21 Kasım 2019 Perşembe

62- cuma suresi (Hubeyb öndeş meali)

1- Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanlar] kral olan, kutsal olan, devamlı üstün olan hakim/hikmetli olan Allah için tenzih ediyor.

2- O, kendilerinden olan, kendilerine onun ayetlerini okuyup teşvik eden, kendilerini arındıran, kendilerine kitabı ve hikmeti [akılla gerçeği tespit etme kabiliyetini] öğreten bir Elçiyi, bilmeyenlerin içine tayin edendir. Gerçekten onlar, daha önce kesinlikle apaçık bir kayboluşun içindeydi.

3- Henüz kendilerine katılmayan, kendilerinden başkalarına da [bir Elçi tayin etti]¹. O, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

¹: "ümmilerin içine" ifadesine atıf olarak "ehariyne=آخرين" ifadesi mensup gelmiştir.

4- İşte bu, Allah'ın tercih ettiği kimseye verdiği ikramıdır. Hâlbuki Allah, büyük ikramın sahibidir.

5- Tevrat, kendilerine taşıtılıp [sorumlulukları kendilerine yüklenip], sonra onu taşımayan [uygulamayan] kimselerin örneği, gerçeği açıklayan kitapları¹ taşıyan merkebin örneği gibidir. Allah'ın ayetlerini [işaretlerini] yalanlayan (o) milletin² örneği ne kötüdür! Halbuki Allah, zalimler milletine yol göstermez.

¹: "esfer=أسفار", gerçeği yorumlayan kitaplar anlamındadır (müfredat : سفر)

²: Tevrat kendilerinin sorumluluğunda olan yahudiler, inançlı oldukları halde ayette "Allah'ın ayetlerini yalanlayan millet" olarak tanımlanmıştır. Bu durun, "yalanlamanın" sadece söz ile değil, eylem ile de olabileceğini gösteriyor.

6- Ey Yahudiliği seçmiş olanlar! Eğer, kendinizin insanlardan beride Allah'a veliler olduğunuzu iddia ettiyseniz, ölümü temenni edin! Tabi, dürüst idiyseniz...

7- Onu [ölümü], elleriyle önden hazırladıkları [şeyler] sebebiyle ebediyen temenni etmeyecekler. Hâlbuki Allah, zalimleri bir devamlı bilendir.

8- "Gerçekten, kendisinden kaçtığınız ölüm, [evet!] kesinlikle o sizinle karşılaşıcıdır.¹ Sonra, Gayb'ın [görünmeyenin] ve açıkça görünenin bilenine geri çevrilirsiniz. Ardından, bulunmakta olduğunuz eylemlerinizi size bildirir." de.

¹: "fe innehu=فإنه" ifadesinde bulunan "fe =ف" harfi, cümlenin şart ve karşılık anlamı taşıması sebebiyle gelmiştir. (Fahreddin Razi, beydavi, zad'ul mesir) bununla birlikte "fe=ف" kullanılmaksızın da okunmuştur. (Fahreddin Razi)

9- Ey inanmış olanlar! Cuma gününden, yöneliş (namaz) için seslenildiği zaman, hemen Allah'ın hatırlatmasına koşun ve alışverişi bırakın. İşte bu, eğer bilmekteyseniz sizin için daha iyidir (hayırlıdır).

10- Artık, (o) yöneliş tamamlandığı zaman, yeryüzüne dağılın, Allah'ın ikramından arayın ve Allah'ı çokça anıp hatırlayın. Başarılı olmanız beklenir.

11- Bir ticaret ve bir oyalanma gördükleri zaman, ona [ticarete] ayrıldılar ve seni ayakta iken terk ettiler. "Allah'ın katındaki [şeyler], oyalanmadan ve ticaretten daha iyidir (hayırlıdır). Hâlbuki Allah, rızık verenlerin en iyisidir (hayırlısıdır)." de.

61- Saf suresi (Hubeyb öndeş meali)

1- Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanlar] Allah için tenzih etti. Hemde o, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

2- Ey inanmış olanlar! Neden yapmadığınız [şeyleri] söylüyorsunuz?

3- Yapmadığınız [şeyleri] söylemeniz, Allah'ın katında kızgınlıkça ne büyüktür!

4- Gerçek şu ki: Allah, sanki kurşunla sağlamlaşmış binalar gibi saf halinde kendisinin yolunda savaşanları sever.

5- Hani musa, kendi milletine "Ey milletim! Benim, Allah'ın size [gönderdiği] Elçisi olduğumu bilmekte olduğunuz halde neden bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Ardından, onlar [doğruluktan] sapınca, Allah onların kalplerini saptırdı. Allah, hadlerini aşanlar milletine yol göstermez.

6- Hani Meryem'in oğlu İsa "Ey İsrail'in oğulları!¹ Gerçekten ben, Tevrat'tan önümde bulunanları bir doğrulayan olarak ve benden sonra gelecek olan ismi Ahmet olan bir Elçi'yi bir müjdeleyen olarak Allah'ın size [gönderdiği] Elçisiyim." demişti. Ardından, onlara açık kanıtlarla geldiğinde, onlar "Bu, apaçık bir sihirdir/sihirbazdır²!" dediler.

¹: Önemli bir detay :
İsrail'in oğulları, Musa'nın kendi milleti olduğu için Musa peygamber "Ey milletim!" diye hitap eder. Ancak, İsa, İsrail'in oğullarından olmadığı için "Ey İsrail oğulları!" diye hitap eder.

²: "sihrun=سحر" yani "sihirdir" şeklinde de okunmuştur. "sahirun=ساحر" yani "sihirbazdır" şeklinde de okunmuştur. (Beydavi)

7- Kendisi İslam'a [barışa ve teslimiyete] davet olunurken, Allah'ın üzerinden bir yalanı uydurmuş kimseden daha zalim kimdir? Allah, zalimler milletine yol göstermez.

8- Allah'ın aydınlığını ağızlarıyla [yalanlarıyla]¹ söndürmek istiyorlar. Hâlbuki Allah, kendi aydınlığını tamamlayıcıdır. Kâfirler [gerçeği örtenler] istemese bile [tamamlayacaktır].

9- O, müşrikler [ortak koşanlar] istemese bile, ona (Elçisi'ne) dinin tamamını öğretmek için doğru yol rehberi ve Hakkın diniyle gönderendir.

10- Ey inanmış olanlar! Sizi can yakıcı bir azaptan kurtaran bir ticareti size göstereyim mi?

11- [o Ticaret] Allah'a ve Elçisi'ne inanmanız¹, mallarınız ve canlarınız ile Allah'ın yolunda [savunma ve koruma yolunda]² Cihad [çaba sarf]³ etmenizdir. Bilmekte idiyseniz bu sizin için daha iyidir (hayırlıdır).

¹: "en=أن" takdir edilerek çeviri yapıldı. Bu şekilde bir takdir dil bakımından geçerlidir. "tuminune=تؤمنون" ve "tucehidune=تجاهدون" ifadelerinin sonundaki nun harfleri lafza göre sabit kalmıştır. (Halebi: Duru-l mesun)

Bir başka kıraat'te "e'minu=آمنو" ve "ce'hidu=جاهدو" şeklinde iki emir olarak yani "inanın!" ve "Cihad edin!" şeklinde okunmuştur. (Halebi: duru-l mesun)

²: "Allah yolunda" ifadesiyle kasıt edilen her ifade, kur'an'ın onay verdiği ve emir ettiği şeyleri kapsar. Kur'an'ın onay verdiği savaş, sadece savunma, koruma, sadist insanları yok etmek, baskıyı yok etmek maksadıyla yapılan savaştır. (Bakara 190-195,) bunların dışında hiçbir şekilde savaşa müsaade yoktur. Savaş açanlar barış istiyorsa, bu durumda Barışı emir eder (Enfal 61,) savaş açmadığı sürece, müslüman olmayan kişilere dahi iyilik etmeye müsaade edilir. (Mumtehine 8,) bazılarının sandığının aksine; bu tarz ayetler durduk yere savaşmayı emir etmiyor.

³: Cihad, müdafaa/savunmada tüm gücünü kullanmaktır. (müfredat: جهد) bu ifade savaşla sınırlı değildir, dini anlatmak da Cihaddır.

12- [inanın ve çaba sarf edin]¹ ki, cezayı gerektiren işlerinizi sizin için bağışlasın, sizi alt taraflarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerinin içinde temiz bir yurda girdirsin. İşte bu, çok büyük bir kazançtır.

¹: "yagfir=يغفر" ve "yudhil=يدخل" ifadeleri, şartın cevabı olduğu için cezm edilmiştir. Önceki ayetin "e'minu=آمنو" ve "ce'hidu=جاهدو" şeklindeki kıraat'i de (Halebi: Duru-l mesun) bunu doğruluyor.

13- Kendisini seveceğiniz bir diğeri ise, Allah'tan bir yardım ve çok yakın bir fetihtir.¹ İnançlıları müjdele!

¹: "uhra tuhibbuneha=اخرى تحبونها" ifadesi müptedadır, devamındaki "nasrun... =نصر..." ifadesi ise onun haberidir. (Beydavi) iki ifade arasındaki vakfe yani durak dikkate alınacak olursa, hazf eklemek gerekecektir.

14- Ey inanmış olanlar! Allah'ın [dininin]¹ çokça yardımcıları olun. Tıpkı, Meryem'in oğlu İsa'nın, Havarilere "Allah'a doğru [giden yolda] çokça yardım edenlerim kimlerdir?" demesi gibi. Havariler "Biz, Allah'ın [dininin] çokça yardım edenleriyiz" dediler. Ardından, İsrail'in oğullarından bir takım inandı ve bir takım gerçeği örtüp göz ardı etti. Ardından, inanmış o kimselere, kendilerinin düşmanlarına karşı el verdik [destek olduk]. Böylece üstün gelenler olarak sabahladılar.

¹: Muzaf [tamlayan] hazf edilmiştir [atılmıştır]. Cümle "dinillahi=دين الله" takdirindedir.

20 Kasım 2019 Çarşamba

60- Mümtehine suresi (Hubeyb öndeş meali)

Mümtehine suresi

1- Ey inanmış olanlar! Onlar RAB'biniz olan Allah'a inanıyorsunuz diye Elçi'yi ve sizi çıkararak, Hak'tan size gelmiş olanı göz ardı etmişlerdi. Şu halde, kendilerine sevgi atarak, benim düşmanım ve sizin düşmanınız olanları veliler edinmeyin! Eğer, Cihad [çaba sarf] etmek ve razı oluşumu aramak için çıkmış iseniz [onları veli edinmeyin.] Siz, onlara olan sevginizi gizliyorsunuz. Hâlbuki ben, sakladığınız [şeyleri] ve açığa çıkardığınız [şeyleri] biliyorum. Sizden bunu yapan kimse eşit olan yolu kaybetmiştir.

2- Eğer, sizi ele geçirirlerse, size düşman olurlar, ellerini [güçlerini] ve çirkinlikle dillerini size uzatırlar. "nankörlük (küfr) etseydiniz.." [diye] arzu ettiler.

3- Rahimleriniz [akrabalarınız] ve çocuklarınız, size asla fayda vermeyecek. Kıyamet gününde, [Allah] aranızı ayırır [hüküm verir]. Allah, eylemlerinizi bir devamlı görendir.

4- İbrahim ve onun beraberindekilerde size güzel bir örnek vardı. Hani onlar kendi milletlerine "Gerçekten biz, sizden ve sizin Allah'tan beride kulluk ettiğiniz [şeylerden] beri olanlarız. Sizi(n dininizi) göz ardı ettik. Bizimle sizin aranızda, ebedi olarak düşmanlıklar ve sevgisizlikler açığa çıktı. Siz, Allah'a onu tek [sayarak] inanıncaya¹ kadar..." demişlerdi. Ancak, İbrahim'in, babasına "Senin için mutlaka bağışlanma isteyeceğim! Sana Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] hiçbir açıdan sahip [engel] değilim." demesi hariç [bu güzel bir örnek değildir]². "RAB'bimiz! Sadece sana güvenip dayandık (tevekkül ettik) ve sadece sana samimi bir şekilde yöneldik. Dönüş yeri sadece sanadır"

¹: Bu sözü söyleyenlerin milletleri tarafından zulme uğradıkları malumdur. Çünkü bu surenin (Mümtehine) 8-9 ayetlerinde Allah'ın sadece savaş açmış ve sürgün etmiş kişilere iyilik etmekten yasakladığı belirtilmiştir. Dolayısıyla bu ayette anlatılan olay sadece inanç farkından dolayı değil; müşriklerin, tek Allah inancına sahip olanlara çeşitli zulümlerinden dolayı böyle söylediğinden bahsetmektedir.

²: Buradaki istisna, "güzel bir örnek" ifadesinden yapılmıştır. (Zamahşeri :keşşaf)

5- "RAB'bimiz! Gerçeği örtmüş olanlar için bizi bir fitne [sınama konusu] yapma! Bizi bağışla RAB'bimiz! Gerçekten sen, devamlı üstün olanın, hakim/hikmetli olanın ta kendisisin."

6- Elbetteki, onlarda sizin için, yani Allah'ı ve ahiret [son] gününü ummakta olan kimse[ler] için güzel bir örnek vardı. Yüz çevirmiş kimse[ler bilsinler ki] gerçekten Allah, zengin olandır, övgüye layık olandır.

7- Sizinle, onlardan birbirinize düşmanlık ettiğiniz kimseler arasında, Allah'ın bir sevgi meydana getirmesini dileyin!¹ Allah, imkanı olandır. Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.

¹: "ase=عسى" normalde "umulur ki" anlamındadır. Ancak, mana itibariyle "dileyin" manasında olduğu için (müfredat: عسى) bu şekilde çeviri yapıldı.

8- Allah, Din konusunda [kendi dinleri veya sizin dininiz uğruna]¹ size hiç saldırı yapmamış ve sizi yurtlarınızdan hiç çıkarmamış olanlardan, yani onlara iyilik etmeniz[den] ve onlara hakkaniyetli davranmanız[dan] sizi engellemiyor. Gerçekten Allah, hakkaniyetli davrananları seviyor.

¹: "ed-din=الدين" kelimesinin başındaki "el =ال" takısı, tamlanandan [muzafun ileyh'ten] bedeldir. Yani onun yerine geçmiştir. Cümle, "dinikum=دينكم" yani "sizin dininiz" ve "dinihim=دينهم" yani "kendilerinin dini" anlamındadır.

9- Allah, sadece size din konusunda [kendi dinleri veya sizin dininiz uğruna] saldırı yapmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanız konusunda sırt sırta vermiş [destekleşmiş] olanlardan yani onları veli/idareci edinmenizden sizi engeller. Kim, onları veli/idareci edinirse, [bilin ki] artık zalimlerin ta kendileri işte onlardır.

10- Ey inanmış olanlar! İnançlı muhacir [göç eden] kadınlar size geldikleri zaman onları test edin. Allah, onların inançlarını daha iyi bilir. Artık, onların inançlı kadınlar olduğunu bildiyseniz, onları [o kadınları] kafirlere [gerçeği örtenlere] geri göndermeyin. Onlar [o inançlı kadınlar] onlara [kafirlere] helal değildir; onlar [kâfirler] onlara [o inançlı kadınlara] helal olacak değildir. Onlara [kâfirlere] harcadıkları [mehiri] verin. Onlara [o inançlı kadınlara] ödüllerini/mehirlerini verdiğiniz zaman, onlarla evlilik yapmanız [konusunda] size hiçbir günah/yanlışa meyil ediş yoktur. Kâfir kadınları [evlilik] bağında tutmayın. Ne harcadıysanız onu isteyin ve [kâfirler] ne harcadılarsa onu istesinler. İşte bu, Allah'ın hükmüdür, aranızda hükmediyor. Allah, bir devamlı bilendir, hakimdir/hikmetlidir.

11- Eğer, eşlerinizden herhangi bir şeyi/birini¹, kafirlere kaçırıp da karşılıklı çatışmaya girip (ganimet elde ettiyseniz)², eşleri gitmiş olanlara, onlara (gitmiş eşlerine) ne harcadılarsa, onun mislini verin. Kendisine inançlı olduğunuz Allah'a (karşı gelmekten) sakının.

¹: "ehade min ezvacikum=أحد من أزواجكم" şeklinde de okunmuştur. (zamahşeri :keşşaf, beydavi) her iki okuyuşa göre de meal edildi.

²: "a'kabtum =عاقبتم" ifadesi farklı okuyuşlarla ve verilen farklı anlamlarla birlikte sonuç olarak "çatışmaya girip elde ettiğiniz ganimetten, eşi giden kişiye verin" anlamındadır. (kurtubi, zamahşeri:keşşaf, beydavi,)

12- Ey Nebi! İnançlı kadınlar, 'Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmamaları [ortak saymamları], hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, çocuklarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında herhangi bir iftirayı, onu uydurarak getirmemeleri ve tanınan iyilik¹ (maruf) konusunda sana isyan etmemeleri' konusunda sana biat ederek [egemenliğini kabul ederek] geldikleri zaman, onlara [o kadınlara] biat et ve onlara Allah'tan bağışlanma iste. Gerçekten Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.

¹: Kadınların sadece tanınan iyilik konusunda isyan etmeleri yasaklanmıştır. Bu ifadede, kadının seçme hakkına ve yöneticiye yanlış konularda baş kaldırma hakkına delil vardır.

13- Ey inanmış olanlar! Allah'ın kendilerine gazap etmiş olduğu bir milleti veli/idareci edinmeyin. Onlar Ahiretten [son hayattan] umut kesmişlerdir. Tıpkı kafirlerin, kabirlerin dostlarından umut kestikleri gibi..

59- Haşr suresi (Hubeyb öndeş meali)

Haşr suresi

1- Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanlar] Allah için tenzih etti. Hemde o, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

2- O, kitap halkından (ehli kitaptan) olup gerçeği örtmüş olanları ilk Haşr [bir araya toplayış] zamanı kendi yurtlarından çıkaran'dır. Onların çıkacağını düşünmediniz. Onlar da, kendilerinin kalelerinin Allah'tan [gelen herhangi bir şeye karşı] engelleyicileri olduklarını düşündüler. Ardından, Allah'ın [emri]¹, kendilerinin hiç hesap etmedikleri yerden kendilerine geldi ve kalplerine (o) dolup taşan korkuyu fırlattı. [Allah] onların evlerini kendilerinin elleriyle ve inançlarını elleriyle harap ediyor. Artık, ibret alın ey basiret sahipleri!

¹: Muzaf [tamlayan] hazf edilmiştir [atılmıştır], muzafun ileyh [tamlanan] onun yerine geçmiştir. Cümle "Emrullahi=أمر الله" takdirindedir.

3- Şayet, Allah onlara karşı 'sürgünü' yazmamış olsaydı, mutlaka dünyada [ilk'te] onlara azap etmişti. Onlar için, Ahirette [son hayatta] ateşin azabı vardır.

4- İşte bu, onların Allah ve Elçisi ile cepheleşmiş olmaları sebebiyledir. Kim, Allah ile cepheleşirse, [bilsin ki] kesinlikle Allah, sonucu [cezası] şiddetli olandır.

5- Herhangi bir hurma[ağacın]dan ne kestiyseniz veya onu [hurma ağacını] aslı/kökü üzerinde ayakta bıraktıysanız [bilin ki] Allah'ın izniyle'dir. Hadlerini aşanları rezil etmesi için [o izin verildi].

6- Allah'ın, Elçisi'ne onlardan kolayca/savaşsız olarak geri çevirdiği [şeylere gelince] siz ona hiçbir at ve binek koşturmadınız. Fakat Allah, Elçilerini tercih ettiği kimseye musallat ediyor. Hâlbuki Allah, her şeye imkanı olandır.

7- Allah'ın, Elçisi'ne (o) kentin halkından kolayca/savaşsızca geri döndürdüğü [şeyler] sizden olan zenginlerin arasında dolaşan [bir şey] olmaması için, Allah'a, Elçisi'ne, yakınlık sahiplerine, yetimlere, yoksullara, yolda kalanlara aittir. Elçi, size ne verdiyse, artık onu alın; sizi neyden engellediyse, artık ona son verin. Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Gerçekten Allah, sonucu [cezası] şiddetli olandır.

8- [yakınlık sahiplerine, yetimlere, yoksullara] yani Allah'tan bir ikramı ve razı oluşu ararken, Allah'a ve Elçisi'ne yardım ederken yurtlarından ve mallarından çıkarılan muhacir [göç eden] fakirlere [aittir]. işte, asıl dürüst olanlar onlardır.

9- Onlardan önce yurda ve inanca yerleşmiş olanlar, kendilerine hicret [göç] eden kimse[ler'i] seviyorlar. Onlara verilmiş olanlardan dolayı göğüslerinde herhangi bir hacet [ihtiyaç/kıskançlık] bulamazlar. Onlar kendilerinde bir boşluk [geçim sıkıntısı] olsa bile onları kendi canlarına karşı tercih ediyorlar. Kim[ler], kendi canının doyumsuzluğundan korunup sakınırsa [bilsinler ki] kazananların ta kendileri işte kendileridir.

10- Onlardan sonra gelmiş olanlar "RAB'bimiz! Bizi ve inançta bizi geçmiş olan kardeşlerimizi bağışla. İnanmış olanlara yönelik bir kini-düşmanlığı kalplerimize yerleştirme. RAB'bimiz! Gerçekten sen, Rauf'sun, Rahimsin" diyorlar.

11- İkiyüzlülük (münafıklık) yapmış [kişileri] kitap halkından (ehli kitaptan) gerçeği örtmüş o kardeşlerine "Yemin olsun eğer çıkarıldıysanız, mutlaka ama mutlaka sizinle birlikte çıkarız ve sizin hakkınızda edebi olarak hiçbir kimseye gönülden itaat etmeyiz. Eğer, saldırıya uğradıysanız, mutlaka ama mutlaka size yardım ederiz." derlerken, hiç görmedin mi? Hâlbuki Allah şahitlik eder ki: kesinlikle onlar gerçekten de yalancıdır.

12- Gerçekten: eğer, onlar [kardeşleri] çıkarılmış olsa, onlar [ikiyüzlüler] onlarla birlikte çıkmazlar. Gerçekten, eğer onlar [kardeşleri] saldırıya uğramış olsa, onlar [ikiyüzlüler] onlara yardım etmezler. Şayet, yardım etmiş olsalar, mutlaka arkalarını döndürür [kaçarlar] sonra da yardım olunmazlar.

13- Gerçekten siz, onların göğüslerinde (iç dünyasında) endişe bakımından Allah'tan daha şiddetlisiniz (Allah'tan çok sizden korkuyorlar). İşte bu, onların anlamayan bir millet olmalarından dolayıdır.

14- Sizinle, topluca savaşamazlar. Ancak, korunmuş bir kentin içinde veya yüksek duvarların arkasından [savaşırlar]. Aralarındaki perişanlıkları [dertleri] çok şiddetlidir. Sen onları toplu [birlik] sanıyorsun. Hâlbuki onların kalpleri dağınıktır. İşte bu, onların akıl etmeyen bir millet olmalarından dolayıdır.

15- [Onların örneği¹] kendilerinden önceki çok yakın kimselerin örneği gibidir. Emirlerinin/işlerinin vebalini tattılar. Kendileri için can yakan bir azap vardır.

¹: Özne [müpteda] olan "meseluhum=مثلهم" ifadesi atılmıştır [hazf edilmiştir]. (Müşkül i'rab-ul kur'an)

16-17- Yani şeytanın örneği gibi... Hani insana "nankörlük et." demişti. Ardından, [insan] nankörlük edince, [şeytan] "Gerçekten ben, senden beriyim. Gerçekten ben, Alemlerin [tüm varlıkların] RAB'bi olan Allah'tan korkuyorum." demişti. Ardından, ikisinin de sonucu [cezası], ikisinin de içinde kalıcı oldukları haldeki ateşin içinde bulunmaları oldu. İşte bu, zalimlerin karşılığıdır.

18- Ey inanmış olanlar! Allah'a (karşı gelmekten) sakının. Herhangi bir can, yarın için önden ne hazırladığına bakıp düşünsün. Allah'a (karşı gelmekten) sakının! Gerçekten Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.

19- Allah'ı unutmuş, ardından [Allah'ın] kendilerine kendi canlarını unutturmuş olduğu [kimseler] gibi olmayın! İşte onlar, hadlerini aşanların ta kendileridir.

20- Ateşin dostları ve cennetin dostları eşit olmazlar. Cennetin dostları, kazananların ta kendileridir.

21- Şayet, bu kur'an'ı herhangi bir dağın üzerine indirmiş olsaydı, onu [o dağı] Allah'a olan saygısından dolayı parça parça olmuş bir boynu bükük halde görürdün. İşte bu, insanlara örneklendirdiğimiz haldeki misallerdir. Onların kavramaya çalışmaları beklenir.

22- O, kendisinden başka hiçbir Tanrı olmayan Allah'tır. Görünmeyenin ve açıkça görünenin bilenidir, Rahman'dır, Rahim'dir.

23- O, kendisinden başka kral (Melik), kutsal (Kuddus), esenlik (selam), güvenilen/inanılan¹, gözcü (müheymin) , devamlı üstün (aziz), egemen (cebbar), büyüklükte olan, hiçbir Tanrı olmayan Allah'tır. Allah, onların şirk [ortak] koşmakta olduklarından münezzehtir.

¹: "mumEn=مؤمن" yani "inanılan/güvenilen" anlamında da okunmuştur. (zamahşeri:keşşaf)

24- O, Allah'tır, örneksiz yaratandır, şekil verendir. En güzel isimler onundur. Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanlar] onun için tenzih ediyorlar. O, devamlı üstündür, hakimdir/hikmetlidir.

19 Kasım 2019 Salı

58- Mücadele (Hubeyb öndeş meali)

Mücadele suresi

1- Allah, seninle eşi hakkında mücadele eden ve Allah'a şikayette bulunan o kadının sözünü işitmişti. Hâlbuki Allah, İkinizin tartışmasını işitiyordu. Gerçekten Allah, devamlı işitendir, devamlı görendir.

2- Sizden, kendi hanımını annesi sayanlar [bilsinler ki] onlar [hanımları] kendilerinin anneleri değildir. Kendilerinin anneleri ancak kendilerini doğurmuş olan kadınlardır. Gerçek şu ki onlar, sözden tanınmayanı ve eğri [yalan] olanı söylüyorlar. Gerçek şu ki, Allah gerçekten de çok affedendir, çok bağışlayandır.

3- Kendi hanımını, annesi sayan sonra da dediği [şey] için tekrar başa dönenlere [eşine geri dönenlere gelince] artık [eşiyle] ilişkisinden önce, herhangi bir kölenin özgür bırakılması [görevi düşer]. İşte, size öğüt edilen budur. Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.


4- Artık, (bunu yapmaya imkanı) hiç bulamayan kimseye [eşiyle] ilişkisinden önce, arka arkaya iki ay olan oruç [tutma görevi vardır]. Artık, (buna) gücü yetmeyen kimseye, altmış yoksula yedirme [görevi düşer]. İşte bu, Allah'a ve Elçisi'ne inanmanız içindir. İşte bu, Allah'ın sınırlarıdır. Kâfirler [gerçeği örtenler] için, can yakıcı bir azap vardır.

5- Gerçek şu ki, Allah ve Elçisi ile sınırlaşanlar [karşı saf tutanlar], perişan edilerek geri çevrilirler. Tıpkı, kendilerinden öncekilerin perişan edilerek geri çevrildikleri gibi.. Apaçık ayetler [mucizeler] indirmiştik. Kâfirler [gerçeği örtenler] için, alçaltan bir azap vardır.

6- Allah'ın onları, topluca yeniden dirilteceği günü [an!] ardından, onlara bulunmuş oldukları eylemlerini bildirir. Allah, onu [onların eylemlerini] hesap etti ve onlar onu unuttu. Oysaki Allah, her şeye devamlı bir şahittir.

7- Allah'ın, Göklerde ne varsa ve yerde ne varsa [tüm evrende bulunanları] biliyor olduğunu hiç görmedin mi? Üç [kişinin] gizli konuşması ancak dördüncüleri o [Allah] olursa gerçekleşir.  Beş [kişinin gizli konuşması olursa] ancak altıncıları o [Allah] olursa [gerçekleşir]. Bundan daha aşağıda ve daha çok [ise] ancak o [Allah] onlarla birlikte iken [gizli konuşma gerçekleşir] nerede olurlarsa olsunlar... Sonra, kıyamet gününde kendilerine bulunmuş oldukları eylemleri kendilerine bildirir. Gerçekten Allah, her şeyi devamlı bilendir.

8- Gizli konuşmadan engellenmiş, sonra da kendisinden engellendiği [şeye] tekrar dönen ve kasıtlı suç, düşmanlık ve Elçiye kötülük hakkında fısıldaşan kimseleri hiç görmedin mi? Sana geldikleri zaman, Allah'ın seni hiç selamlamadığı bir şekilde seni selamladılar ve "Söylediğimiz [şeyler] sebebiyle, Allah bize azap etseydi ya?" diyorlar. Kendisini[n azabını] çekecekleri cehennem kendilerine yeterlidir. Artık, ne kötü dönüş yeridir!

9- Ey inanmış olanlar! Fısıldaştığınız zaman, kasıtlı suç, düşmanlık ve Elçiye kötülük hakkında fısıldaşmayın. İyilik ve takva [korunup sakınma] hakkında fısıldaşın. Kendisin[in emrine] doğru bir araya getirilecek olduğunuz Allah'a (karşı gelmekten) sakının.

10- (Bu) gizli konuşma, inanmış olanları üzmek için, sadece şeytandandır. Allah'ın izni ile olmadıkça hiçbir şekilde asla zarar verici değildir. İnançlılar, sadece Allah'a güvenip dayansın(tevekkül etsin).

11- Ey inanmış o kimseler! Size "Meclislerde açılın [yeri genişletin]" denildiği zaman, hemen açılın [yeri genişletin] ki, Allah sizin için [yeri] genişletsin. "Dağılın/kalkın¹" denildiği zaman, hemen dağılın/kalkın ki, Allah sizden inanmış olanları yükseltsin ve bilgi kendilerine verilmiş olanları dereceler bakımından [yükseltsin]². Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.

¹: "unşuZu=أنشزو" yani "kalkın!" şeklinde de okunmuştur, "unşuRu=انشرو" yani "Dağılın!" şeklinde de okunmuştur. (müfredat: نشر,)

²: "minkum=منكم" kısmında söz tamamlanmıştır. Devamındaki ifade gizli bir fiil ile mensuptur. (Halebi: duru-l mes'un) çeviri buna göre yapıldı.

12- Ey inanmış olanlar! Elçi ile gizli konuştuğunuz zaman, gizli konuşmanızdan önce (fakirlere)¹ önden bir sadaka gönderin. İşte bu, sizin için daha iyidir (hayırlıdır) ve daha temizdir. Artık, (buna imkan) bulamıyorsanız, o halde [bilin ki] kesinlikle Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.²

¹: Sadaka, Tevbe 60. Ayette bahsedilenlere verilmektedir. Çünkü ilgili ayette "sadece" diyerek sadakayı fakir, yolcu vb. İnsanlara mahsus yapılmıştır.

Eğer, Elçiye verilecek olsaydı, buna "ecr=أجر" denilmesi gerekirdi. "sadaka=صدقة" değil.

²: Ayetin ifadesi tarihsel olsa da verdiği mesaj evrenseldir. İnsanlar, sürekli kolayca soru sorduğu birinin sözlerini pek dikkate almaz. Ancak bir bedel ödeyerek zar zor soru sorduğu birinin sözlerini çok dikkatli dinler. Ayet bu ve çıkarılabilecek pek çok anlam itibariyle evrenseldir.

13- Gizli konuşmanızdan önce, (fakirlere) önden sadakaları göndermekten çekindiniz mi? hiç yapamamıştınız ve Allah tevbenizi kabul etmişti. O halde, yönelişi (namazı) ayakta tutun (devam ettirin), zekatı verin, Allah'a ve Elçisi'ne gönülden itaat edin. Allah, eylemlerinizden devamlı haberdardır.

14- Allah'ın, kendilerine gazap etmiş olduğu bir milleti veli/idareci edinenleri hiç görmedin mi? Onlar, sizden ve onlardan değildir. Onlar, biliyor oldukları halde yalanın üzerine yemin ediyorlar.

15- Allah, çok şiddetli bir azabı onlara hazırladı. Gerçekten onlar, ne kötü eylemde bulunmaktaydılar!

16- İnançlarını¹, bir saklanış edinip Allah'ın yolundan çevirdiler. Artık, onlar için alçaltan bir azap vardır.

¹: "Eyman=أيمان" ve "İyman=إيمان" olarak iki şekilde de okunmuştur. (zamahşeri :keşşaf) ilk okuyuşa göre "yeminlerini bir saklanış edinip..." manasındadır. İkinci okuyuşa göre çeviri yazıldığı anlamda'dır.

17-18- Allah'ın, onları topluca yönlendireceği/yeniden dirilteceği, onların da ona [Allah'a] tıpkı size yemin ettikleri gibi yemin edeceği gün¹, malları ve çocukları, onlara Allah'tan [gelecek herhangi bir şeye karşı] hiçbir açıdan asla yeterli gelmeyecek. İşte onlar, ateşin dostlarıdır. Onlar, onun [ateşin] içinde kalıcıdır. Kendilerinin herhangi bir şey üzerinde olduklarını sanıyorlar. Dikkat! Gerçekten, asıl yalancılar onlardır.

¹: 18. Ayetteki "gün" kelimesi 17. Ayetteki "yeterli olmayacak" ifadesine bağlıdır. (Müşkül i'rab-ul kur'an)

19- Şeytan, onları kontrolü altına almayı istedi, böylece Allah'ın hatırlatmasını unuttular. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Dikkat! Gerçekten, şeytanın taraftarları kaybedenlerin ta kendileridir.

20- Gerçekten, Allah ve Elçisi ile sınırlaşanlar[a gelince] işte, aşağı seviyede olanların ta kendileri onlardır.

21- Allah "Ben ve Elçilerim mutlaka ama mutlaka yeneceğiz!" diye yazdı. Gerçekten Allah, güçlüdür, devamlı üstündür.

22- Allah'a ve ahiret [son] gününe inanan bir milleti, Allah ve Elçisi ile sınırlaşmış kimse[ler ile] karşılıklı sevgi beslerken bulamazsın. [isterse] Ataları veya oğulları veya kardeşleri veya kabileleri olsun [yine karşılıklı sevgi beslemezler]. İşte onlar, [Allah'ın] kalplerine 'inanç' yazdığı ve kendisinden bir ruh ile kendilerine el [güç] verdiği [kimseler]dir. Onları, alt taraflarından ırmaklar akan, içinde kalıcı oldukları cennetlere girdirir. Allah, onlardan razı oldu ve onlar ondan [Allah'tan] razı oldular. İşte onlar, Allah'ın taraftarlarıdır. Dikkat! Gerçekten, Allah'ın taraftarları kazananların ta kendisidir.

18 Kasım 2019 Pazartesi

57- Hadid suresi (Hubeyb öndeş meali)

Hadid suresi

1- Kendisi Aziz, Hakim halde olan Allah için, göklerde ve yerde ne varsa [Allah'ı] tesbih etti. 

2- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] yönetimi sadece onundur. O, her şeye imkanı olan iken, can veriyor ve can alıyor.

3- O, her şeyi devamlı bilen olarak 'ilk'tir, 'son'dur, zahirdir [varlığının gerçeği ortadadır] ve batındır [duyu organlarından saklıdır].

4- O, gökleri ve yeri [tüm evreni] altı günde (dönemde) yaratan, sonra Arş'ı [yönetimi]¹ hükümranlığı² altına alandır. Yere gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni ve ona yükselerek gideni biliyor. Nerede olursanız olun, o sizinle birliktedir. Allah, eylemlerinizi bir devamlı görendir.

¹:"Arş =عرش" aslen "kürsü" demektir. Fakat bu kelime "yönetim, güç, saltanat, mülkiyet" manasında da kullanılmıştır. Örneğin "kralın Arşı" ile "kralın mülkü, saltanatı" kasıt edilmiştir. (müfredat : عرش, Fahreddin Razi) buradan anlıyoruz ki, Allah'ın Arşı ile kastedilen, onun mülkü, yani yönetimidir. Ayrıca, "Arş'a [taht'a] istiva etmek" ifadesi, kralın bir şeyi mülküne alması, kral olması anlamında kinaye olarak kullanılır. (keşşaf sahibi)

²: "ıstiva = استوى" fiili "ale =على" harfi cerr'i ile "istila etmek" yani "hükümranlığı altına almak" mânâsına gelir (müfredat :سوا) bu Ayette de aynı şekilde kullanıldığı için bu mana verildi.

5- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] yönetimi sadece onundur. İşler/durumlar, sadece Allah'a döndürülür.

6- Geceyi, gündüzün içine geçiriyor ve gündüzü, gecenin içine geçiriyor. O, göğüslerin sahibini devamlı bilendir.

7- Allah'a ve Elçisi'ne inanın. Sizi, kendisin[in tasarrufuna] geçirmeyi/sahip yapmayı istediği [şeylerden/mallardan] harcama (infak) yapın. Artık, sizden olup inanmış ve harcama (infak) yapmış olanlara [gelince] onlara çok büyük bir ödül vardır.

8- Elçi, RAB'binize inanmanız için size dua ediyorken, size ne var ki Allah'a inanmıyorsunuz? Oysaki, eğer inançlı idiyseniz, pekiştirilmiş anlaşmanızı almıştı.

9- O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetleri kısım kısım indirendir. Kesinlikle Allah, size karşı gerçekten de rauf'tur, rahim'dir.

10- Göklerin ve yerin [tüm evrenin] mirası sadece Allah'a ait olduğu halde size ne var ki Allah'ın yolunda harcama (infak) yapmıyorsunuz? Sizden (içinizden) Fetih'ten önce harcama (infak) yapmış ve savaşmış kimse[ler] eşit olmaz. İşte onlar, ondan [fetih'ten] sonra harcama (infak) yapmış ve savaşmış olanlardan dereceler bakımından daha büyüktür. Her birine, Allah en güzelini söz verdi. Oysaki Allah, eylemlerinizden haberdardır.

11- Allah'a güzel bir ödünç¹ olarak ödünç verip de [Allah'ın] kendisine [veren kimseye] onu [verdiği ödüncü] kendisi için kat kat artırdığı ve kendisi için çok değerli bir ödül olan [kişi] kimdir?

¹: Muhammed 7. Ayetin dipnotuna bakınız.

12- İnançlı erkekleri ve inançlı kadınları, kendilerinin aydınlığı (Nur'u) önlerinde ve yeminlerinde/sağlarında koşarken göreceğin günü [an!] "Bugün, müjdeniz alt taraflarından ırmaklar akan, içinde kalıcı olunan cennetlerdir. İşte bu, büyük kazancın ta kendisidir."

13- [göreceğin gün] yani, münafık [ikiyüzlü] erkekler ve münafık [ikiyüzlü] kadınların, inanmış olanlara "Bize bakın da aydınlığınızdan almaya çalışalım" diyeceği günü [an!] "arkanıza dönün de herhangi bir aydınlık arayın!" denildi. Ardından, karnında rahmetin bulunduğu ve sırtında [arkasında] kendi yönünden azabın bulunduğu bir kapıya [sahip olan] bir duvar aralarına vuruldu [çekildi].

14- Onlara "Sizinle hiç birlikte değil miydik?" [diye] seslenilir. "Tabi, fakat siz kendi canınızı fitnelediniz [yaktınız], gözetlediniz, şüphelendiniz ve Allah'ın emri gelene kadar kuruntular sizi kandırdı. Çokça kandıran, sizi Allah ile kandırdı." dediler.

15- "O halde bugün, sizden de, gerçeği örtmüş olanlardan da herhangi bir fidye alınmaz. Barınağınız cehennemdir, o sizin sahibinizdir ve ne kötü dönüş yeridir!"

16- İnanmış olanlar için 'Allah'ın hatırlatması'na (zikrine) ve Hak'tan önce indirdiği [şeylere] karşı kalplerinin saygılı olmalarının ve önceden kitap kendilerine verilmiş, ardından belirli süre kendilerine uzun gelmiş¹ böylece kalpleri katılaşmış [kişiler] gibi olmamalarının zamanı hiç gelmedi mi? Onlardan [kitap verilmiş o kimselerden] pek çoğu hadlerini aşanlardır.

¹: yani "o süreyi çok uzun bulup sabır edemediler" anlamındadır.

17- Bilin ki, Allah yeri [dünyayı] ölümünden sonra diriltiyor. Akıl etmeniz beklendiği için, ayetleri [işaretleri] size açıklamıştık.

18- Gerçekten, doğrulayan/sadaka veren¹ erkekler, doğrulayan/sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel bir ödünç olarak ödünç vermiş [kimselere gelince]² kendileri için [ödünçleri] kat kat artırılır. Kendileri için, çok değerli bir ödül vardır.

¹: "doğrulayan" mânâsına gelecek şekilde "musaddik=مصدق" olarak da okunmuştur. "Bağışlayan/sadaka veren" anlamında olacak şekilde "muteseddik=متصدق" olarak da okunmuştur. (Beydavi, kurtubi)

²: Manaya atfen "ellezine ekredu=الذين اقرضو" manasındadır. (Beydavi)

19- Allah'a ve Elçisi'ne inanmış olanlara [gelince] işte, çokça dürüst olanlar ve RAB'lerinin katında şahitler olanlar asıl onlardır. Kendileri için, ödülleri ve kendilerinin aydınlığı vardır.¹ Gerçeği örtmüş ve Ayetlerimizi [mucizelerimizi] yalanlamış olanlara [gelince] İşte, kızgın ateşin dostları, asıl onlardır.

¹: "şuhedau=شهداء" ifadesi müpteda, "inde rabbihim=عند ربهم" ifadesi ise haber kabul edilebilir. (Beydavi) buna göre "... çokça dürüst olanlar işte onlardır. Şahitler, RAB'lerinin katındadır..." şeklinde de meal edilebilir.

20- Bilin ki: Dünya [ilk] hayatı, sadece bir oyun, bir oyalanma, bu süs, aranızda bir övünme ve mal ve çocuklar konusunda bir çoğalmadır, bitkileri Kafirlerin/çiftçilerin¹ hoşuna giden bir yağmur yardımı gibidir. Sonra [o bitki] olgunlaşır, ardından onu sararmış görürsün. Sonra, bir yığın çer çöp olur. Ahirette [son'da] şiddetli bir azap ve Allah'tan bir bağışlanma ve çokça razı oluş vardır. Dünya [ilk] hayatı, ancak çokça aldatanın geçimidir.

¹: Her iki anlama da gelebilir. (müfredat : كفر, beydavi) çünkü "küfr=كفر" aslen "bir şeyi örtmek" demektir. Kâfirler, Gerçeği örtenlerdir. Çiftçi ise, ektiği tohumun üzerini örtendir. Ayet her iki şekilde de anlaşılmıştır.

21- RAB'binizden olan bir bağışlanmaya ve genişliği, Göğün ve yerin genişliği gibi olan ve Allah'a ve Elçisi'ne inanmış olanlar için hazırlanmış olan cennete doğru yarışın. İşte bu, Allah'ın tercih ettiği kimseye verdiği ikramıdır. Allah, en büyük ikramın sahibidir.

22- Yerde ve kendi benliklerinizde, sıkıntıdan size ne isabet ettiyse, onu¹ örneksizce yaratmamızdan önce mutlaka bir kitapta vardır. işte bu, Allah'a göre çok kolaydır.

¹: "onu" zamiri, Yere de işaret edebilir, nefislere de, isabet edene de..(Fahreddin Razi) Hepsinde de anlamlar birbirine yakındır.
Bu ayet, determinizm yani bilimsel kadercilik ile uyumludur. Determinizm'e göre, evrendeki her şey belirlenmiştir. Ayette de, olaylar gerçekleşmeden önce bir kitapta yazılı yani belirlenmiş olduğu anlatılmaktadır.

Bu ayetten, iradenin olmadığı sonucu çıkmaz. İrade dışı gerçekleşen olayların en başından beri belirlenmiş olduğu sonucu çıkar. Tamamen iradenin olmadığı sonucu çıksaydı, insan 3. Ayetle çelişirdi.

23- Kaçırdığınıza çaresizce üzülmemeniz ve size verilene sevinip böbürlenmemeniz için...¹ Gerçekten Allah, küçümseyen böbürlenenlerin tümünü sevmez.

¹: "ehbarnekum=أخبرناكم" yani "Size haber verdik" fiili hazf edilmiştir. (Müşkül i'rab-ul kur'an) ayet "...böbürlenmemeniz için size haber verdik" anlamındadır. Ya da önceki ayete bağlı olarak "...böbürlenmemeniz için, bir kitaptadır" anlamına gelebilir.

24- O [küçümseyen böbürlenen kimseler] ki, cimrilik eder ve insanlara cimriliği emir ederler. Kim, yüz çevirdi/onlara yöneldi ise [bilsin ki] kesinlikle Allah, asıl zengindir, övgüye layık olandır.

25- Elbetteki, Elçilerimizi açık kanıtlarla göndermiştik. İnsanların, hakkaniyeti ayakta tutmaları [gereğince yerine getirmeleri] için ve Allah'ın, kendisine¹ ve Gayb'da [yalnızken] Elçisi'ne yardım eden kimse[ler'i] bilmesi için² onlarla [Elçilerle] birlikte kitabı ve teraziyi indirdik. İçinde şiddetli bir zorluk ve insanlar için faydalar bulunan demiri indirdik³. Gerçekten Allah, güçlüdür, devamlı üstündür.

¹: Muhammed 7. Ayetin dipnotuna bakınız.

²: "li ya'leme=ليعلم" ifadesi, "li yekumu=ليقمو" ifadesinin mahaline atıftır. (zad'ul mesir) çeviri buna göre yapıldı.

³: Demirin çöl tozlarıyla birlikte gökten indiği bilinmektedir. Bununla ilgili  Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi şöyle demektedir:
Çöl tozları içinde bulunan demirIII , bulut içerisinde Güneş ışığının etkisiyle +3 halden +2 hale indirgenmektedir. İndirgenmiş demirII yağışlar sonucunda yeryüzüne indiğinde bitki, toprak ve su kaynakları için önemli fonksiyonlar görmektedir (Saydam, 2010: 38).

Kaynak: Fırat üniversitesi sosyal bilimler dergisi Cilt: 22, Sayı: 2, Sayfa: 1-15, ELAZIĞ-2012
ÇÖL TOZLARININ TÜRKİYE’DE DOĞAL VE BEŞERİ ORTAM 
ÜZERİNE ETKİSİ
Link: dergipark.org.tr › article-filePDF
çöl tozlarının türkiye'de doğal ve beşeri ortam üzerine etkisi - DergiPark 
Detaylı bilgi için https://www.bilimveyaratilisagaci.com/2018/10/71-demirin-gokten-yagmurla-inisi-hadid-25/ 

26- Elbetteki, Nuh'u ve İbrahim'i de göndermiştik. O ikisinin soyunun içine, peygamberliği ve kitabı yerleştirdik. Onlardan, yol bulanlar/arayanlar vardır. Onlardan pek çoğu hadlerini aşanlardır.

27- Sonra, onların eserleri/izleri üzerine Elçilerimizi ardına taktık (birbirinin ardından gönderdik) ve Meryem'in oğlu İsa'yı da taktık (gönderdik), ona İncili verdik, ona bağlı olanların kalplerine şefkati ve rahmeti yerleştirdik. Kendilerine yazmadığımız ruhbanlığa, ancak Allah'ın çokça razı oluşunu arayarak başladılar. Ardından, ona riayetinin hakkıyla riayet etmediler. Ardından, onlardan inanmış olanlara kendi ödüllerini verdik. Onlardan pek çoğu hadlerini aşanlardır.

28- Ey inanmış olanlar! Allah'a(karşı gelmekten) sakının ve Elçisi'ne inanın ki, onun [Allah'ın] rahmetinden size iki pay verilsin, sizin için kendisiyle yürüyeceğniz bir aydınlık meydana getirsin ve sizi bağışlasın. Allah, çok bağışlayandır, rahimdir.

29- Kitap halkının (ehli kitabın), Allah'ın ikramından hiçbir şeye imkanları olmadığını ve ikramın, Allah'ın elinde [gücünde] olup, onu tercih ettiği kimseye verdiğini bilmesi içindir.¹ Allah, çok büyük bir ikram sahibidir.

¹: "li enle=لئلا" ifadesinin sonundaki "le=لا" zaiddir. Yani anlamı kuvvetlendirmek için fazladan gelmiştir. Yoksa cümleye "bilmemeleri içindir" şeklinde bir anlam katmaz. Farklı iki okuyuşta "li key ya'leme=لكي يَعْلَمَ" ve "li en ya'leme =لأن يَعْلَمَ" şeklinde nefy eden "le=لا" nin bulunmaması bunu doğrular. (Nehhas: i'rab-ul kur'an, zad'ul mesir, beydavi)

56- Vakıa suresi (Hubeyb öndeş meali)

Vakıa

1- (O) vaka [olay] vuku bulduğu [gerçekleştiği] zaman...

2- onun vukusu [gerçekleşmesi] için hiçbir yalancı [yalan çıkarıcı, mevcut]¹ değildir.

¹: "Yalan çıkaran yoktur" anlamındadır. Bu ifade, olayın kesinlikle gerçekleşeceğini vurgulamaktadır. "Büyük çöküş" ve "büyük yırtılma" gibi pek çok teori ve evrendeki entropinin geri çevrilemez oluşu evrenin nihayetinde bir sonu olduğunu göstermektedir. Yani bilim, bu ayeti doğruluyor.

3- [O], alçaltandır, yükseltendir.

4-7- [o olay gerçekleştiği] yani¹ yer, tam bir sarsıntı şeklinde sarsıldığı ve dağlar paramparça olduğu zaman, un ufak toz halinde savrulmuş hale geldi ve siz üç çift/sınıf oldunuz.

¹: 4. Ayette geçen "iza=إذا", ifadesi 1. Ayetteki "iza=إذا"'dan bedeldir. (zamahşeri:keşşaf)

8- Artık, Sağ tarafın¹ dostları, nedir sağ tarafın dostları?

¹: Hakka 19. Ayette bahsedilen "kitabın sağından verilme" olayıyla alakalı olabilir. Ya da "sağ" Saffat 28. Ayetteki gibi "iyi taraf" anlamında olabilir. Bu durumda ayet "iyi tarafın dostları" anlamındadır.

"sağ" ile bazen "mutluluk, bereket ve hayır" manası da kasıt edilir. (müfredat : يمن) bu durumda "mutluluğun, hayrın, bereketin dostları" anlamındadır.

9- Uğursuz/sol tarafın dostları, nedir uğursuz/sol tarafın dostları?

10- (İyilikte) öne geçenler, (ahirette de) öne geçenlerdir.¹

¹: İlk "ves-sabikune=والسابقون" müpteda, ikincisi ise haberdir. Çeviri buna göre yapıldı. Bununla birlikte, ikincisinin sıfat, 11. Ayetin ise haber olması da mümkündür. (Nehhas: i'rab-ul kur'an) buna göre "Öne geçenler var ya o öne geçenleri, işte onlar..." şeklinde meal edilebilir.

11-12- İşte bunlar [öne geçenler], Naim cennetlerinin içinde yaklaştırılmışlardır.

13-14- [Onlar] öncülerden-öncekilerden olan bir bölümdür. Diğerlerinden/sonrakilerden olan pek azınlıktır.

15- Cevherle işlenmiş yatakların üzerindedirler.

16- Onların [yatakların] üzerinde karşılıklı haldeyken...

17-18- Kalıcı [ölümsüz] yapılmış çocuklar, onların karşılarında, bardaklarla, testilerle ve [su] kaynaklarından (doldurulan) kaselerle dönüp dolaşır.

19- Ondan [o içeceklerden] yana baş ağrısı yaşamazlar ve [bilinçlerini] yitirmezler.

20-21- Yararlı görüp seçtiklerinden meyvelerle ve iştahlandıklarından kuş etiyle [karşılarında dönüp dolaşırlar].

22-24- Saklanmış inci misali güzel gözlü huriler, bulunmakta oldukları eylemlere bir karşılık olarak [karşılarında dönüp dolaşır].¹

¹: Bu ifade, "Kalıcı [ölümsüz] yapılmış çocuklar" ifadesine atıftır. (Beydavi) çeviri bu gramer açıklamasına göre yapıldı.

Ya da bu ifadeler öznedir, haber olan "lehum=لهم" hazf edilmiştir. (Müşkül i'rab-ul kur'an) buna göre "...eylemlerine karşılık olarak kendilerinindir." şeklinde meal edilebilir.

25-26- Onda [cennette] 'boş' hiçbir [şey] ve kasıtlı suça sevk eden hiçbir [şey] işitmezler. Ancak, bir söz yani tamam Esenlik olan bir Esenlik [sözü işitirler].

27- Sağ dostları, nedir sağ dostları?

28-31- Dikensiz sedir ağacının, dizilmiş bir akasya ağacının, uzatılmış bir gölgenin ve akan suyun içindedirler.

32-33-34- Kesilmeyen ve engellenmeyen pek çok meyvelerin, yükseltilmiş döşeklerin içindedirler.

35- Gerçekten biz, onları [inançlı kadınları]¹ tam bir inşaa olarak inşaa ettik.

¹: "hunne=هن" zamiri, dünyadaki inançlı kadınlara gitmektedir. (zad'ul mesir)

36-38- Ardından, 'sağın dostları' için onları [inançlı kadınları] yaşıt, sevgisini [eşine] belli eden¹ dokunulmamış bir hale getirdik.

¹: "urub=عرب" kelimesinin tekili olan "arubetun=عروبة" kelimesi, iffetinden dolayı halini ve eşin[e olan] sevgisini belli eden, eşine aşık olan kadın demektir. (müfredat :عرب)

39-40- [sağın dostları] öncülerden/öncekilerden olan bir bölümdür ve diğerlerinden/sonrakilerden olan bir bölümdür.

41- Solun dostları, nedir solun dostları?

42-44- Bir zehirin, bir kaynar suyun ve dondurucu olmayan ve değerli olmayan siyah dumandan bir gölgenin içindedir.

45-48- Gerçekten onlar, işte bunlardan önce zengin şımarıklardı, en büyük suç üzerinde ısrar ediyorlardı ve "öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mi yeniden diriltilmiş [olacağız]? Öncü-önceki atalarımız da mı [yeniden diriltilmiş olacak]?" diyorlardı.

49-50- "Gerçekten, öncekiler ve sonrakiler, bilinen günün belirlenmiş vaktine kadar mutlaka toplanmış [olacaktır]" de.

51-"Sonra, gerçekten siz, ey çokça yalanlayanlar, yolu kaybetmiş olanlar! "

52- "Zakkum'dan bir ağaçtan mutlaka yiyeceksiniz."

53- Artık, karınlar ondan [o ağaçtan] dolacaktır.

54- Ardından, onun üzerine kaynar sudan içecidirler.

55- Çok susayanın içmesi [gibi] içicidirler.

56- Bu, dinin gününde onların ağırlanışıdır.

57- Biz yarattık sizi, artık doğrulamanız gerekmez mi?

58-59- Döktüğünüz [meniyi] bana haber verin: onu siz mi yaratıyorsunuz? Yoksa biz mi yaratıcılarız?

60-61- Aranızda ölümü biz belirledik. Sizin benzerinizi [sizinle] değiştirme ve kendisini bilmediğiniz [şeyin] içinde sizi inşaa etme konusunda asla önüne geçilmiş (hükümlerine engel olunmuş) değiliz.

62- Elbetteki, ilk/önceki inşa'yı bilmiştiniz. Artık, düşünüp öğüt almanız gerekmez mi?

63-64- Ekip biçtiğiniz [şeyleri] bana haber verin: onları siz mi yetiştiriyorsunuz? Yoksa biz mi yetiştiriciyiz?

65- Şayet tercih edersek, onu çer çöp haline getiririz de şaşırır bir hale gelirsiniz.

66-67- "Gerçekten biz, kayba uğratıldık! Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız" [dersiniz].

68-69- O halde, içtiğiniz suyu bana haber verin: onu [suyu], parlak/beyaz¹ buluttan siz mi indirdiniz? Yoksa indiriciler biz miyiz?

¹: (müfredat : مزن, kurtubi)

70- Şayet tercih etseydik onu [o suyu] sıcak/acı yapardık. O halde, teşekkür etmeniz gerekmez mi?

71-72- Çıkardığınız ateşi bana haber verin: onun ağacını siz mi inşa ettiniz? Yoksa inşa edenler biz miyiz?

73- Onu, bir hatırlatma ve kırda kalanlara/gelip geçenlere bir faydalanma olarak yaptık.

74- O halde, en büyük RAB'binin ismini tenzih et.

75- Artık, yıldızların düştükleri yerleri (kara delikleri)¹ delil getiririm ki².

¹: "mevaki =مواقع", "mevki=موقع" kelimesinin çoğuludur. "konumlar" veya "düştükleri yerler" anlamına gelir. (müfredat: وقع)
Yıldızların düştükleri kara delikleri kasıt ediyor olabilir.

²: "le uksimu=لا أقسم" ifadesinin başındaki "le=لا" zaiddir. (zamahşeri: keşşaf) bunu zaid saymayarak "işaret etmiyorum" manası verenler de vardır. (Beydavi)

76- Şayet biliyor olsaydınız, gerçekten o, büyük bir delildir.

77- Gerçekten o, değerli bir kur'an'dır [kur'an'ı kerimdir].

78- saklanmış bir kitabın içindedir.

79- Ona¹, ancak temizlenenler temas edebilir.

¹: "Ona" zamiri, kur'an'a da gidebilir, "saklanmış kitap" denilen kitaba (muhtemelen levh-i mahfuz) da gidebilir. Ayetin her iki anlama göre de gelebileceği pek çok mana vardır. Eğer zamir kur'an olursa,"görünen kirlerden temizlenmiş/abdest almış" veya "günahtan temizlenmiş" veya "şirkten temizlenmiş" veya manasında olabilir. (zad'ul mesir, ayrıca bkz: kurtubi, Fahreddin Razi)

80- Kısım kısım indirilişi alemlerin [varlıkların] RAB'bi[tarafın]dandır.

81-O halde siz, bu konuda mı ciddiyetsiz davrananlarsınız?

82- Rızkınızı/teşekkürünüzü¹, yalanlamanız mı sayıyorsunuz?

¹: İbni Abbas kıraat'inde "tecaulune şukrekum=تجعلون شكركم" şeklindedir. (Nehhas: i'rab-ul kur'an, kurtubi)

83-87- O halde, (can) boğaza ulaştığında, o sürede siz bakıp dururken hâlbuki biz size sizden daha yakın iken fakat siz bakmıyor iken eğer siz gerçekten de din/karşılık bulacaklar değilseniz [kendi canınıza geri dönmeniz] gerekmez miydi? Eğer dürüst idiyseniz, ona [canınıza] geri dönsenize?¹

¹: 87. Ayetteki ifade 83. Ayetteki "iza=إذا" zarfının amilidir. Birinci "levla =لولا" ifadesinin teşvik ettiği ifadedir. İkinci "levla=لولا" tekid içindir. (Beydavi)

88-89- Yaklaştırılmışlardan olana gelince ise: artık, [ona¹] bir nefes/rahatlık, bir reyhan ve bir Naim'in cenneti vardır.

¹: "ravhun... =روحٌ.." ve diğer ifadeleri, Takdiri bir "lehu=له" ifadesinin haberidir. (Halebi: duru-l mesun)

90-91- Sağ dostlarından olana gelince ise: "Sağ dostlarından bir esenlik senindir"

92-94- Yolucçokça kaybetmiş çokça yalanlayanlayna gelince ise: "[Sana] kaynar sudan bir ağırlama ve kızgın ateşi[n azabını] çekme vardır."

95- Gerçekten bu, kesin olan Hakkın [gerçeğin] ta kendisidir.

96- O halde, en büyük RAB'binin ismini tenzih et.