?" dedi.

42- [Kraliçe] gelince "Arş'ın[kürsün], bunun gibi miydi?" denildi. [kraliçe] "Sanki ona benziyor." dedi. Bize, ondan önce bilgiden verildi ve biz, teslim olanlardan (müslümanlardan) olmuştuk.

43- [Kraliçenin] Allah'tan beride kulluk etmekte olduğu [şeyler] onu [kraliçeyi] engelledi. Kesinlikle o [kraliçe], Kafir [gerçeği örten] bir millettendi.

44- [Kraliçeye] "Köşke gir!" denildi. [Kraliçe] onu bir derin su sandı ve iki ayak bileğinden [elbisesini] açtı. [Süleyman] "gerçekten o, billur'dan [yapılmış] pürüzsüz bir köşktür" dedi. [kraliçe] "RAB'bim! Gerçekten ben, kendi benliğime zulüm etmişim. Süleyman ile birlikte, alemlerin [varlıkların] RAB'bi Allah'a¹ teslim (müslüman) oldum" dedi.

¹: iltifat gereğince, ikinci şahsı [muhatabı] üçüncü şahısa [gaib'e] alarak "...Alemlerin RAB'bi olan Allah'a teslim oldum" dedi. Bu sanatı uygulamamış olsaydı "...Alemlerin RAB'bi olan Sana teslim oldum" derdi.

45- Elbetteki, Semud [halkına] "Allah'a kulluk edin!" diye, kardeşleri Salih'i göndermiştik. Derken ne beklersin? Onlar iki davalaşan¹ iki grup [olmuşlar]!

¹: "Davalaşan" [اختصمو] ifadesi manaya göre çoğul; "iki grup" [فريقان] ifadesi lafza göre ikil gelmiştir.

46- "Ey milletim! Neden, güzellikten önce çirkinliği [kötülüğü] acele istiyorsunuz? Belki bağışlanırsınız diye Allah'tan bağışlanma istemeniz gerekmez miydi?" dedi.

47- "Sen ve seninle birlikteki kimsele sebebiyle uğursuzlaştık." dediler. [Salih] "uğursuzluğunuz, Allah'ın katındadır. Aksine! Siz sınanan bir milletsiniz." dedi.

48- Şehirde, dokuz kabile vardı, ki onlar yerde [o bölgede] bozgunculuk yapıyor ve düzeltici-barışçı davranmıyordu.

49- birbirleriyle Allah [adına] antlaşarak "mutlaka ama mutlaka ana ve ailesine [taraftarlarına]¹ gece baskını² yapacağız! Sonra, mutlaka onun velisine ''onun ailesinin [taraftarlarının] helak oluşuna şahit değiliz, Yemin olsun ki, biz dürüstüz'' diyeceğiz" dediler.

¹: "ehl=أهل" kelimesi, sadece aile için kullanılmaz. Aynı yola, dine, gruba bağlı olan herkes için kullanılır. (müfredat : أهل)

²: (müfredat : بيت)

50- Sağlam bir hile yaptılar, onlar farkında değilken biz de sağlam bir hile yaptık [karşılığını verdik].

51- Artık, bak, onların hilesini sonucu nasıl olmuş? Gerçekten biz, onların milletini topluca yıkıp yok ettik.

52- İşte bunlar, zulüm etmeleri sebebiyle, bomboş haldeki evleridir. Gerçekten bunda, akıl eden bir millet için mutlaka bir ayet [kanıt] vardır.

53- İnanmış ve korunup sakınmakta olanları kurtardık.

54-55- Lut'u da [göndermiştik.]¹ bir vakit, halkına "Siz, göz göre göre (o) Çirkin işe mi geliyorsunuz? Siz gerçekten, kadınlardan beride, şehvet halinde erkeklere mi geliyorsunuz?² Aksine! Siz, cahillik eden bir milletsiniz!" dedi.

¹: ["Lut'an=لوطً" isminin mensup olması sebebiyle] Neml 45. Ayetteki geçen "göndermiştik" [أرسلنا] fiiline bağlıdır.

²: bu ifadeden anlaşıldığı kadarıyla, Lut halkının Eş cinselliği kendilerine doğuştan gelmiş değildir; kendilerinin tercihidir.
Eşcinselliğin genetik değildir. Bazıları genetik olduğunu iddia etse de doğrulayan herhangi bir çalışma mevcut değildir. X kromozomu üzerinde Xq28 bölgesinin eş cinsellik ile ilişkili olabileceği bazı çalışmalarla bildirilmiş olsa da sonraki çalışmalar bu bilgiyi doğrulamayı başaramamıştır. (Balter, M., Can epigenetics explain homosexuality puzzle? 2015, American Association for the Advancement of Science. Orijinal metin ''Researchers thought they were hot on the trail of “gay genes” in 1993, when a team led by geneticist Dean Hamer of the National Cancer Institute reported that one or more genes for homosexuality had to reside on Xq28, a large region on the X chromosome. The discovery generated worldwide headlines, but some teams were unable to replicate the findings and the actual genes have not been found'') (Daha çok kaynak ve detaylı araştırma için Bilimveyaratilisagaci. com sitesinin "Eşcinsellik genetik midir? Yoksa tercih midir?" başlıklı makalesini okuyunuz.)

56- Ardından, milletinin cevabı "Lut'un ailesini [halkını] kentinizden çıkarın! Gerçekten onlar, temizlenen insanlar mış (!)" demekten başkası değildi.

57- Ardından, onu [Lut'u] ve ailesini [taraftarlarını] kurtardık. Ancak, hanımını [kurtaramadık]. Onun, (azapta) kalanlardan [olmasını] belirledik.

58- Derken, onların üzerine bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmuru kötü oldu.

59- "Övgü, Allah'ındır; Esenlik, özel olarak seçtiği kullarının üzerinedir." de. Allah mı daha iyidir (hayırlıdır)? Yoksa ortak koştukları [şeyler] mi?

60- Gökleri ve yeri [tüm evreni] yaratan; gökten sizin için bir su indiren kimdir? Ardından onunla [o suyla], 'Ağacını (bile) yetiştirmenizin size [mümkün] olmadığı, görkem sahibi, kuşatılmış bağlar-bahçeler' yetiştirdik. Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Hayır! Siz, [Allah'a] adil/denk tutan bir halksınız!

61- Yeri [dünyayı] bir karar [barınma] yapan; [yerin] ara boşluğuna ırmaklar yapan; ona ağırlıklar yapan; iki büyük suyun¹ arasına bir ayırıcı/engel² yapan kimdir? Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Hayır! Çoğunluğu bilmiyor.

¹: "bahr=بحر" çok suyu toplayan kuşatan-geniş mekana denir. (müfredat : بحر) Türkçe'de bu tanımı tam olarak karşılayan bir isim yoktur. Nehir, deniz, ırmak, gölet, dere vb. Hiçbir isim, Ayetin devamından anlaşıldığı üzere tanıma uymuyor.

²: Engel ile kasıt edilen Haloklin tabakası olabilir. Bu tabaka, Akdeniz suları ile Karadeniz suları arasında
bir bariyer görevi görmektedir. (Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi Dergisi, : link: https://dergipark.org.tr/download/article-file/214262 )

62- Sıkıntıya düşen [kişi], ona dua ettiği zaman cevap veren; çirkinliği[kötülüğü] kaldıran ve sizi yerin [dünyanın] halifeleri [yönetime geçenleri] yapan kimdir? Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Ne az düşünüp öğüt alıyorsunuz!

63- Karanın ve denizin (dünyanın) karanlıklarında size yol gösteren; rüzgarları, rahmetinin önünde bir müjde olarak gönderen kimdir? Allah ile beraber bir Tanrı mı?? Allah, onların şirk koştukları [şeyler]den yücedir.

64- Yaratmaya başlayan, sonra onu tekrar¹ eden; Sizi gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? Allah ile beraber bir Tanrı mı?? "Eğer dürüstseniz, en sağlam delilinizi getirin!" de.

¹: Enbiya 104. Ayetin dipnotuna bakınız. Ayrıca "Açılır kapanır evren modeli (oscillating universe theory)" hakkında araştırma yapabilirsiniz.

65- "Göklerde ve yerde [tüm evrende] bulunan kimseler -Allah müstesna- Gayb'ı [gizliliği] bilmiyor. Onlar, ne zaman yeniden yaratılacaklarının farkında değiller." de.

66- Aksine! Onların ahirette [son'da] bilgileri son noktaya ulaştı.¹ Aksine! Onlar, ondan [Ahiretten] bir şek [kararsızlık, şüphe] içindedir. Aksine! Onlar, ondan [ahiretten] yana kördür.

¹: (Zamahşeri: keşşaf)

67-68- Gerçeği örtmüş olanlar "Biz ve atalarımız-babalarımız toprak olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz çıkarılacak mıyız? Doğrusu, bize ve atalarımıza önceden de bu söz verildi. Bu, öncekilerin-öncülerin satırlarından [uydurmasından] başkası değildir." dediler.

69- "Yerde [yeryüzünde] gezin, ardından bakın: suçluların sonucu nasıl olmuş?" de.

70- Onlara üzülme, onların planladıkları hilelerinden [dolayı] herhangi bir sıkıntıda olma.

71- "Eğer dürüst idiyseniz (söyleyin) bu tehdit ne zamandır?" diyorlar.

72- "Acele istediğinizin bir kısmının, peşinizde olmasını umarım.¹" de.

¹: (müfredat : عسى)

73- Gerçek şu ki: RAB'bin insanlara karşı bir ikram sahibidir; fakat, onların çoğunluğu şükretmiyor.

74- Gerçek şu ki: RAB'bin, göğüslerin koruyup sakladığı [şeyleri] ve açığa vurduğu [şeyleri] mutlaka biliyor.

75- Gökte ve yerde gizli-gayb[türün]den ne varsa ancak apaçık bir kitabın içindedir.

76- Gerçek şu ki: bu kur'an, İsrail'in oğullarına kendisi hakkında ayrılığa düştükleri çoğu [şeyi] anlatıyor.

77- Gerçekten o, bir doğru yol rehberdir. İnançlılar için bir rahmettir.

78- Gerçekten, RAB'bin onların arasında kendi hükmüyle karar verir. O devamlı üstündür, devamlı bilendir.

79- O halde, Allah'a güvenip dayan (tevekkül et)
Gerçekten sen, apaçık gerçeğin üzerindesin.

80- Gerçekten sen, ölülere işittiremezsin. Arkalarını dönüp yüz çevirdikleri zaman, sağırlara duayı/çağrıyı işittiremezsin.

81- Sen, yolu kaybetmeleri konusunda körlerin rehberi değilsin. Sen, ancak Ayetlerimize [mucizelerimize] inanan kimse[ler'e] işittirirsin. Artık onlar, Müslümandır [teslim olanlardır].

82- Üzerlerine (o) söz, düştüğü [gerçekleştiği] zaman yerden "insanlar Ayetlerimize [mucizelerimize] yakinen-kesin olarak inanmıyorlardı." diye onlarla konuşan bir kımıldanan çıkardık.

83- Her bir topluluktan Ayetlerimizi [mucizelerimizi] yalanlayan kimselerden birer bölüğü bir araya toplayacağımız gün[ü an]! Artık onlar ilham olunur.

84- Nihayet, geldikleri zaman, "Herhangi bir bilgi bakımından kendilerini hiç kuşatmadığınız ayetlerimi mi yalanladınız? Yoksa ne eylemde bulunuyordunuz?" dedi.

85- Zulüm etmeleri sebebiyle, (o) söz, üzerlerine düştü [gerçekleşti]. Artık konuşmazlar.

86- İçinde yurt edinmeleri için¹ geceyi (dünyayı); gündüzü de bir gösterici olarak yapmış olduğumuzu hiç görmediler mi? Kesinlikle bunda, inanan bir millet için mutlaka ayetler [kanıtlar] vardır.

¹: Yunus 67. Ayetin dipnotuna bakınız. Ayetin takdiri manası şu olmalıdır: "Geceyi ve gündüzü, yani dünyayı içinde yerleşmeniz için yapmıştır"
Gece ve gündüz ifadesinden kasıt, içinde bulunduğumuz dünya olmalıdır. En doğrusunu Allah bilir. 


87- Sur'un içine üfleneceği gün[ü an] : Artık, -Allah'ın tercih ettiği kimseler müstesna- göklerdeki kimse[ler] ve yerdeki kimseler telaşlandı. Her biri, baş eğer bir halde ona geldi.

88- Dağları, kendilerini donuk [hareketsiz] sandığın bir halde görüyorsun. Halbuki onlar [dağlar], bulut geçişi şeklinde geçip gidiyor.¹ her şeyi, becerikli yapan Allah'ın sanatı olarak [tasarlandılar].² Kesinlikle o, yaptıklarınızdan devamlı haberdardır.

¹: Dünyanın veya kıtaların hareketine işarettir.
1- Dünyanın hareketi:
Naziat 32. Ayette "Dağları ona [yere] sabitledi." yazmaktadır. Bu ayette ise dağların hareket ettiğini belirttiğine göre bu iki ayet yerin hareket ettiğine işarettir. Çünkü yere sabit olan dağların hareketi, yerin hareket etmesi demektir. Yer ile kasıt edilen de ya tüm dünyadır, ya da bir bölgedir. Kur'an'da bu kelimenin tüm dünyayı kasıt ettiği ayetler bkz: Hud 7, rad 4, Enbiya ve pek çoğu.

2- Aynı mantığa göre, dağların sabit olduğu kıtaların hareketini kasıt etmesi de mümkündür. Bu kelimenin belli bir bölgeyi kasıt ettiği örnek ayetler bkz: Yusuf 56, 80, maide 21 kıtaların hareketi için bkz: levha tektoniği. http://www.cografya.gen.tr/egitim/fiziki/levha-tektonigi.htm

Ayetin kıyamet günüyle alakalı olduğunu söyleyip mucizeyi reddedenlerin iddiası mantıklı değildir. Çünkü ayette "...Allah'ın sanatı..." denilmektedir. Kıyamet gününde büyük bir kaos, yıkım varken, böyle bir ortamda "sanattan" bahsedilemez. Bu ayet, ancak normal ortamda gerçekleşen bir şey ise "sanat" olarak anlatılabilir. Ayrıca, "Donuk olduğunu sanarak görüyorsun" denilmektedir. Kıyamet gününde o kaos ortamında, dağların donuk olduğunu bir insan nasıl sanabilir ki? Ancak normal şartlarda bakan bir insan dağların sabit olduğunu sanabilir.

²: "sun'a=صنعَ" meful'u, atılmış [hazf edilmiş] bir "suniat=صنعت" [tasarlandılar] fiilinin meful'u mutlak'ıdır. (müşkül i'rab-ul kur'an)

89- Kim güzellik getirirse kendisine ondan daha iyisi (hayırlısı) vardır. Hemde kendileri o gün endişeden güvendedir.

90- Kimler çirkinlik [kötülük] getirirse, artık onların yüzleri [kendileri]¹ tepe taklak ateşin içine düşürülür. "bulunmakta olduğunuz eylemlerinizden başkası [sebebiyle] mi cezalandırılırsınız?."

¹: (müfredat : وجه, Zamahşeri:keşşaf)

91-92- "Ben, sadece 'burayı [bu beldeyi] kutsal kılan, her şey kendisine ait olan, bu beldenin RAB'bine' kulluk etmekle emir olundum. Bir de, Müslümanlardan [Allah'a teslim olanlardan] olmakla ve kur'an'ı okuyup teşvik etmekle-uygulamakla emir olundum." [de]¹ Artık, kim yol bulduysa, sadece kendi benliği için yol buluyor. Kim yolu kaybettiyse artık "Ben sadece uyarıcılardanım." de.

¹: "De" [قل] emri hazf edilmiştir.

93- "Övgü, Allah'adır. [O ki] size ayetlerini [mucizelerini] yakında gösterecektir,¹ ardından onları [o mucizeleri] tanırsınız." de. RAB'bin, eylemlerinizden asla bihaber değildir.

¹: Ayetlerini göstermiştir. Bkz: Romalıların galibiyeti (Rum 1-3) evrenin tekillikten gelmesi (Enbiya 30), Güneş ve Ay'ın yörüngelerinin doğru tarif edilmesi (yasin 38-40, şems 1-2) evrenin genişlemesi (zariyat 47) gezegenlerin veya atmosferin oluşumu (fussilet 9-12, Naziat 29-32) insanın anne rahminde oluşum sırası doğru anlatım (müminun 14) Ay'ın kendi ışığı olmayıp güneşten aldığı ışığı yansıtması (yunus 5) dünyanın veya kıtaların hareketi (Neml 88, Naziat 32) canlılığın suda başlaması (Nur 45).